BAŞKENT GAZETESİ: “ASIL SORUNLAR ÜZERİNE TARTIŞILMIYOR”- 14 OCAK 2021

GENEL MERKEZ
14.01.2021 (Son Güncelleme: 14.01.2021 12:00:41)

TMMOB Ziraat Mühendisleri Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, "Karadeniz’de son dönemlerde hamsi avlanmasına getirilen 10 günlük av yasağı çeşitli av sorunlarının olduğunu hatırlatmıştır. Ancak asıl sorunlar üzerine tartışılmıyor, bu nedenle sorunların kökenine inilmeli ve mevcut sorunlar çözülmelidir. Etik olarak; kavramsal içeriği sorgulanmaya açık sürdürülebilir avcılıktan uzak bir anlayışla balık stoklarına verdiğimiz zararın yanında, yunusların yediklerine göz dikerek yunusların avcılığını istemek abestir." dedi.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, bir öğretim üyesinin “Yunusların balık stoklarının azalmasındaki suçlusu olduğu ve avlanmaları gerektiği” açıklamasına tepki göstererek, hamsi avlanmasına getirilen 10 günlük av yasağı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Suiçmez, "İnsanlığın, ülkemizin, ülkemizde tarımın gerçek gündemi şu an hamsi ile yunus karşıtlığı olmamalı. Gündem, deniz ve denizlerin kadim canlıları olmalı." diye konuştu. Suiçmez, "Akademik unvan sahibi bazı kişilerce gündem çarpıtılarak, şu anki hamsi yetersizliğinden yunuslar sorumlu tutularak yunus katliamına gerekçe oluşturuluyor ve yeni bir gündem yaratılıyor. Aslında bu konu iyi ki ülke gündemine geliyor. Çünkü her alanda tarım sektörünün, köklü sorunlarını uygulanabilir somut önlemlerle tartışma ve çözmek vakti geldi." şeklinde konuştu. Gündeme getirilen yunus hamsi tartışmasına ilişkin bilimsel, teknik, yasal ve etik çözüm önerileri sunan Suiçmez şöyle devam etti: "Deniz memelileri ve diğer deniz canlıları olarak çok eski tarihlerden beri aynı ekosistemi paylaşıyoruz. Kimi canlılar sadece beslenmek için tüketir, kimileri de yırtıcı özelliklerini de ekleyerek aynı besinleri paylaşır. İhtiyacından veya doğanın verdiğinden daha fazlasını almak isteyen tek canlı türü insandır. Özellikle kullanılan seçici olmayan av araçları, stok kapasitesi ile uyumlu olmayan av kapasitesi, stoklarda yıpranmaya neden olmuştur. Avlanmasına izin verilen büyük balıklar azaldıkça, daha küçük ama daha çok balık avlama arzusu ön plana çıkmıştır. Balıkların büyümesine izin vermiyoruz, küçükleri avladıkça gelecek nesilleri tehlikeye düşürüyoruz. Özellikle Karadeniz`de, hamsi, istavrit, mezgit, lüfer ve diğer ekonomik olarak pazarlanan balık türlerinin hepsinde durum aynıdır. Hamsi avcılığı, avlanabilir asgari boy uzunluğu olan 9 santimetreden den küçük bireylerin avlanması nedeniyle 10 günlük süre ile Karadeniz’in Anadolu yakasına gelen denk gelen kısmı ile Boğazlarda yasaklandı. İzin verilen bölgelerin niçin serbest bırakıldığı ve av sezonun kapatılmayıp 10 günlük veya benzer sürelerle yasağın devam etmesi yönündeki karar, sorununu çözmekten uzaktır. Son yıllarda stoklarda görülen bozulma ve nedenlerini tartışmak gerek. Kamuoyunda yunusları günah keçisi olarak gösteren yaklaşımlar kabul edilemez."

“DİĞERLERİ NE ZAMAN SUÇLANACAK”

Çeşitli tartışmalara değinen Suiçmez, "Hamsi başta olmak üzere, denizdeki balıkları tüketen, sadece yunuslar mıdır? Milyonlarca martı, karabatak, köpek balıkları ve diğerleri ne zaman suçlanacak ve avlanmaları talep edilecektir ve nereye kadar?" diye sordu. Suiçmez şunları şöyledi: "Yunuslar azaldıkça yaşamaları için bilimsel araştırma ihtiyacı tüm dünyada artmaktadır. Bu konuda geniş kapsamlı ulusal bir araştırma, ülkemiz gündemine halen alınamadı. Doğada her canlının besin zinciri içinde bir yeri ve görevi vardır. Yunuslar eskiden de vardı, şimdi de var. Deniz memelileri beslenme zincirinin en üstünde yer almaları nedeniyle deniz ekosistemlerinde önemli bir role sahip olan ve nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan özel canlılardır. Bu canlılara ilişkin ülkemiz de dâhil olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde koruma önlemleri vardır. Önlemlerin alınması hususunda atılmış en önemli adımlar, uluslararası bağlayıcılığa sahip anlaşma ve sözleşmeler ile bunlara bağlı gerçekleştirilen eylem planlarıdır. Barselona Sözleşmesi, 1984 yılında taraf olmamız sonrası yunus avcılığının yasaklandığı Bern Konvansiyonu, CITES ve son olarak 2017 de imzaladığımız Karadeniz, Akdeniz ve Atlantik Bölgesi’ndeki Deniz Memelilerinin Korunması Anlaşması (ACCOBAMS), yasal koruma araçlarıdır. Bu uluslararası sözleşmelerin amacı, özellikle deniz canlıları hakkındaki mevcut bilgileri geliştirerek, deniz memelilerine yönelik tehditleri azaltmaktır. Ancak, kıyı türleri ve açık deniz türleri için tehditlerin yarattığı risk derecesi farklılık gösterebilir.” Yunus çeşitlerine değinen Suiçmez, “Afalina ve Mutur, kasıtlı avcılık, kirlilik gibi kıyılarda yoğunlaşan tehditlerden daha çok etkilenirken, genellikle açık denizlerde görülen Tırtak ve Çizgili Yunus, balıkçı ağlarına takılarak boğulma, kirlilik, avlarının azalması ve iklimsel değişiklik gibi tehditlere karşı daha hassastır. Mutur endemik bir türdür ve dünyada ender olarak yaşadığı yerlerden biri de Karadeniz’dir. Mutur, Afalina ve tırtak Karadeniz ekosisteminin azalan yunus türleridir. Bu nedenle yunus avı tehlikelidir." CENOBS projesini hatırlatan Suiçmez, sözlerini şöyle sürdürdü: "2019 yılında AB Çevre Genel Müdürlüğü tarafından sağlanan bir fonla CENOBS projesi başlatılmıştır. Deniz Stratejisi Çerçeve Direktifi (MSFD), 2020 yılına kadar Avrupa deniz sularında ‘İyi Çevresel Durum (GES)’ hedefleyerek Avrupa Birliği’nin bu konuda temel politikasını temsil etmektedir. Bilindiği gibi, Karadeniz en savunmasız bölgesel denizlerden biridir. Romanya ve Bulgaristan, diğer AB üyesi olmayan ülkeler, Ukrayna ve Türkiye ile yakın işbirliği içinde Deniz Strateji Çevre Yönetmeliği (MSFD)’nin uygulanmasından sorumlu AB üye devletleridir. Uçakla gözlem yapmak suretiyle 2020 yılında tüm Karadeniz taranarak hedef dışı olarak balık avcılığı sırasında yakalanan yunuslar ile kıyıya sürüklenen yunuslara ilişkin bilgiler derlenmeye çalışılmaktadır. Kısa sürede bitmesi hedeflenen araştırma sonucu sağlıklı verilerle değerlendirme yapmaya uygun bir veri tabanı oluşturulması amaçlanmaktadır. Etik olarak; kavramsal içeriği sorgulanmaya açık sürdürülebilir avcılıktan da uzak bir anlayışla balık stoklarına verdiğimiz zararın yanında, yunusların yediklerine göz dikerek yunusların avcılığını istemek abestir. Bunun yerine av filosunun önceki yıllarda yapıldığı gibi skorel değil, av gücünü azaltacak şekilde tazminat karşılığı azaltılmasını talep etmek, daha etik bir davranış olacaktır." Sorunlara bilimsel çözümler getirilmesi gerektiğini ifade eden Suiçmez şunları kaydetti: " Halkımızın temel protein gereksinimini en ucuz şekilde yıllardır karşılayan hamsi ile yunus arasında seçim yapma tercihinin gündemimize dayatılmasını manidar buluyor ve kabul etmiyoruz. Denizlerimizdeki balık stoklarına en büyük zarar insandan yani bizlerden gelmektedir. Yunusların tüm balıklar gibi mavi denizlerimizde özgürce yaşama hakkı var. Suçlanan yunuslara ilk taşı günahsız olan atsın dense, yunuslara ilk taşı atacak insan bulunamayacaktır. Su Ürünleri Mühendisleri, Balıkçılık Teknolojisi Mühendisleri, Su Bilimleri ve Mühendisleri, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası içinde yer alan üyelerimizdir. Sözlerimiz, konu uzmanı olarak alanda çalışan üyelerimizin, sektörde çalışacak insan yetiştiren ve sektör politikalarını oluşturması gereken akademisyen üyelerimizin sözleridir. Umarız, bu sözler dikkate alınır ve sorunlar bu alanda da kalıcı olarak çözülür."

“YUNUSLAR HEDEF GÖSTERİLMESİN, AŞIRI AVLANMAYA SON VERİLSİN”

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, söz konusu öğretim üyesinin açıklamasını eleştirerek, “Binlerce yıldır aynı ortamı paylaşan yunusların hedef gösterilmesi yerine aşırı avlanma, zamansız avlanma ve küçük boyuttaki balıkların avlanılmasına son verilsin.” dedi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, “Yunusları avlamak uluslararası sözleşmelere ve yasalarımıza göre yasaktır. Saygın bir üniversitenin bir öğretim üyesi tarafından bilimsel temeli olmadan basına yapılan açıklamada, “yunusların balık stoklarının azalmasındaki suçlusu olduğu ve avlanmaları gerektiği” yönündeki ifadesi Türk Veteriner Hekimleri Birliği tarafından talihsizlik olarak değerlendirilmektedir. Yunuslar yılda bir yavru doğuran memeli hayvanlardır, her sene katlanarak büyüyen bir popülasyonları yoktur. Bu sebeple aşırı derecede artmaları söz konusu değildir.” dedi. Yunus türlerinin kanunlarla korunduğuna vurgu yapan Eroğlu şunları söyledi: “Yunus türlerinin avlanması 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’na göre yasaktır. Ülkemiz Barcelona, Bern, CITES, ACCOBAMS gibi uluslararası sözleşmelere taraf olmuştur ve bu anlaşmalara göre yunuslar kesinlikle korunan türlerdir. Karadeniz’de mutur, tırtak, afalina olmak üzere 3 tür yunus yaşamaktadır. Bu yunusların Karadeniz popülasyonları IUCN kırmızı listesinde, mutur ve afalina nesli tehlike altında, tırtak hassas olarak yer almaktadırlar. Yunusların avlanmasının önünün açılması uluslararası anlaşmalar ve Türkiye Cumhuriyeti kanunları gereğince mümkün değildir. Veteriner Hekimlerimiz evcil hayvanlarımız yanında tüm yaban hayvanlarını korumak için çalışmaktadır.”

EN BÜYÜK TEHDİT İNSAN

Deniz memelileri için en büyük tehdidin insan olduğuna dikkat çeken Eroğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Karadeniz’de yunus popülasyonlarını tehdit eden faktörler; tesadüfi olarak ağa yakalanma, habitat kaybının neden olduğu besin azalması, deniz kirliliği ve salgın hastalık sonucu kitlesel ölümler olarak belirlemektedir. Tesadüfi olarak ağa yakalanma, deniz memelilerinin birçok türü için en önemli insan kaynaklı ölüm nedenidir.” Eroğlu, “Bunun yanında balık stoklarının izlenmesiyle ilgili Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Trabzon ve Antalya’da bulunan Su Ürünleri Araştırma Enstitüleri ve Üniversiteler çalışmalar yürütmektedir ve henüz yunusların balık stokları üstüne azaltıcı bir etkisi olduğuna dair bilimsel bir bulguya rastlanmamıştır. Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) olarak çevre sağlığını, yaban hayatını, doğal ekosistemlerin korunmasını ve nihayetinde halk sağlığı ile ilgili konuların takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyururuz.” ifadelerinde bulundu.

 

Haber: Zehra ŞAHİNDOKUYUCU

Haber kaynağına ulaşmak için lütfen TIKLAYINIZ. 

Okunma Sayısı: 13
Fotoğraf Galerisi