UMUT GAZETESİ: GIDA KRİZİ İNSANLIĞIN KRİZİ OLACAKTIR- 17 HAZİRAN 2020

GENEL MERKEZ
18.06.2020 (Son Güncelleme: 18.06.2020 11:36:10)

Suiçmez, “Çiftçi ürün ekmekte zorlanırsa veya ekmezse yakın dönemde birçok üründe sorun bizi bekliyor demektir. Şu an raflarda olan birçok ürün 2018 ve 2019 ‘da üretildi. Salgın böyle devam ederse ve çiftçi bu yıl yeterince üretemez ise gelecek dönemlerde bu raflara yansıyacaktır” dedi.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, geçen hafta içerisinde yaptığı açıklamada ”Gıda sistemlerimiz çöküyor ve Covid-19 salgını durumu daha da kötüleştiriyor.” uyarısında bulundu. Guterres, gıda güvenliği konusunda yayımladığı video mesajında, 7,8 milyar olan dünya nüfusunu besleyecek kadar gıda bulunmasına rağmen, yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınının küresel gıda güvenliğini tehdit ettiğini belirtti.
Dünya genelinde 820 milyondan fazla kişinin açlık çektiğini ve her beş çocuktan birinin yetersiz beslenme yüzünden büyüme geriliği yaşadığını belirten Guterres, ”Gıda sistemlerimiz çöküyor ve Covid-19 salgını durumu daha da kötüleştiriyor.” ifadesini kullandı. Guterres, ”49 milyon kişi daha pandemi nedeniyle aşırı yoksulluğa düşebilir. Gıda güvenliği olmayan insanların sayısı hızla artacak.” diye konuştu (1).
Bu açıklamaya yakın bir zamanda ise TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez; çeltik, ayçiçeği, mısır ve pamuk gibi ürünlerde % 30 oranında ithalata bağımlı olduğumuzu ve mevcut pandemi sürecinde dış alımın zorlaştığını açıkladı. Mazot, ilaç ve gübrede bir indirim yapılmadığını da belirten Suiçmez, “Çiftçi ürün ekmekte zorlanırsa veya ekmezse yakın dönemde birçok üründe sorun bizi bekliyor demektir. Şu an raflarda olan birçok ürün 2018 ve 2019 ‘da üretildi. Salgın böyle devam ederse ve çiftçi bu yıl yeterince üretemez ise gelecek dönemlerde bu raflara yansıyacaktır” dedi.

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Kemal Zeki Taydaş ise “AKP döneminde 18 yıl boyunca betona milyarlarca lira gömüldü ama iş açlığa geldiğinde veya böyle bir krize geldiğinde, tarımın ve gıdanın önemi bir kez daha ortaya çıktı” ifadelerini kullandı (2).
Anlaşılan o ki başta yukarıda bahsedilen tarımsal ürünler olmak üzere, üretimin belirli bir plan halinde şekillendirilmemesi yüzünden ithalatla bile teminin mümkün olamayacağı bir duruma doğru gidiyoruz. Gıda ürünleri COVID-19 salgını ile birlikte artık stratejik ürün olarak değerlendirildiği için, bunların ihracatlarında sınırlama ve yasaklama uygulamaları devam ediyor. AKP iktidarı boyunca tarımsal üretimin ekseninin kayması ve yine AKP hükümetlerinin ithalatçı yaklaşımları göz önünde tutulduğunda durumun ciddiyeti ortaya çıkıyor.
Guterres’in gayet naif bir şekilde yapmaya çalıştığı açıklama, küresel ve ülke bazında içerisinden geçtiğimiz ekonomik krizin beklenen bir sonucu olarak keskin bir gıda krizinin içerisine doğru sürüklenmekte olduğumuzu tarif ediyor.
Gıda krizi; insanların sağlıklı bir şekilde büyüyüp gelişebilmeleri ve yaşamlarını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmeleri için gereksinimi olan gıda maddelerine ulaşamaması durumunu tarif eder. Bu krizin temel nedeni gıda maddelerinin arz ve talep dengesinin değişmesiyle ilgilidir. Ülkelerin ekonomik büyümeleri, tarımsal üretimde yaşanan düşüşler ve stokların azalması, petrol fiyatlarındaki yükseliş, yoksulluk, salgın hastalıklar, savaşlar, çatışmalar, iklim değişiklikleri bahse konu kriz durumunu tetikleyen unsurlardandır (3). Abdullah Aysu’nun kısa ve öz tanımlamasına göre gıda krizlerinin temel nedeni, gıda maddelerinin fiyatlarının yukarıda değinilen sebeplere bağlı olarak artmasıdır.
Gıdadaki fiyat artışının başlıca sebepleri ise küresel iklim krizi, uluslararası anlaşmaların yükümlülükleri gereği tarımsal stokların kaldırılması, tarımdaki neoliberal politika uygulamalarından kaynaklı olarak tarım işletmelerindeki dönüşüm, ihracata dayalı üretim, tüketim alışkanlıklarındaki değişiklikler, gıda maddeleri üzerindeki finansal spekülasyonlar, tarımsal ürünlerin bitkisel yakıt olarak kullanılması ve ekolojik tahribatın tarımsal üzerindeki etkileri olarak sayılabilir (4).
Gıda fiyatlarındaki artışın gıda krizi olarak değerlendirilmesinde temel ölçüt, ihtiyacı olan gıda ürünlerine ulaşamaması nedeniyle yetersiz beslenen insan sayısının kısa sürede hızlı bir artış göstermesidir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) tanımlamasına göre yetersiz beslenme; kişinin aldığı gıda miktarının ihtiyacı olan enerji miktarını karşılayamaması halidir. Kişiden kişiye yaş, vücut yapısı ve aktivite gibi kriterlere göre değişmekle birlikte bir insanın ihtiyaç duyduğu günlük kalori ihtiyacı için FAO’nun kabul ettiği değer 1800 kcal olarak kabul edilmiştir.
Ülkemizde yaşamakta olduğumuz ekonomik kriz, bir gıda krizini doğurmak üzere. Açıklanan çekirdek enflasyon verileri, yıllardan beri uygulanan tarımdaki ‘’politikasızlık politikası’’ ve yaşadığımız COVİD-19 pandemisinin ekonomik bedelinin emekçilere yüklendiği ortadayken, yoksullukla boğuşan halk son sınavını açlığa karşı verecek.
Tarımda zirai üretimin devamının temel ihtiyaçları olan tohum, gübre, ilaç ve mazot fiyatlarındaki artış yıllardan beri üreticiyi zor durumda bırakıyor. Aynı şekilde çiftçilerin kendi ürettikleri ürünün fiyatında belirleyici olamayıp, hasat zamanı karşılaştığı ithalat cezası ile ürünü tarlada çürüyor. Mevcut durumda ülkenin tarım alanındaki yaklaşımlarının belirleyeni çok uluslu şirketler iken üreticinin sırtındaki yük katlanarak artıyor. Zenginler daha da zenginleşirken, yoksulluk ve açlık kervanına her yıl milyonlarca insan eklenmeye devam ediyor.
Bir yanda tonlarca gıda artıklarını çöpe atan ülkeler varken bir yanda açlığın yaşanıyor olması da dünyada aslında bir üretim yetersizliği sorununun olmadığını göstermektedir. Açlığın tek nedeni gıda üretiminin kutuplaşması ve dağıtımındaki adaletsizliktir. Dünyada yeter miktarda gıda üretilmekte ancak yoksul ve aç insanlar bu kaynağa ulaşamamaktadır. Kırsal kesimde yoksulluk artmakta üretici tarımsal üretimden vaz geçerek şehirlere göç etmekte, üreticinin etkin bir örgütlülük (kooperatifler, çiftçi ve üretici birlikleri vb.) içinde olmaması da süreci hızlandırmaktadır. Dış ticaret rakamları da Türkiye‘nin giderek artan ölçüde gıda ithalatında dışa bağımlı bir konuma geldiğini göstermektedir (5).
Tarımsal üretimin planlı bir şekilde ve halkın yararına devam ettirilmesi artık bir tercih değil zarurettir. Tarımsal üretimin tekellerin ihtiyaçları (NBŞ, bitkisel yakıt vb) ve neredeyse tamamen ithalata dayalı tarım anlayışının terk edilerek, üretimin çiftçi örgütlenmeleri ile birlikte planlanması gıda egemenliği anlamında da çok önemlidir.
Ülkemizde halen uygulanmakta olan neoliberal politikalardan kaynaklı olarak çiftçiler tekellere karşı güçsüz ve savunmasız bırakılmıştır. Her kriz döneminde öncelikle tarımsal desteklerin azaltıldığı ya da kaldırıldığı gerçeği de ortadadır. Ne ekonomik kriz esnasında ve de COVID-19 pandemisi esnasında iktidar tarafından sahip çıkılmayan ve zaten belirli olan destekler dışında bir desteğe kavuşamayan üretici için bir an önce kaynak yaratılıp üretim teşvik edilmelidir. Yapılacak desteklemelerin ve üretim planlamalarının en az beş yıllık periyodlarla hazırlanması, üreticinin refahı ve üretimin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için hayati önemdedir. Üreticinin elindeki tüm inisiyatifi alıp bunu uluslararası tekellere altın tepsi içerisinde sunmak onlara yapılmış en büyük ihanettir. Çiftçiye ihanete devam edilip üretimin arttırılamadığı her durumun sonucu gıda krizi ve açlık olacaktır.

(1)https://tr.euronews.com/2020/06/09/bm-g-da-sistemlerimiz-cokuyor-covid-19-durumu-daha-da-kotulestiriyor
(2) http://zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=32896&tipi=24&sube=0
(3) https://businessconnectworld.com/2017/09/13/8-critical-factors-behind-food-crisis/
(4) Abdullah AYSU, Gıda Krizi&Tarım, Ekoloji ve Egemenlik, Metis Yayınları
(5) http://zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=16696&tipi=3&sube=12

 

Haber: Eşber KAYA

Haber kaynağına ulaşmak için lütfen TIKLAYINIZ. 

Okunma Sayısı: 35
Fotoğraf Galerisi