KÜÇÜLEN TARIM İLE EKONOMİK KALKINMA MÜMKÜN MÜ? (YOKSA TARIMIMIZ KÜÇÜLMÜYOR DA ÇÖKÜYOR MU?) - DÜNYA - 10.08.2004

GENEL MERKEZ
11.08.2004 (Son Güncelleme: 13.08.2004 17:03:15)

KÜÇÜLEN TARIM İLE EKONOMİK KALKINMA MÜMKÜN MÜ? (YOKSA TARIMIMIZ KÜÇÜLMÜYOR DA ÇÖKÜYOR MU?)

DOÇ. DR. KAMİL OKYAY SINDIR / TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR ŞUBESİ BAŞKANI

ÜLKEMİZ EKONOMİSİNİN GENEL GÖSTERGELERİNE BAKTIĞIMIZDA BİR BÜYÜMENİN OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDİR. GEÇENLERDE DEVLET İSTATİSTİK ENSTİTÜSÜ BAŞKANLIĞI'nca yayınlanan 2004 yılı ilk çeyreğine ilişkin GSMH değerleri ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı'MIZ SN. ALİ BABACAN TARAFINDAN KAMUOYUNA AÇIKLANDI. SN. BABACAN SÖZLERİNDE; "BİRİNCİ ÇEYREK İLE İLGİLİ BÜYÜME ORANI BEKLENTİLERİN ÇOK ÜSTÜNDEDİR VE SEVİNDİRİCİ BİR GELİŞME OLARAK DA YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜRMÜŞTÜR" DİYOR VE EKLİYOR: "İLK ÇEYREKTE GAYRİ SAFİ MİLLİ HASILA YÜZDE 12.4, GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA İSE YÜZDE 10.1 ORANINDA BÜYÜDÜ VE BU GEÇTİĞİMİZ SON DÖRT ÇEYREĞE BAKACAK OLURSAK OLDUKÇA SEVİNDİRİCİ BİR GELİŞMEDİR." OYSA BÜYÜMENİN VAR OLMASINDAN ÇOK SAĞLIKLI OLUP OLMADIĞI ÇOK DAHA ÖNEMLİ OLMALIDIR. AYNI DÖNEMDE DIŞ TİCARET İSTATİSTİKLERİNE BAKACAK OLURSAK 18.209 MİLYON USD İHRACAT DEĞERİMİZİN 2003 YILININ AYNI ÇEYREĞİNDEKİ İHRACATA GÖRE YÜZDE 29.8 ORANINDA BİR ARTIŞ GÖSTERDİĞİNİ, DİĞER YANDAN 28.627 MİLYON USD İTHALATIMIZIN DA 2003 YILININ AYNI ÇEYREĞİNE GÖRE YÜZDE 46.2 ORANINDA ARTIŞ GÖSTERDİĞİNİ GÖRÜYORUZ. KISACA, 2003 YILI İLK ÇEYREĞİNDE GÖRÜLEN DIŞ TİCARET AÇIĞIMIZ 5551 MİLYON USD DÜZEYİNDE İKEN 2004 YILI AYNI DÖNEMDE BU AÇIK 10.419 MİLYON USD DÜZEYİNE ÇIKMIŞTIR Kİ, BU DA DIŞ TİCARET AÇIĞIMIZIN NEREDEYSE YÜZDE 100'lük bir artış gösterdiğinin resmidir. Kısaca her geçen gün/ay/çeyrek/yıl daha çok ithal eden bir ülke olma yolunda oldukça başarılı sayılırız.

Sektörler itibarıyla gelişme istatistiklerine bakılacak olursa gerileyen tek sektör olduğunu görüyoruz; o da "tarım". Tarım sektörü katma değerinin 2004 yılı ilk çeyreğinde yüzde 7.5 oranında gerilemiş olduğu açıklandı. Tarım sektöründeki bu gerilemeye alt sektörler itibarıyla baktığımızda çiftçilik (bitkisel üretim) ve hayvancılık alt sektörü (tarım sanatları hariç) katma değerinin gerçekte yüzde 7.5 değil, yüzde 10.8 oranında gerilediği, ormancılık alt sektörünün yüzde 4.5 oranında gerilediği, balıkçılık alt sektörünün katma değerinin ise yüzde 2 oranında büyüme gösterdiği görülmektedir.

Diğer yandan, DİE tarafından yapılan açıklamada, Toptan Eşya Fiyatları Genel İndeksi'NİN 2004 HAZİRAN AYINDA BİR ÖNCEKİ AYA GÖRE YÜZDE 1.05'lik düşüş gösterdiği belirtiliyor. Bu düşüşü de sektörler itibarıyla irdeleyecek olursak, tarım, avcılık, ormancılık ve balıkçılık sektörü genel indeksinde yüzde 8.1 oranında düşüş yaşanırken, madencilik ve taşocakçılığı sektörü genel indeksinde yüzde 8.7 artış, İmalat Sanayi Sektörü Genel İndeksi'NDE YÜZDE 1.3 ARTIŞ, ELEKTRİK, GAZ VE SU SEKTÖRÜ GENEL İNDEKSİ'nde de yüzde 0.1 artış olduğu görülecektir. Kısaca enflasyonun düşmesindeki tek etken sektörün de tarım olduğu söylenebilir. Yani tarım sektörü bir yandan üretimde daralma yaşarken, diğer yandan da çiftçinin eline geçen fiyatlar itibarıyla da düşüş göstermektedir. Devlet Bakanı Sn. Ali Babacan bir ifadesinde ekonomideki söz konusu gelişmeleri ve sıhhatli bir büyümeyi kastederek şu benzetmeyi yapmıştır: "Meyve, sebzeler vardır hormonlu, hızlı büyür ama lezzetsiz bir meyve ortaya çıkar. Bir de tarımda bu aralar önemli bir akım var, organik tarım denilen. Belki böyle çok büyük, gözalıcı değil ama oldukça sıhhatli, lezzetli... Bir benzetme yapmak gerekirse bizim son 1.5 yıldır elde ettiğimiz büyüme rakamları gerçekten çok sıhhatli ve uzun vadeli, sürdürülebilir cinsten büyümedir."

Sn. Babacan, organik tarım benzetmesi ile "tarımda ilaç, gübre, teknoloji, vb. girdilerin kullanımına, üretimi desteklemeye ve üretim artışına gerek olmadığını", sıhhat ve lezzet benzetmesi ile de "tarım sektörünü bir yandan desteksiz bırakırken, diğer yandan oldukça iştah kabartan lezzetteki sektörün birileri tarafından afiyetle yenebileceğini" ve bunun da "sürdürülebilir cinsten" olması gerektiğini filan mı söylemek istedi, pek anlaşılamadı.

2003 yılının tamamında tarım sektörü katma değeri yüzde 2.5 oranında azalırken, sanayi sektörü katma değeri yüzde 7.8, hizmet sektörü katma değeri de yüzde 6.7 oranlarında artış göstermiştir. Aynı yılda GSMH'NİN YÜZDE 5.9 ORANINDA BİR ARTIŞ GÖSTERDİĞİNİ GÖRÜYORUZ. ÖZELLİKLE 2003 YILININ SON ÇEYREĞİNDE TARIM SEKTÖRÜNÜN YÜZDE -9.6 GİBİ OLDUKÇA YÜKSEK BİR ORANDA KÜÇÜLDÜĞÜ DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR. 2004 YILI İLK 4 AYI İÇİNDE SADECE TARIM VE ORMANCILIK FAALİYET ALANINDA BİR ÖNCEKİ YILIN (2003) AYNI DÖNEMİNE GÖRE İHRACATTA YÜZDE 9.9'luk bir artış meydana gelirken, ithalatta bu oran yüzde 37.5 gibi oldukça dikkate değer bir artış göstermiştir. Tarım ve ormancılık faaliyet alanında 2003 yılı itibarıyla 2450 milyon USD ihracata karşılık 2554 milyon USD ithalat yapılmış olması, 2004 yılı ilk dört ayında ise söz konusu dış ticaret açığının sadece bu sektörde 70 milyon USD'YE ULAŞMASI ARTIK NET TARIM ÜRÜNLERİ İTHALATI YAPAN BİR ÜLKE OLDUĞUMUZUN BİR GÖSTERGESİ DEĞİL MİDİR? NEDENSE YILLARDIR VE ÖZELLİKLE DE 1980'li yılların başlarında Özal hükümeti ile başlayan süreçte sanayi sektörünün kalkındırılması uğrunda tarım sektörü bugüne değin sürekli olarak ihmal edilmiş, üvey evlat muamelesi görmüştür. Bu hususu somut olarak sektörler itibarıyla GSMH paylarının sabit sermaye yatırımları ile karşılaştırıldığımızda net olarak görebiliriz. Buna göre 1963-2001 yılları arasında hizmet, sanayi ve tarım sektörlerinin GSMH'YE KATKILARI SIRASIYLA YÜZDE 59, YÜZDE 22 VE YÜZDE 19 OLARAK GERÇEKLEŞMİŞ, ANCAK AYNI DÖNEM İÇERİSİNDE BU SEKTÖRLERE YAPILAN SABİT SERMAYE YATIRIM PAYLARININ YİNE AYNI SIRAYLA; YÜZDE 63, YÜZDE 31 VE YÜZDE 6 OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDİR. KISACA, ÇOK DÜŞÜK SERMAYE YATIRIMLARINA KARŞILIK ÇOK DAHA YÜKSEK BİR KATMA DEĞER SAĞLAMA ÖZELLİĞİNDEKİ TARIM SEKTÖRÜ, GSMH'ye yüzde 19 katkısına karşılık, SSY'LERİNDEN SADECE YÜZDE 6'lık bir pay almıştır. Kaldı ki, sanayi üretimimizin de yaklaşık yüzde 50'SİNİN TARIMA DAYALI OLDUĞU BİLİNMEKTEDİR.

TARIM SEKTÖRÜNDE YAŞANAN KÜÇÜLME/GERİLEMENİN NEDENLERİ ARASINDA;

OLUMSUZ HAVA KOŞULLARININ GİTTİKÇE ARTAN SIKLIKTA GÖRÜLMESİ,

TARIMSAL ÜRÜN EKİM ALANLARININ GİTTİKÇE DARALMASI,

ÜRÜN VERİMLERİNDE GÖRÜLEN DÜŞÜŞLER,

DÖVİZ KURLARINDA YAŞANAN DÜŞÜŞ VE ÜRETİM MALİYETLERİNDEKİ ARTIŞ NEDENİYLE ÜRETİM VE REKABET GÜCÜNÜN SEKTEYE UĞRAMASI,

DÖVİZ KURLARINDA YAŞANAN DÜŞÜŞÜN İTHALATI CAZİP HALE GETİRMESİ, (BUNUN BİR SONUCU OLARAK; 2003 YILI VE 2004 YILI İLK ÇEYREĞİNDEKİ DIŞ TİCARET AÇIĞININ GİDEREK BÜYÜMESİ)

DIŞ TİCARET AÇIĞININ SEKTÖRE OLUMSUZ ETKİLERİ,

ÜRÜN FİYAT POLİTİKALARIMIZIN OLMAMASI,

DOĞRU BİR ÜRETİM PLANLAMA POLİTİKAMIZIN OLMAMASI,

ÜRETİCİLERİN GİTTİKÇE ARTAN BORÇ YÜKLERİ KARŞISINDA BANKA KREDİSİ ALMAKTAN VAZGEÇMESİ (YOĞURDU ÜFLEYEREK YEMESİ) VE BUNUN BİR SONUCU OLARAK ÜRETİMDE TEKNOLOJİ (KALİTELİ TOHUMLUK, GÜBRE, İLAÇ, VD) KULLANIMINDA YETERSİZLİK,

TARIMDA POLİTİKA EKSİKLİĞİ HATTA POLİTİKASIZLIK VE İSTİKRARSIZ GEÇİCİ TEDBİRLERE BAŞVURULMASI,

IMF, DÜNYA BANKASI VE DTÖ'nün tarım sektörü üzerindeki dayatmacı politikaları nedeniyle ulusal/milli bağımsız politikaların üretilememesi.

Acaba tarım sektörümüz neden bu duruma düştü?

Ekonomik olmayan ve parçalı işletme yapısı

2001 Genel Tarım Sayımı Tarımsal İşletmeler (hanehalkı) Anketi sonuçlarına göre ülkemizde tüm köyler ve nüfusu 25 binden az il ve ilçe merkezlerinde toplam 4 milyon 106 bin 983 tarım işletmesi olduğu (geçmiş tarım sayımlarındaki kapsam dikkate alındığında nüfusu 5 binden az yerleşim bölgelerinde işletme sayısı 3 milyon 75 bin 516 olmaktadır) ve ortalama işletme büyüklüğünün 61.01 dekar olduğu belirlenmiştir. Ülkemiz tarım işletmelerinin ne denli çarpık yapıda olduğunu aynı çalışmanın sonuçlarına bakarak görebiliriz. 50 dekardan küçük tüm işletmelerin yüzde 65'İ, TOPLAM ALANININ SADECE YÜZDE 21'ini işlemektedir. Benzeri bir şekilde 100 dekardan küçük işletme sayısı tüm işletmelerin yüzde 83'Ü, BU İŞLETMELERİN ALAN TOPLAMI İSE TÜM İŞLETMELERİN TOPLAM ALANININ SADECE YÜZDE 42'si düzeyindedir. Diğer yandan tarım alanlarının çok parçalılığı da ayrı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Tüm işletmeler itibarıyla ortalama parsel sayısının da işletme birimi başına 4.08 parsel olduğu tespit edilmiştir. Görüldüğü gibi son sayım sonuçları tarımsal yapı bakımından işletmelerimiz ekonomik yeter büyüklüğün oldukça altında ve verimli bir üretimi engelleyen parçalılıktadır.

Plansız ve yetersiz tarımsal sulama

Tarımda üretimin çeşitlendirilmesi ve verimlilik artışının en önemli faktörlerinden birisi de bilindiği gibi sulanan alanların artırılmasıdır. Ülkemizin genel olarak kurak ve yarı kurak iklim kuşağı içerisinde yer aldığı da dikkate alındığında, optimum bitki yetiştiriciliği yönünden, sulama uygulamalarının daha da büyük önem taşıdığı görülmektedir. Ancak maalesef su kaynaklarımızı yeterince değerlendiremiyoruz. Ülkemiz mevcut su tüketimi olan 42 milyar m3'ÜN YAKLAŞIK YÜZDE 75'i (31.5 milyar m3) tarımsal sulama amaçlı değerlendirilmektedir. Potansiyel sulanabilir arazimizin (8.5 milyon ha) yüzde 50'SİNE YAKIN BİR KISIMINI (4.2 MİLYON HA) ANCAK SULAYABİLMEKTEYİZ. TARIMSAL İŞLETMELERİMİZİN ANCAK YÜZDE 43'ünde tarımsal sulama yapılabilmektedir. Aynı şekilde toplam tarım alanımızın da ancak yüzde 19'U SULANABİLMEKTEDİR. BU ORAN BİRÇOK AVRUPA ÜLKESİNİN OLDUKÇA GERİSİNDEDİR. ÖRNEĞİN, İSPANYA'da yüzde 20, Portekiz'DE YÜZDE 24, İTALYA'da yüzde 25, Yunanistan'DA İSE YÜZDE 38. BİR YANDAN SU KAYNAKLARIMIZIN KIT OLUŞU, DİĞER YANDAN BÜYÜK BİR KISMININ TARIMSAL AMAÇLI KULLANILIYOR OLMASI, ÖNEMLİ BİR TARIM GİRDİSİ OLAN SUYUN, GELİŞMİŞ TEKNOLOJİLERİN DESTEĞİYLE, RASYONEL VE EKONOMİK OLARAK KULLANILMASI GEREKMEKTEDİR.

HAYVANSAL ÜRETİMDE NEREDEYİZ?

2001 GENEL TARIM SAYIMI SONUÇLARINA GÖRE, TÜRKİYE'de (nüfusu 5 binden az yerleşim bölgelerindeki) 3 milyon 75 bin 516 adet işletmenin yüzde 67.42'SİNDE HEM BİTKİSEL ÜRETİM, HEM DE HAYVAN YETİŞTİRİCİLİĞİ, YÜZDE 30.22'sinde yalnız bitkisel üretim, yüzde 2.36'SINDA İSE YALNIZ HAYVAN YETİŞTİRİCİLİĞİ YAPILMAKTADIR. HAYVANCILIK YAPILAN TOPLAM İŞLETME SAYISININ YÜZDE 68'i 10 başın altında sığıra sahiptir. Bu yapı, maalesef ekonomik üretim büyüklüğünü ifade etmemektedir ve dolayısıyla ürünlerin maliyetleri yüksek olduğu için alıcılar karşısında üreticilerin pazarlık gücünü de azaltmaktadır. Gelişmiş ülkelerde toplam tarım gelirleri içerisinde hayvancılığın payının yüzde 60'LARA VARAN ORANLARDA OLMASINA KARŞIN, BÖYLESİNE HAYVAN-YOĞUN İŞLETME YAPISINA SAHİP OLAN ÜLKEMİZDE HAYVANCILIĞIN PAYININ ANCAK YÜZDE 30'larda olması, işletmelerimizin çoğunun kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yetiştiricilik yapmakta olduğunu ve bu durumun da hayvancılık sektöründe gerek üretim ve verimlilik gerekse teknoloji kullanımında oldukça gerilerde olduğumuzu işaret etmektedir. Batı tipi yüksek verimlilikte çalışan hayvancılık işletmesi sayıca çok az olup geleneksel kapalı aile işletmeciliği yaygındır. Hayvancılık işletmelerinin yüzde 79'U SADECE KENDİ İHTİYAÇLARINI KARŞILAMAYA YÖNELİK İKEN YÜZDE 18'i yarı-entansif, besici göçer işletmeleri, yüzde 3'Ü İSE ENTANSİF İŞLETMELERİ KAPSAMAKTADIR.

DİĞER YANDAN SAĞMAL (SÜT) SIĞIRLARIN SÜT VERİMİ YILLIK ORTALAMA OLARAK ABD'de 7500 kg, AB'DE İSE 5552 KG'dır. Bu miktar İsveç'TE 7210 KG, DANİMARKA'da 6717 kg, Hollanda'DA 6558 KG, İTALYA'da 5000 kg, Yunanistan'DA 3400 KG VE TÜRKİYE'de ise her ne kadar damızlık süt sığırı yetiştiricileri birliklerinin faaliyet alanlarında Avrupa ortalamalarına nispeten yaklaşılmış olsa da ülkemiz genel ortalamasının 1600 kg civarında olduğu bilinmektedir. Bunun temel nedenleri arasında, ekonomik olmayan işletme büyüklüklerinin olması, kaliteli kaba ve kesif yem kullanımında yeterli bilgi ve teknolojinin kullanılamaması, belgeli damızlık kullanılmaması, örgütsüzlük, kayıt sisteminin yaygınlaşamaması ve genel ekonomi ve tarım politikalarında yaşanan sıkıntılar gelmektedir.

Sektörün kaliteli kaba yem ihtiyacının yaklaşık 50 milyon ton civarında olduğu bilinmekte, ancak bunun sadece 18-20 milyon tonu sağlanabilmektedir. Kesif yemde ise hemen hemen tamamen dışa bağımlı durumda olduğumuz bilinmektedir. Hayvancılık sektöründe, fiyatların yükselmesi durumunda hayvan varlığının hemen artırılabilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde fiyatların düşmesi durumunda da üretimin yavaşlatılması olası değildir. Piyasa koşulları ve ekonomik istikrarsızlık, sektörde hayvancılık faaliyetinden vazgeçilmesine veya hayvanların kesilerek yok olmasına neden olabilmektedir. Şartların iyileşmesi durumunda ise kısa bir zamanda yerine yeni hayvanların konulması mümkün olamamakta ve sektörde gittikçe artan oranlarda dışa bağımlılık kaçınılmaz olmaktadır.

Tarımda destekleme politikaları nasıl olmalı?

Tarımsal üretimde tek destekleme aracı olarak kabul edilen doğrudan gelir desteği esas itibarıyla bir çeşit telafi edici destek çeşididir. Bugün uygulanan şekliyle üretimle ilişkilendirilmemiş bu destekleme modeli ile ne üretim planlaması yapılabilir, ne verim, ne de verimlilik artışı sağlanabilir. Hatta, kimi yerlerde üretici olmayan arazi sahiplerinin cebine giderek üretime dahi yönlendirilememektedir. Bu destekleme, AB üyesi ülkelerde bazı ürünler için uygulanmakta veya birliğin üretim fazlaları nedeniyle arazisinin yüzde 10'UNU NADASA BIRAKAN ÜRETİCİLERE TELAFİ EDİCİ NİTELİKTE UYGULANMAKTA VE DİĞER BAZI DOLAYLI DESTEKLEMELERİN YANI SIRA YAPILMAKTADIR. HEPSİ BİR YANA, AB ÜLKELERİNDE (DİĞER DESTEKLER HARİÇ) DEKARA YAKLAŞIK 35 EURO OLARAK UYGULANAN BU DESTEKLEME ÜLKEMİZDE SADECE YAKLAŞIK 10 EURO OLARAK GERÇEKLEŞMEKTEDİR. KALDI Kİ AB DİĞER TÜM DESTEKLEME ARAÇLARINI DA (GİRDİ DESTEĞİ, FİYAT DESTEĞİ, VB.) BUNUN YANI SIRA UYGULAMAKTADIR. ÖRNEĞİN BİZ ZEYTİNDE ÜRETİCİMİZE 10 CENT PRİM DESTEĞİNİ DAHİ ÇOK GÖRÜYORKEN, AB 1.40 USD (140 CENT) PRİM DESTEĞİ UYGULAMAKTADIR. AVRUPA BİRLİĞİ'nin, FEOGA (Avrupa Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu) ile bütçesinin yüzde 55'E VARAN KISMINI TARIMSAL DESTEKLEMELERE HARCANDIĞI GERÇEĞİ UNUTULMAMALIDIR. ÜRETİM TEKNOLOJİLERİNİN DE YETERSİZ OLDUĞU VE YÜKSEK MALİYET GETİRDİĞİ DÜŞÜNÜLECEK OLURSA ÜLKEMİZ ÇİFTÇİSİNİN DIŞ PAZARLARDA REKABET ŞANSI NE OLACAKTIR?

EN İYİ TÜRK TARIMI ÖLÜ OLANIDIR!

BİLİNDİĞİ GİBİ KIBRIS'ta Annan Planı için yapılan referandum esnasında Rum kesiminde "Hayır"cı muhalif kesim ilginç ve bir o kadar da agresif bir sloganı her fırsatta kullandı; "En iyi Türk ölü Türk'TÜR." ESASEN GÜNÜMÜZDE YAŞADIĞIMIZ IMF/DB/DTÖ POLİTİKALARININ ÖZÜNDE DE BUNA BENZER BİR YAKLAŞIM OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİZ; "EN İYİ TÜRK TARIMI ÖLÜ OLANIDIR."

ÜLKEMİZİN TARIMSAL POTANSİYELİ GEREK KALİTE VE ÇEŞİTLİLİK, GEREKSE MİKTAR VE VERİM İTİBARIYLA BİRÇOK ÜRÜNDE ÖZELLİKLE ABD VE AVRUPA BİRLİĞİ ÜYESİ GELİŞMİŞ ÜLKELERİ TEDİRGİN ETMEKTEDİR. SORUYORUM; GÜMRÜK BİRLİĞİ KAPSAMINDA NEDEN SADECE SANAYİ ÜRÜNLERİNİN SERBEST TİCARETİ BULUNMAKTADIR? NEDEN YAŞ MEYVE VE SEBZE KAPSAM DIŞINDA TUTULMUŞTUR? SÖZ KONUSU BİRLİK EĞER Kİ KARŞILIKLI ÇIKARLARI GÖZETİYORSAYDI İŞLENMEMİŞ TARIMSAL ÜRÜNLERİN DE KAPSAM İÇERİSİNDE OLMASINI KABUL ETMESİ GEREKMEZ MİYDİ? ORTADA BİR GERÇEK VAR Kİ, AB'yi en çok tedirgin eden sektörümüz tarımdır ve bu sektör zayıflatılmadan veya kontrol altına alınmadan AB üyeliğimiz hayaldir. Söz konusu kontrolün de küreselleşme politikalarının aracı kurumu olan IMF'YE VERDİĞİMİZ NİYET MEKTUPLARININ BASKISIYLA HAYATA GEÇİRİLMEYE ÇALIŞILDIĞI ORTADADIR.

ÖZELLEŞTİRME POLİTİKALARI İLE TARIM SEKTÖRÜMÜZÜ AYAKTA TUTAN İÇ VE DIŞ PAZARLARDA REKABET ŞANSINI ARTIRAN HER TÜRLÜ KAMU KURULUŞU TASFİYE EDİLMİŞ YA DA HALEN EDİLME AŞAMASINDADIR. BUNLAR ARASINDA EBK, SEK, ŞEKER FABRİKALARI, TEKEL, GEMLİK VE İGSAŞ GÜBRE FABRİKALARI, TÜRKİYE ZİRAİ DONATIM KURUMU, TÜRKİYE ZİRAAT BANKASI SAYILABİLİR. EN ÇARPICI ÖRNEĞİ OLAN TEKEL, ÜLKEMİZİN EN ÖNEMLİ KURULUŞLARINDAN BİRİSİDİR VE AYNI ZAMANDA BAĞIMSIZLIĞIMIZIN SEMBOLÜ, ULUSAL VARLIĞIMIZDIR. TEKEL, SİGARA VE İÇKİ SANAYİİMİZİN TEK ULUSAL KURULUŞUDUR, BİR KAMU İŞLETMESİDİR, HALKIN MALIDIR, ÜLKEMİZİN EN KâRLI KURULUŞLARINDAN BİRİDİR, GELİRLERİ VE KâRI, YABANCILARIN DEĞİL, ÜLKEMİZİN KASASINA GİTMEKTEDİR. TEKEL, YÜZBİNLERCE TÜTÜN ÜRETİCİSİNİN, ÜRÜNÜNÜN ALIM VE FİYAT GARANTİSİDİR. TEKEL, OTUZ BİNİ AŞKIN İŞÇİ VE MEMURUN EKMEK KAPISIDIR. BÖYLE BİR KURULUŞ, NASIL OLUYOR DA ÖNCE ZARAR EDEN BİR KURULUŞ HALİNE GETİRİLMEYE VE BU SAYEDE HAKLI GEREKÇELER YARATILIP ÖZELLEŞTİRMEYE ZEMİN HAZIRLANMAYA ÇALIŞILIYOR ANLAŞILIR GİBİ DEĞİLDİR.

TARIM SEKTÖRÜMÜZ ÜZERİNDEKİ EN SON DARBE DE KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU'dur. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'NIN MERKEZ TEŞKİLATININ DARALTILMASI VE TAŞRA TEŞKİLATININ DA İL ÖZEL İDARELERİNE DEVREDİLMESİNİ ÖNGÖREN SÖZ KONUSU TASARI ESAS İTİBARİYLA ANAYASA'mıza da aykırı bir durum göstermektedir. Zira, Anayasa'MIZIN 45. MADDESİNE GÖRE, TARIM ALANLARININ KORUNMASI, TARIMSAL ÜRETİMİN PLANLANMASI, GİRDİLERİN SAĞLANMASI, TARIMSAL ÜRETİMİN ARTIRILMASI, ÜRETİCİNİN ÜRÜNÜNÜN KATMA DEĞERİNE SAHİP ÇIKACAĞI BİR PAZAR YAPISININ OLUŞTURULMASI; KAMUSAL UĞRAŞ ALANLARI OLUP SAYILAN GÖREVLERİN DEVLET TARAFINDAN YERİNE GETİRİLMESİ ÖNGÖRÜLMEKTEDİR. OYSAKİ, TASARI İLE TARIM BAKANLIĞI'nın taşra teşkilatı belediyeler, meslek kuruluşları ve üniversitelere pay edilerek, merkezi planlamaya dayalı ve özel uzmanlık bilgisi gerektiren tarım hizmetlerinin etkinlik ve verimliliğinin büyük oranda düşeceği ortadadır. Söz konusu hizmetlerde yerel siyasi baskıların artması, kaynakların plansız kullanımı, bölgeler arası fırsat eşitsizliğinin ortaya çıkması, toprak ve su gibi doğal kaynaklarımızı korunmada zorluklar yaşanması ve Köy Hizmetleri sayesinde çiftçiye verilen arazi tesviye, yol yapımı, vb. desteklerin de yok olması söz konusu olacaktır. Ayrıca, bakanlık teşkilatı çalışanları da "kamu çalışanı" statülerini kaybederek, statü ve kazanılmış haklarından mahrum kalacaklardır. Söz konusu tasarı kapsamında kapatılarak devredilecek kurumlar arasında; Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, TZDK AŞ, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, GAP Kalkınma İdaresi Başkanlığı gibi ülke tarımımız için yaşamsal öneme sahip kurumlar da yer almaktadır.

Peki ne yapmalıyız?

Üretim ve ürün kalitesinin artırılmasına yönelik politikalar üretilmeli,

Üretim maliyetlerinin düşürülmesi için gerekli politika önlemleri alınmalı,

Üretimde verimlilik artırma çalışmaları yapılmalı,

Özellikle stratejik önemdeki ve pazarda rekabet gücümüzün olduğu ürünlerde üretimi teşvik politikaları hayata geçirilmeli,

Pazara sunulan ürünlerde gıda güvenliği için gerekli tüm önlemler alınmalı,

İyi Tarım Uygulamaları (GAP, EUREPGAP, vb.) konusunda yoğun eğitim ve uygulama çalışmaları yapılmalı,

Sertifikalı üretim yaygınlaştırılmalı,

AR-GE, eğitim ve yayım hizmetleri yaygınlaştırılmalı,

Tarımda üretici örgütlenmeleri teşvik edilmeli, yasayla yukarıdan aşağıya oluşturulan üretici birlikleri yerine var olan kooperatif ve ziraat odalarının güçlendirilmesi ve özgürleştirilmeleri sağlanmalı,

Sulama yatırımları öncelikle ve ivedilikle yapılmalı, halen ancak yüzde 17-18 düzeylerinde gerçekleşme oranında kalan GAP projesi tamamlanmalı,

Mera Yasası hayata geçirilmeli, kaba yem üretiminin yaygınlaşması sağlanmalı, mera alanlarının işgalinin önlenmesi sağlanmalı ve bu işgale neden olacak yasal mevzuat derhal durdurulmalı,

Tarıma destek sağlayan tarımsal KİT'LERİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ VE KAPATILMASININ ÖNÜNE GEÇİLMELİ,

TARIM ÜRÜNLERİ VE ÜRETİM GİRDİLERİNİN İTHALATINI AZALTMAYA YÖNELİK POLİTİKALAR OLUŞTURULMALIDIR,

DGD ÖDEMELERİ ÜRETİMLE İLİŞKİLENDİRİLMELİ, ÜRETİCİYE ULAŞMASI SAĞLANMALI, YETERLİ MİKTAR VE ZAMANINDA YAPILMALI,

DOĞRU KAPSAMDA, DOĞRU ZAMANDA VE DOĞRU BİR YAPIYLA ÜLKENİN GERÇEKLERİNE UYGUN TARIM DESTEKLEME POLİTİKALARI OLUŞTURULMALI, HAYATA GEÇİRİLMELİ VE İSTİKRARLA SÜRDÜRÜLMELİDİR. BATAN BANKALARA DEVLET BÜTÇESİNDEN AKTARILAN ONLARCA MİLYAR DOLARIN YANINDA TARIM SEKTÖRÜNE YAPILACAK BİRKAÇ MİLYAR DOLAR ÇOK GÖRÜLMEMELİ,

HEPSİNDEN ÖNEMLİSİ, DIŞA BAĞIMLI VE TESLİMİYETÇİ DEĞİL, DÜNYA İLE UYUMLU BAĞIMSIZ ULUSAL POLİTİKALARIN ÜLKEMİZ ŞARTLARINDA OLUŞTURULMASI VE İSTİKRARLI UYGULAMALAR SAĞLANMALIDIR.

Okunma Sayısı: 641