22 MART DÜNYA SU GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI ''SU TİCARİLEŞTİRİLEMEZ , SU RANT ARACI DEĞİLDİR''

KAHRAMANMARAŞ ŞUBE ( )
25.03.2009 (Son Güncelleme: 26.03.2009 10:30:32)

Şube Başkanımız Yönetim Kurulu Adına 22 Mart Dünya Su Günü Nedeniyle ''Su Ticarileştirilemez Su Rant Aracı Değildir '' Başlıklı Bir Basın Açıklaması Yaptı .

-BASIN AÇIKLAMASI-

  

- 22 Mart Dünya Su Günü-

  

  

SU TİCARİLEŞTİRİLEMEZ ,SU RANT ARACI DEĞİLDİR.

        Bir doğal varlık ve insan hakkı olan su, insanoğlunun temel gereksinimlerini karşılamakla birlikte aynı zamanda tarım, enerji üretimi, endüstri, ulaşım ve turizmin yanı sıra gelişmenin de kaynağıdır. Su, tarım ve endüstri için bir üretim girdisidir. Su aynı zamanda bir enerji kaynağıdır. Bu nedenle su, gelişmeyi belirleyen stratejik bir özellik taşımaktadır.

      Bu özellikleri, suyu, dünyada bir kıt kaynak niteliğine dönüştürmekte ve suyun ticarileşmesinden doğan / doğacak olan rant, sermayenin iştahını kabartmaktadır.

      Böylesine önemli ve herkesin hak sahibi olduğu bir doğal varlık olan suyun, alınıp satılan ekonomik bir mal haline gelmesinde dünyada birçok kurum aktif rol oynamış, böylece çokuluslu su şirketlere "çalışma zemini" yaratılmıştır. Birleşmiş Milletler‘in 1977‘de Mar del Plata kentinde düzenlediği su konferansında, içme suyuna erişimin bir insan hakkı olduğu sonucunda birleşilmiştir. Ancak yukarıda belirtilen "farkındalık", kısa süre içinde BM söylemi ile şirketlerin söyleminin ortaklaşmasına neden olmuştur. 

       Bu çerçevede, BM‘in 1992‘de Dublin‘de düzenlediği Su ve Çevre Konferansı‘nda, bir önceki yaklaşımın tam tersi olarak, "suyun ekonomik bir mal" olduğu kararı benimsenmiştir. Bu karar ile su piyasa koşullarına açılacak ve kamu hizmeti anlayışı dışına çıkarılabilecekti. Yine aynı yıl BM‘in Rio de Janerio‘da düzenlediği Çevre ve Kalkınma Konferansı‘nda da suyun "ekonomik bir mal" olarak çevreye duyarlı bir şekilde yönetilmesine ilişkin yaklaşımlar benimsenmiş, "sürdürülebilirlik" deyiminin içi boşaltılmış, su bir üretim faktörü olan mal konumuna indirgenmiştir. Artık tek kaygı, kar aracı olan bu malı, üretimi aksatacak bir tükenme - kirlenme çizgisine düşürmeden kullanmaktır

      Açıkça görülmektedir ki, onlar için su bir metadır, o‘na ancak parasını ödeyen müşteriler ulaşabilir. Yoksul yurttaş - emekçi ise, ancak yeni sömürü aracı olabilme kapasitesi varsa sermayenin gündemine girebilir

  

     Ülkemizin yenilenebilir yerüstü ve yeraltı su potansiyeli ise yılda toplam 112 milyar m3 civarındadır. Günümüzde bu suyun 43 milyar m3‘ü kullanılabilmekle birlikte bunun 31 milyar m3‘ü tarımda, 4,9 milyar m3‘ü sanayide ve 7,1 milyar m3‘ü de içme ve kullanma suyu olarak kullanılmaktadır. Görüldüğü üzere kullanılabilir suyumuzun büyük bir kısmı tarımsal sulamada kullanılmaktadır.

  

     Yüzey sulama yöntemlerinde sulama randımanı (kanallardaki kayıplar ve buharlaşma dahil verilen sudan bitkinin yararlanma oranı) % 40 - 45 civarındadır. Yani, bitkinin ihtiyacı olan 1000 m3 suyu verebilmek için 2500 m3 suya ihtiyaç duyulmaktadır. Yüzey sulama yöntemi, arazide erozyona neden olmakta, fazla su kullanımının yanında verimli toprak katının kaybedilmesine ve derine sızan sularla birlikte bitki besin maddelerinin kök bölgesinden aşağıya yıkanmasına yol açarak toprağı verimsizleştirmektedir.

     Fiili olarak sulanan 5,2 milyon ha‘lık arazimizde yağmurlama ya da damla sulama yöntemlerinin kullanılması durumunda yaklaşık 10 milyar m3 su tasarrufu sağlanacaktır ki bu da şu anda kentlerimizde ve sanayimizde kullanılan su miktarına yakındır. Akdeniz kuşağında yarı kurak bir bölgede bulunan ülkemizde öncelikle yapılması gereken kullanılan sulama yöntemlerinin yeniden tesis edilmesidir. Oysa ülkemizi yöneten zihniyetin su yönetimi anlayışı kaynakların özelleştirilmesi, su fiyatlarının yükseltilmesi gibi yanlış bir anlayıştır.

     Tarımda kullanılan suyun özelleştirilerek, çiftçinin tarlasının başına kontörlü su saati takılması, zaten ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalan çiftçimizin tarımsal üretimi ve tarlasını terk etmesi, kentlere göç etmesi anlamına gelmektedir. Yeni göçler ise, yeni işsizler, sömürülenler, istismar edilenler anlamına gelmektedir.

     Üreticinin tarımdan koparılması, Türkiye‘nin net 2.5 milyar dolar açığı olan tarım dış ticaretinde tabloyu daha da ağırlaştıracaktır. 2007 yılında hem dünyada hem de ülkemizde yaşanan gıda krizi, bazen efektif talebe rağmen arzın mümkün olamadığını, başka bir deyişle ödemeye hazır olsanız bile ithal edecek tarım ürünü bulamayabileceğinizi göstermiştir.

    FAO‘ya göre bir kişinin bir günlük gıdasının üretiminden işlenerek masaya gelmesine kadar 2-5 ton su harcanmaktadır. Çiftçinin suya ulaşamaması, tüketicinin gıdaya ulaşamaması anlamına gelmektedir.

   Ziraat Mühendisleri Odası olarak  diyoruz ki su doğal ve insan hakkıdır. Rant aracı değil. Bu bağlamda tarım sektöründe uygulanması gereken  gereken bağimsız  tarım politikaları gibi  ,  en önemli  doğal kaynağımız olan su için çok uluslu firmalara ve suyun ticarileşmesi için çaba gösterenlere karşı bağımsız su politikaları uygulanarak su kaynaklarımızın korunması gerekmektedir. Bu bağlamda, demokratik kitle örgütlerinin önümüzdeki süreçte en temel görevi, suyun ticarileşmesine engel olmaktır.

      Kentsel ve kırsal alanda yaşayan tüm yurttaşlarımızın, içme ve kullanma gereksinimlerini karşılayan, yüzyıllardır doğada çağlayarak akan su önce bir doğal kaynak, sonra bir insan hakkıdır. Suyu piyasaya açan her adım ise, açık bir insan hakkı ihlalidir...

  

Yusuf TEMİZKAN

Ziraat Mühendisleri Odası

Kahramanmaraş Şube Başkanı

(Yönetim Kurulu Adına )

  

Okunma Sayısı: 1811