16 Mayıs 2008 Cuma

<< İlk <<  < Önceki <
  / 8  > Sonraki >  >> Son >>

TARIMDA SEKSEN SONRASI SÜREÇ

MAHİR GÜRBÜZ
 

ANKARA 2007
79 sayfa

 

 Ayrıntı 

PAMUK TARIMININ TEMELLERİ

PROF. DR. MEHMET MERT
 

ANKARA 2007
282 sayfa

 Ayrıntı 

TÜRKİYE TARIMINDA KAPİTALİZM VE SINIFLAR

DR. NECDET ORAL
 

ANKARA 2006

Cumhuriyetin başlangıç yıllarında temel üretim aracı olan toprakta üretim ilişkilerinin özünü büyük ölçüde Osmanlı‘dan devralınan miras belirliyordu. Anadolu‘da tarıma temel olarak aile emeği ile üretim yapılan geçimlik düzeydeki küçük köylü işletmeleri egemendi. Bu işletmeler sanayi bitkilerine değil, daha çok yerinde kullanılacak tahıl üzerine kurulu, son derece geri teknoloji kullanan ilkel bir yapıya sahiptiler. Ege, Çukurova ve Doğu Karadeniz tarımın en fazla ticarileştiği, kapitalist üretim ilişkilerinin en çok yayıldığı yöreler iken, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde ise yarı- feodal üretim ilişkileri ağırlık kazanmıştı.

Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusun yaklaşık %84‘ü köylerde oturuyordu ve üretim esas olarak tarıma dayalıydı. 1923‘te GSMH içinde tarımın payı %43,1, sanayiin payı %10,6, hizmetler kesiminin payı %46,3 idi. Toplam istihdam içinde tarım kesiminin payı %80‘in üstündeydi. İhracat gelirlerinin %85‘i tarımsal ürünlerden sağlanıyordu.

Tarımsal yapıyı belirlemek amacıyla 1927‘de yapılan tarım sayımına göre, işlenen topraklar 6,6 milyon hektar dolayında olup, bu da tüm toprakların ancak %5-6,5 kadarını oluşturmaktaydı. Ekilen alanların %89,5‘i hububat, %3,9‘u baklagiller ve %6,6‘sı sınaî bitkiler üretimine ayrılmıştı.

Cumhuriyetin ilk yıllarında tarım, Batı dünyasına göre çok gerilerdeydi. Tarımda modern girdi, araç-gereç yerine pulluk, karasaban kullanılıyor, tarım ilacı ve kimyasal gübre bilinmiyor, modern sulama olanağı kullanılamıyordu. 1927‘de mevcut 16 tarım makinesinden ancak 2 bin kadarı traktördü. İlaçlı mücadele kısmen pamukta yapılıyor, kimyasal gübre ise -yine bir ölçüde- üzüm, tütün, şekerpancarı gibi ticari ürünlerde kullanılıyordu. 1930‘ların başlarında sulu tarım yapılan alan 5 bin hektar dolayındaydı. Öte yandan, o yıllarda düzenli kredi olanakları çok kısıtlıydı. Örneğin 1923 yılında Ziraat Bankası kredileri 8 milyon liraydı.

Tarımsal üretim teknolojisinin ilkel ve çağdaş girdilerin kısıtlı oluşuna koşut olarak tarımda üretim ve verimlilik çok düşüktü. 1925‘ler Türkiye‘sinde buğday üretimi 1,1 milyon ton, arpa üretimi 1,3 milyon ton, mısır üretimi 523 bin ton, kuru fasulye üretimi 24 bin ton, pamuk üretimi 76 bin ton, şekerpancarı üretimi 6 bin ton, tütün üretimi 56 bin tondu. Hektar başına verim buğdayda 350 kg, arpada 1.450 kg, mısırda 1.100 kg, kuru fasulyede 370 kg, pamukta 435 kg, şekerpancarında 1.750 kg, tütünde 840 kg idi.

Ancak, ülkede 46,3 milyon hektar gibi önemli bir çayır-mera varlığı bulunmaktaydı. 13,6 milyon nüfuslu Türkiye‘de 4,3 milyon sığır, 10,2 milyon koyun ve 2,6 milyon tiftik keçisi vardı.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana 80 yılı aşkın bir süre geçti. Artık nüfusun %65‘i kentlerde yaşıyor. GSMH içinde tarımın payı %11‘lere gerilemiş durumda. Buna karşın toplam istihdam içinde tarım kesiminin payı hala %25‘ler düzeyinde. Ancak ihracat gelirlerinin yalnızca %5‘i tarım ürünlerinden sağlanıyor.

80 yılda işlenen alanlar 6,6 milyon hektardan 27,5 milyon hektara yükseldi, yani 4 kat arttı. Buna karşılık mera alanları ise 20 milyon hektarın altına düştü, yani 80 yılda 2,3 kat azaldı. Ekilen alanların %60‘ı tahıl, %6,7‘si baklagiller, %12‘si de sınaî bitkiler ve yağlı tohumlara ayrılmış durumda.

1948‘de Marshall Planının uygulamaya konmasıyla tarımda son derece hızlı bir makineleşme sürecine girildi. Günümüzde, traktör parkı 1 milyonu, gübre kullanımı 5 milyon tonu, tarımsal ilaç kullanımı ise 30 bin tonu aştı. Artık ekonomik olarak sulanabilir durumda olan 8,5 milyon hektar alanın 4,9 milyon hektarı (%58‘i) sulanabiliyor. Tarım kesimine yönelen kredilerin toplamı 4 katrilyon liraya ulaşmış durumda.

Tarım kesiminde mekanizasyon, gübreleme, sulama kapsamında yapılan çalışmalar hem üretimin, hem de verimliliğin artmasında büyük rol oynadı. Örneğin buğday üretimindeki artış 20 kat, pamukta 12 kat, şekerpancarında ise 2 bin kat oldu. 1925 yılında hektar başına 350 kg olan buğday verimi 2 tonu aşarken, arpada verim 1,6 kat, mısırda 4,5 kat, pamukta 3,3 kat artmış; şekerpancarında ise bu artış 20 katın üzerinde gerçekleşmiştir.

Ancak hayvancılıkta aynı gelişmeden söz etmek çok zor. 73 milyon nüfuslu günümüz Türkiye‘sinde 10 milyon baş sığır, 25 milyon baş koyun ve 250 bin baş tiftik keçisi bulunuyor.

Böylelikle Cumhuriyet döneminde tarım kesiminde yaratılan hasıla (cari fiyatlarla) 439 milyon dolardan 30 milyar dolara ulaştı, yani 60 kat arttı.

Tümüyle resmi kaynaklardan derlenen bu veriler özellikle Cumhuriyetin 80. yılı dolayısıyla da egemen sınıflarca bol bol kullanıldı. İktisat bilimini halkın yararına kullanmayı amaçlayan birkaç yurtsever kişi ve kuruluş dışında, varılan -ve övünülen- bu noktanın nelerin yitirilmesi pahasına sağlandığına ve yaratılan bu değerlerden en çok hangi sınıf ve tabakaların yararlandığına ise kimse değinmedi.

Egemen sınıfların hiç değinmedikleri ya da göz ardı etmek istedikleri arasında, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana tarımda "en az değişenler" de bulunmaktadır. Bunlar kısaca tarım topraklarının işletmelere ve mülkiyete göre dağılımında süregelen büyük eşitsizlik, makineleşme, kredi ve destekleme politikalarının egemen sınıfların yararına göre biçimlenmesiyle 80 yıllık süreçte 3,5 kat artan topraksızlık ve toprakların belli ellerde toplanma olgusuna koşut olarak kırsal kesimde ivme kazanan işsizlik ve göç olarak sayılabilir. Bu dönemin "en çok değişeni" ise emperyalizme bağımlı kapitalist üretim ilişkilerinin yukarıdan aşağıya inşası sürecinde emek-rant sömürüsünün yerini büyük ölçüde emek-ücret sömürüsünün alışı, yani geleneksel sömürü mekanizmalarının yerinin başka sömürü mekanizmaları ile dolduruluşu oldu.

Bilindiği gibi, uluslararası mali sermayenin resmi örgütlenmeleri olan IMF ve Dünya Bankası, 1980‘lere dek köylülüğü (küçük üreticiliği) destekleme yönünde ekonomi-politikalar oluştururken, amacı kırsal alanlarda egemen sınıfların denetimini artırmak ve böylelikle ortaya çıkabilecek bir toplumsal muhalefetin devrimci hareketle bütünleşmesini engellemek ya da düzenin sınırları içerisindeki kanallara yönlendirmek olmuştur. Emperyalizm "küçük üreticiliği destekleme" politikasıyla köylülüğün gelir düzeyini belirli bir düzeyde tutmayı esas almıştır. Tarım sübvansiyonlarıyla yürütülen bu politika, feodal ilişkilerin devrimci bir tarzda tasfiye edilemediği -Türkiye gibi- ülkelerde, aynı zamanda feodal sınıflarla sürdürülen bir işbirliğini ifade etmektedir.

1980 sonrasında dünya çapında ortaya çıkan ekonomik gelişmeler ve sosyalist sistemin dağıtılmışlığı koşullarında, kendisi için uygun bir ortam oluştuğunu düşünen emperyalizm, küçük üreticiliği destekleme politikasını terk ederek, köylülüğün mülksüzleştirilmesine ve bu yolla kırsal nüfusun azaltılmasına yönelik politikalara dönmüştür.

Türkiye gibi emperyalizmin boyunduruğu altındaki yeni-sömürge ülkelerde hiçbir ekonomik ve siyasi politika emperyalist-kapitalist sistemden bağımsız değildir. Dolayısıyla 24 Ocak Kararlarının Türkiye tarımına yönelik temel politikası, tarımda üretimden pazarlamaya değin tüm sürecin emperyalizm tarafından denetimini sağlamak olmuştur. Bu denetimin gerçekleştirilebilmesi için 1980 sonrası uygulanan politikalara bakıldığında, tüm uygulamaların küçük üreticiliğin ve küçük ölçekli tarımsal üretimin tasfiye edilmesine yönelik olduğu görülecektir.

Öte yandan 1970‘li yıllara dek tarım ürünleri ithalatçısı konumunda olan emperyalist merkezler, geliştirip uyguladıkları yeni teknolojilere ek olarak her türlü destekleme aracını sonuna dek kullanarak, gereksinimlerinin çok üstünde bir tarımsal üretim kapasitesine ulaştılar. Ancak üretim fazlası için pazar gerekiyordu. Bu noktada IMF ve Dünya Bankası gibi örgütlerini devreye soktular ve azgelişmiş ülkelerin tarımlarını çökerterek bu ülkelerin pazarlarını ele geçirmek için bir saldırı programı başlattılar. 1980‘li yılların başında borç krizine giren ülkelerde "yapısal uyum programları" şeklinde dayatılan bu saldırı sonucu, Afrika, Latin Amerika ve Asya‘da birçok azgelişmiş ülke, iç piyasalarını gıda malları ithalatına ve tarım alanlarını çokuluslu tarım-gıda tekellerine açtılar. Bu ülkelerde temel gıda üreticiliğine dayalı üretim deseni terk edilerek, tekellerin gereksinimlerine göre ve onların belirlediği koşullarda ihraç malları üretimine geçildi. IMF ve Dünya Bankası reçetelerinin uygulandığı azgelişmiş ülkeler, sonuçta, kendi kendilerini besleyemeyen bir konuma gelerek, net gıda maddeleri ithalatçısı oldular. Buna karşılık, dünyada gıda üretimi ve dağıtımını bir avuç şirket kontrol etmeye başladı. GATT Uruguay Görüşmeleri de tarım-gıda tekellerinin gücüne güç kattı. "Yeni Dünya Düzeni" ve "Küreselleşme" (Dünya ekonomisinin ABD hegemonyası altında neo-liberal bir düzenleme sistemiyle, gelişmiş kapitalist ülkelerin kullanımına sunulması süreci) koşullarında, tüm siyasi ve ekonomik politikalarda olduğu gibi tarımsal politikalarda da artık içsel dinamikler değil dış dinamiklerin belirleme gücü baskındır. Bu sürecin tarım için yıkım, üretici için ise yoksullaşma ve tasfiye eğilimlerini içinde barındırdığı da bir gerçektir.

Uluslararası mali sermayenin denetimindeki IMF ve Dünya Bankası, bağımlı kıldığı diğer azgelişmiş ülkelerde olduğu gibi, Türkiye tarımında da aynı reçeteyi uygulamak istiyor. Dünya Bankası‘nca hazırlanan Tarım Reformu Uygulama Projesi (ARIP) adı altında dayatılan bu program tarımda fiyat, kredi ve girdi desteklerinin ortadan kaldırılarak -dünyanın hiçbir ülkesinde tek başına uygulanmayan- doğrudan gelir desteği sistemine geçilmesini, tarım birliklerinin işlevsiz hale getirilmesini, bazı ürünlerde kota uygulamasına geçilmesini, kimilerinde ise üretim alanlarının daraltılmasını, tarımdaki tüm dağıtım, pazarlama ve AR-GE etkinliklerinin yerli ve yabancı tekellere devredilmesini içeriyor.

IMF ve Dünya Bankası‘nın dayatmaları ve hükümetin uygulamaları, Türkiye tarımını -özellikle de küçük ölçekli tarımı- dünyanın acımasız piyasa ekonomisi karşısında korumasız bırakarak birkaç temel ürün dışında tasfiye etmeyi amaçlıyor. Böylelikle Türkiye tarımı üretimden pazarlamaya değin uluslararası tarım-gıda tekellerinin denetimi altına girecek ve emperyalist merkezlerin açık pazarı haline gelecek. Yerli üreticiler ise ya "sözleşmeli çiftçi" adı altında bu şirketlerin "taşeronu" haline gelerek birey olarak sömürgeleşecekler ya da göç etmek zorunda kalacaklar.

Tüm bunlara karşın kır emekçileri çıkarlarının korunmasını hala kendilerinin oluşturacakları öz örgütlerinden değil, tekelci sermayenin yönlendirici güç olduğu egemen ittifaktan beklemeyi sürdürüyorlar.

Bu çalışma, emperyalizmin ve onlarla işbirliği içindeki yerli egemen sınıfların kırsal kesimdeki emekçilerden saklamak istediği doğruları gün ışığına çıkarmayı amaçlıyor. Ayrıca tarımda yaratılan değerlerin hangi mekanizmalarla hangi sınıf ve tabakalara aktarıldığını ve bu yolla küçük bir azınlığın nasıl daha zengin, milyonlarca kır emekçisinin ise nasıl daha yoksul hale getirildiğini irdelemeye çalışıyor.

Bu çalışma, Türkiye‘de tarım ve köylülük üzerine kafa yormuş çok sayıda kişi ya da kuruluşun çalışmalarının derlemesinden (ya da sentezinden) oluşuyor. Çalışmayı bilimsel olarak rahatlatmak için dipnotlarda kaynak gösterme yerine, yararlanılan kaynaklar metinde anılıp kaynakçada sıralandı. Özellikle konuyla ilgili 1980 öncesi yapılan -ve artık ulaşılması oldukça zor olan- birçok çalışmadan genç kuşakları haberdar etmek amacıyla kaynakça oldukça geniş tutuldu.

Bu çalışmalara emeği geçen Korkut Boratav, Mustafa Sönmez ve Muzaffer Sencer gibi bilim insanları ile Tüm İktisatçılar Birliği (1980 öncesi) ve -üyesi olmakla gurur duyduğum- Ziraat Mühendisleri Odası gibi demokratik kuruluşları burada anmak istiyorum. Onların yurtsever çabaları olmasaydı, bu çalışmayı yapmaya cesaret edemezdim.

Çalışmaya 1998 yılında başladım; ancak basımı geciktikçe, ekleme ve güncellemelerin de ardı gelmedi. Bu nedenle burada, çalışmanın kitaba dönüşmesini sağlayarak, beni sonu gelmez gibi görünen güncellemelerden kurtaran -ve yeni çalışmalara başlamamı olanaklı kılan- TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın‘a; yazım aşamasında birçok kaynağa ulaşmamı sağlayan Oda II. Başkanı Dr. Turhan Tuncer‘e; desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen Bursa Şube Başkanı İlhan Demiröz‘e teşekkürlerimi borç bilirim.

 Ayrıntı 

TÜRKİYE ZİRAAT MÜHENDİSLİĞİ I. TEKNİK KONGRESİ (2 CİLT)


 

ANKARA 1965
765 sayfa

Cumhuriyet devrinde memleketimizde iki büyük Ziraat Kongresi yapılmıştır. Bunlardan birincisi, 1939 yılında Tarım Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen ziraat kongresidir. İkincisi'de, Ziraat Mühendisleri Odasınca 24 - 27 Ekim 1965 tarihlerinde Ankara'da yapılmış olan "Türkiye Ziraat Mühendisliği I. Teknik Kongresi" dir.

Söz konusu olan İkinci Teknik Kongre; Tarım kesimindeki temel sorunların yetkili bilim adamları, mütehassıslar ve yöneticiler tarafından serbestçe tartışılması, eleştirilmesi ve dolayısı ile çözüm yollarının ve çarelerinin araştırılması ve tesbit olunması amacı ile tertip edilmiştir.

Kongre; siyaset adamı, yönetici, çiftçi ve mühendis olarak sayısı 1500'ü aşan güzide bir topluluk tarafından alâka ile takip olunmuştur.(15) konuda (28) adet serbest tebliğ ve Kongre tebliği etüd ve münakaşaya arz edilmiştir. Bunlar (15) ihtisas komisyonu vasıtasile incelenerek neticeleri genel kurula sunulmuştur. Gerek ihtisas komisyonları ve gerekse Genel Kurul çalışmalarına yüksek nisbette iştirak vaki olmuş ve tartışmalar büyük bir intizam içinde yapılmıştır. Tebliğlerin sınıflandırılmış olan aktüel ve o nisbette önemli meselelere inhisar etmesine dikkat edilmiş ve böylece çözüm yollarının sistemli bir şekilde araştırılması ve tesbit edilmesi mümkün olmuştur. Çalışmalar, metod ve verimlilik bakımından olgun bir seviye göstermiştir.

Yukarıda belirtilen özellikleri bakımından bu kongrenin büyük bir ihtiyacı karşıladığına ve ilerideki program ve uygulamalar için çok değerli bir kaynak olarak büyük faydalar sağlayacağına inanıyoruz. Gerçekten, toplum ve meslek alemimizden Odamıza akseden kanaatlar da bu görüşü doğrulamaktadır. Bu bakımdan, Türkiye Ziraat Mühendisliği I. Teknik Kongresi tebliğlerini, ihtisas komisyonları raporlarını, müzakere ve Genel Kurul kararlarını ihtiva eden bu eseri yayınlamayı zevkli bir vazife sayıyoruz.

Kitabın aziz meslektaşlarımız, ilgili kurum ve şahıslar için faydalı olmasını gönülden dileriz.

ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI YÖNETİM KURULU

 Ayrıntı 

TÜRKİYE ZİRAAT MÜHENDİSLİĞİ II. TEKNİK KONGRESİ (1 CİLT)


 

ANKARA 1970
314 sayfa

A. Ü. Ziraat Fakültesi Dekanlığı, T.M.M.O.B. Ziraat Mühendisleri Odası ve Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Derneği tarafından düzenlenen "TÜRKİYE l. SÜTÇÜLÜK KONGRESİ" 20 - 22 Haziran 1974 tarihlerinde Ankara'da Türk-İş Konferans Salonunda yapılmıştır.

Tarım sektörünün önemli bir kesimini oluşturan sütçülüğümüzün içinde bulunduğu sorunları değişik yönleri ile tartışmak daha ileriye götürülmesi için çıkış yolları aramak ve bu alanda çalışan kuruluşların gayretlerinin etkinliğini arttırmak amacıyla düzenlenen kongrede on tebliğ sunulmuş ve çeşitli konuşmacılar da değerli katkılarda bulunmuşlardır. Ayrıca kongreye geniş yer veren TRT ve basın organları aracılığı ile çalışmaların kamu oyuna etkin bir şekilde yansıması sağlanmıştır.  

Bu kitap kongrede sunulan tebliğleri, açılış konuşmalarını ve kongre bildirisini içermektedir. Türkiye l. Sütçülük Kongresi'nin gerçekleşmesinde ve başarısında emeği geçenlere teşekkür eder, bu kitabın ilgililere yararlı olmasını dileriz.

ANKARA Ağustos 1974

 Ayrıntı 

TÜRKİYE 1. SÜTÇÜLÜK KONGRESİ


 

ANKARA 1974

A. Ü. Ziraat Fakültesi Dekanlığı, T.M.M.O.B. Ziraat Mühendisleri Odası ve Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Derneği tarafından düzenlenen "TÜRKİYE l. SÜTÇÜLÜK KONGRESİ" 20 - 22 Haziran 1974 tarihlerinde Ankara'da Türk-İş Konferans Salonunda yapılmıştır.

Tarım sektörünün önemli bir kesimini oluşturan sütçülüğümüzün içinde bulunduğu sorunları değişik yönleri ile tartışmak daha ileriye götürülmesi için çıkış yolları aramak ve bu alanda çalışan kuruluşların gayretlerinin etkinliğini arttırmak amacıyla düzenlenen kongrede on tebliğ sunulmuş ve çeşitli konuşmacılar da değerli katkılarda bulunmuşlardır. Ayrıca kongreye geniş yer veren TRT ve basın organları aracılığı ile çalışmaların kamu oyuna etkin bir şekilde yansıması sağlanmıştır.  

Bu kitap kongrede sunulan tebliğleri, açılış konuşmalarını ve kongre bildirisini içermektedir. Türkiye l. Sütçülük Kongresi'nin gerçekleşmesinde ve başarısında emeği geçenlere teşekkür eder, bu kitabın ilgililere yararlı olmasını dileriz.

ANKARA Ağustos 1974

 Ayrıntı 

HAYVANCILIK TEKNİK KONGRESİ


 

ERZURUM 1974
450 sayfa

 Ayrıntı 

1. HAYVANCILIK, ÇAYIR-MER'A VE YEM BİTKİLERİ TEKNİK KONGRESİ


 

ERZURUM 1974
455 sayfa

 Ayrıntı 

TÜRKİYE 3. SÜTÇÜLÜK KONGRESİ


 

ANKARA 1978
140 sayfa

 Ayrıntı 

KIRSAL KESİM ÇOCUKLARI ÇOCUKLARARASI RESİM-DÜZYAZI YARIŞMASI


 

ANKARA 1980

 Ayrıntı 

ADANAANTALYAAYDINBALIKESİR
BURSAÇANAKKALEDENİZLİ
DİYARBAKIRERZURUMESKİŞEHİR
GAZİANTEPHATAYİSTANBUL
İZMİRKAYSERİKAHRAMANMARAŞ
KONYAMANİSAMERSİNMUĞLA
RİZESAMSUNŞANLIURFA
TEKİRDAĞTRABZONVAN

Şube ve İl Temsilcileri Listesi
 


TOPRAK KORUMA PROJESİ EĞİTİMİ/TEKİRDAĞ 23-27 HAZİRAN 2008 12.05.2008 GENEL MERKEZ


HACCP (19-21 MAYIS 2008) VE ISO 22000 (22 MAYIS 2008) EĞİTİMLERİ 09.05.2008 TRABZON


TARIMSAL YAYIM VE DANIŞMANLIK EĞİTİMİ - 02 HAZİRAN / 20 HAZİRAN 2008 – AYDIN 08.05.2008 AYDIN

Tüm MİEM Duyuruları

MİEM ile ilgili Duyuru-Haberlere ulaşmak ve Eğitimler hakkında bilgi almak için tıklayınız
 


Pts

Sl

Çrş

Prş

Cum

Cts

Paz

18

 05 

 06 

 07 

 08 

 09 

 10 

 11 

19

 12 

 13 

 14 

 15 

 16 

 17 

 18 

20

 19 

 20 

 21 

 22 

 23 

 24 

 25 

21

 26 

 27 

 28 

 29 

 30 

 31 

 01 

22

 02 

 03 

 04 

 05 

 06 

 07 

 08 

23

 09 

 10 

 11 

 12 

 13 

 14 

 15 

24

 16 

 17 

 18 

 19 

 20 

 21 

 22 

25

 23 

 24 

 25 

 26 

 27 

 28 

 29 

 


TARIM ALET VE MAKİNALARI PROJELENDİRME EĞİTİMİ 12.05.2008 - 16.05.2008 MERKEZ


PANEL: 19 MAYIS BAĞIMSIZLIK ATEŞİ (YENİ) 19.05.2008 MERKEZ


DANIŞMA KURULU (YENİ) 23.05.2008 - 25.05.2008 MERKEZ

Tüm Etkinlikler

"Özel tarımsal yayım ve danışmanlık" faaliyetlerini, üreticiye bilginin ulaştırılması ve mesleğimiz açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu buluyorum
Olumsuz buluyorum
Fikrim Yok

Özel Tarımsal Danaışmanlık yayım hakkında Avrupa Birliği tüzükleri
1782/2003
1783/2003
187/2004
 

Gıda üretim ve satış yerlerinin denetlenmesinde Yeminli Gıda Müşavirlerinden hizmet almasını sağlayan düzenleme gündemde. "Yeminli Gıda Müşavirliği"ni mesleğimiz ve kamu yararı açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu buluyorum
Olumsuz buluyorum
Fikrim Yok

Yeminli Gıda Müşavirliği hakkında bilgiler:
Yeminli Gıda Müşavirliği Hakkında Derlenmiş AB Mevzuatı
 
Yem ve gıda yasası ile hayvan sağlığı ve hayvan refahı kurallarına uyumun doğrulanmasını sağlamaya yönelik olarak gerçekleştirilen resmi kontrollere ilişkin 29 Nisan 2004 tarih ve (AT) 882/2004 sayılı
KONSEY VE AVRUPA PARLAMENTOSU YÖNETMELİĞİ

Tüm Anketler

BİLİRKİŞİLİK

"AÇIK SÜTE KARŞI ULUSAL KAMPANYA"

TEKEL ÖZELLEŞTİRİLMELİ Mİ ?

ODA NE YAPMALI?

50. YIL ETKİNLİKLERİ

"YEMİNLİ GIDA MÜŞAVİRLİĞİ"

 

Odamız duyurularının düzenli olarak e-posta hesabınıza gönderilmesini istiyorsanız;
Lütfen adınızı ve e-posta adresinizi giriniz.

Adınız:
E-Posta Adresiniz:
 

 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

Karanfil Sok. 28/12 06640 Kızılay / ANKARA
Tel: +90 312 425 05 55 - +90 312 418 55 97 - +90 312 418 25 79 - +90 312 418 31 15 Faks: +90 312 418 51 98
bilgi@zmo.org.tr

KEY İnternet Hizmetleri