TARLA SERA DERGİSİ: BORÇ ÜRETİCİNİN KAMÇISI- OCAK 2021

GENEL MERKEZ
14.01.2021 (Son Güncelleme: 14.01.2021 17:03:54)

Covid - 19 salgınıyla birlikte dünyada Türkiye’de de hemen hemen birçok sektör bir krizin eşiğine geldi. Sizce tarım sektörü bu süreci nasıl geçiriyor? İçinde bulunduğumuz ikinci pik dönemi tarım sektöründe bir değişikliğe yol açar mı?

Tarım sektörü büyük oranda doğa koşullarına bağlı olması nedeniyle tüm dünyada korunan, desteklenen bir sektördür. Covid-19 salgınında, insanların ilkönce market raflarına koşarak gıda stoku yapması bizlere tarımın önemini ve tarımın desteklenmesinin bir zorunluluk olduğunu gösterdi. Pandemi, küresel düzeyde uygulanan tarım ve gıda politikalarının değişmemesi halinde dünyada bir gıda kıtlığı ve gıda krizi yaşanacağını açıkça göstermiştir. Küresel salgın, dünya genelinde kamunun rolünün, özel sektöre bağlı serbest piyasa ekonomisinin, küresel ticaret kurallarının ve uluslararası ilişkilerin yeniden sorgulanmasına yol açmıştır. Pandemi yasakları nedeniyle mevsimlik işçi temininde ve gıdaya erişimde yaşanan ciddi aksaklıkların salgından daha tehlikeli sonuçlar doğurabilecek olması tüm ülkelerin tarım politikalarını yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılmıştır. Pandemi sürecinde ülkeler kendi üretimlerini ve stoklarını artırmaya çalışmakta, sınırlarını kapatmakta, ihracat yasakları koymakta, dış ticaret hacmi daralmakta, korumacılık önlemleri artmaktadır.

Salgın döneminde en fazla gündeme gelen kavramlar gıda egemenliği, gıda güvencesi ve gıda güvenliği olmuştur. Üretmezsek beslenemeyiz. Üretemezsek tüketemeyiz. Üretemezsek kıtlık ve açlık yaşarız. Tarımda gelişmiş ülkeler desteklerini birkaç yıl öncesinden açıklayarak çiftçisini önceden yönlendirmektedir. Ülkemizde ise çiftçimiz önünü görememektedir. Desteklerin sonraki yıllarda ve yetersiz ödenmesi, pandemi sürecinde tarıma ek ekonomik desteklerin verilmemesi, dövizdeki hızlı artışın dışa bağımlı mazot, gübre, tohum, yem, ilaç fiyatlarını oldukça yükseltmesi, tarımsal kredi ortamının iyileştirilmemesi, ülke düzeyinde meteorolojik kuraklığın tarımsal kuraklığa dönüşmesi ve olası hidrolojik kuraklıkta sulu tarımın daralma olasılığı tarım sektörümüze yönelik ciddi tehditlerdir.

Salgının ilk dalgasında kamu yönetimince açıklanan “ne ekerseniz ekin, tarlada kalmayacak, devlet alacaktır” sözüne karşın, örneğin, soğan, patates, domateste yaşanan tarlada kalma durumu, çiftçinin kamu yönetimine güveni kalmayınca üretime devam etmemesine yol açabilecektir. Çoğu ülkenin kendi vatandaşlarının gıda gereksiniminde yeterli olmak için, üretimini artıracak önlemler alması, tarım ürünlerinde dışsatımı kaldırması ya da ciddi kısıtlaması, bizlere “paramız olsa da her koşulda dışalım yapılamayacağı” gerçeğini gösterdi. Dışalım, normal zamanlarla birlikte, özellikle salgının dünyayı tehdit ettiği günümüzde de ülkemiz için çözüm değil

Ülkemizde söylem dışında maalesef yerli üretimi ve üreticiyi korumaya yönelik bütüncül somut politikaların uygulamaya konulmaması, parçacı küçük projeler dışında ek ekonomik önlemlerin alınmaması, salgının ikinci dalgasının, gündeme gelen ciddi kuraklıkla birlikte, tarım sektörümüzün olumsuz etkilenmesine neden olacaktır.

Tarım ve Orman Bakanlığı’na göre 2020 yılında pandemi koşullarına rağmen bitkisel üretimde önemli bir artış mevcut. Bunu nasıl değerlendirirsiniz? Sizce üretimin artmasını sağlayan koşullar nelerdi?

TÜİK verilerine göre; Tarım sektörü 2020 yılı 1. çeyrekte %2,1, 2. çeyrekte %4,2 olan, 3. çeyrekte %6,2 büyüdü. İlk 3 çeyrek ortalamasında Türkiye %0,5 büyüme gösterirken, tarım %5,3 büyüyerek ekonomimize önemli katkı sağladı. Bu rakamlarda çiftçinin geçimini sağlamak için üretimde bulunmaktan başka seçeneğinin olmaması, birçok bölgede yaşanan iklim koşulları ve pandemi öncesi gerekli girdilerin alınıp ekim dikim faaliyetlerinin önceden yapılmasının etkisi vardır. 

Yurttaşlarımızın sağlık sektörü çalışanları kadar, yeterli ve dengeli beslenmelerini sağlayan her türlü zorluğa karşın fedakarca üretimde bulunan çiftçimize de özel teşekkür etmesi gerektiğini belirtmek isteriz.

Bir diğer taraftan bakıldığında ise, pandemiye rağmen artan üretime karşılık son dönemde sıkça karşılaştığımız üreticilerin icralık olma durumları var. Bunun hakkında ne söylemek istersiniz? Üreticiler neden icralık oluyor?

Öz sermayesi yetersiz çiftçimiz uzun yıllardır uygulanan yanlış tarım politikaları sonucu bugün dışarıdan kredi kullanamazsa üretim yapamayacak duruma gelmiştir. Çiftçimizin borç kaynakları kamu ve özel bankalar, tarım kredi kooperatifleri, bayiler ve tüccarlardır. Ülkemizde tarım sektörünün GSMH’dan aldığı pay 2012 yılında 67 milyar dolar iken 2019 yılında 48 milyar dolara düşmüş, aynı dönemde tarım sektörüne kullandırılan kredi miktarı 34 milyar TL’den 128 milyar TL’ye yükselmiştir. Bankalar dışında kooperatifler ve özel sektöre olan borcun toplamı 180 milyon TL’yi bulmuştur. 2020 yılında bankalarca kullandırılan toplam 128 milyar lira tarımsal kredinin 118 milyar TL’si nakdi kredi, 5.4 milyar TL’si takipteki kredi ve 4.7 milyar TL’si gayri nakdi kredidir. Çiftçilerimizin 128 milyar TL krediye karşılık 200-225 milyar TL civarında teminat göstermesi sonucu traktörü, hayvanı, evi, arsası üzerine ipotek konulmuştur.

17 Kasım 2020 tarih ve 31307 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 7256 sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” kapsamında toplam 500 milyar TL karşılığı kamu alacağı yeniden yapılandırılırken çiftçilerin Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası borçlarının yeniden yapılandırılması ile ilgili bir düzenlemeye yer verilmedi. Çiftçi kuruluşu olan Tarım Kredi Kooperatifleri, maalesef bankaların üzerinde faiz ile kredi vermekte, mazot dahil temel girdileri daha pahalıya satmaktadır.

Pandemi sürecinde yeterli desteği zamanında alamayan, dövizi bağlı girdi fiyatları artışıyla üretim maliyetleri sürekli artan, dışalım baskısıyla ürün fiyatlarının maliyetini karşılayamadığı günümüzde, aldığı krediyi geri ödemekte zorlanan çiftçimizin ipotekli malları üzerinde öncelikle Tarım Kredi Kooperatifleri haciz işlemine başlamıştır. Amasya’da traktörüne, Kars’ta hayvanına icra gelen çiftçilerimiz basında gündem olmuştur. Her ne kadar kamuoyuna yeterince yansımasa da kamu ve özel bankaların ipotekli çiftçi arazilerine el koyduğu da somut bir gerçektir.

Özetle; üreticinin kâr ederek üretimde bulunamaması ve öz sermayesini artıramaması halinde kredi borç döngüsünde üretim araçlarına el konulması sorunu aşılamayacaktır.

Borçlarını ödeyemeyen üretici profiline bakacak olursak, hangi üreticiler borcunu ödeyemiyor veya kazanamıyor?

Tarımsal işletme; yasal durumu ne olursa olsun, sahip olduğu, ortakçılık, yarıcılık ya da kiralama şeklinde işlediği arazinin büyüklüğüne bakılmaksızın kendi adına bitkisel üretim yapan ya da küçükbaş veya büyükbaş hayvan besleyen veya hem bitkisel üretim hem hayvancılık yapan tek yönetim altındaki ekonomik birimdir. Aile çiftçiliği; bir aile tarafından yönetilen ve gerçekleştirilen, çoğunlukla kadın ve erkekler dahil, ailesel işgücüne dayalı tarım, ormancılık, balıkçılık, meracılık ve su ürünlerine yönelik üretim faaliyetlerini kapsamaktadır. Gelişmiş, gelişen ve de gelişmekte olan ülkelerde tarımsal üretim ve gıda sektöründe tarımın en etkin birimlerinden biri olan Aile çiftçiliği, sosyo-ekonomik, çevresel ve kültürel bakımdan tüm ülkeler açısından stratejik öneme sahiptir. Özellikle küçük aile çiftçiliğinin yoğun olduğu ülkelerde tarım politikalarının hedef kitlesi sadece aile işletmeleri olabilmektedir. 

Türkiye’de büyük tarım işletmeleri, endüstriyel tarım işletmeleri olmakla birlikte küçük tarım işletmeleri/aile işletmeleri/aile çiftçiliği en yaygın üretim biçimidir. Ülkemizde özel politikalarla korunmayan, sözleşmeli üretim üzerinden çok uluslu şirketler ve zincir marketlerle taşeron üretici olarak baş başa bırakılan, birikmiş borçlarını ödeyemeyen ve zamanla tarlasından bahçesinden ağılından ahırından uzaklaşmak zorunda kalanlar öz sermayesi yetersiz küçük tarım işletmeleridir.

Zamanında ödenmeyen ve yetersiz desteklemeler, tarımsal üretim koşullarına uygun olmayan yüksek faizli kredi ortamında, tarımsal girdi fiyatları enflasyonun üstünde olurken, tarımsal ürünlerin tarladaki fiyatı enflasyonun altında, marketteki fiyatı enflasyonun üstünde kalmakta, üreten çiftçi para kazanamamakta, tüketiciler ise pahalı gıda tüketmektedir.

Çözüm, küçük aile işletmelerinin borç batağından kurtarılıp ürettiğinden kâr edecek şekilde tarımsal üretime devamının sağlanmasıdır.

Üreticilerin borçlarını ödeyememesi önümüzdeki günlerde ne gibi sonuçlar doğurur?

Tarım sektörü, stratejik bir sektördür. Bitkisel ve hayvansal üretim, içinde bulunulan yıl dışında sonuçları sonraki yılları etkileyen uzun soluklu faaliyetlerdir. Üretimin devamlılığı için kredi kullanımı ve borçlanma sorununu, kullanılan kredinin geri ödenmesiyle doğrudan ilgili olarak ödenecek tarımsal desteklerin miktarı ve maliyetin en önemli kalemi olan girdi maliyetlerinin fiyatı ile birlikte değerlendirmek gerekir.

Ülkemiz tarım sektörünü ve borçlu çiftçilerimizi nasıl bir geleceğin beklediğini anlayabilmek için söylem dışında sektöre yönelik resmi belgelere bakmak gerekmektedir. 2021 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, Tarım ve Orman Bakanlığı 2021 Yılı Bütçesi, 2021 yılında ödenecek 2020 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar incelendiğinde; her üç düzenleme ülkemizde artan enflasyon ve döviz kuruna karşın tarımsal desteklerde artış içermemekte, aksine azalışlar öngörmektedir. Devlet tarafından çiftçiye verilen mazot desteği 2020 yılında 2 milyar 901 milyon TL iken 2021 yılında 2 milyar 724 milyon TL’ye düşürülmüştür. Yurt dışına bağımlı olduğumuz mazotta dövizdeki ciddi artışa karşın destek %6.1 oranında azaltılmıştır. Gübre desteği 2020 yılında 840 milyon TL iken 2021 yılında 788 milyon TL’ye düşürülmüştür. Kesinti oranı %6.2’dir. 

Tarımsal desteklerin yeterli olmaması dışında bu konudaki en önemli sorunların başında desteklerin zamanında ödenmemesi gelmektedir. 2020 Kasım ayı verilerine göre 2019 yılına ait 18.4 milyar TL ödeme ile desteklerin henüz %84’ü ödenmiştir. Devletten fazlasıyla alacaklı iken uygulanan gecikmeli bu ödeme şekli çiftçiyi sürekli borçlu konumuna düşürmektedir.

Resmi olarak açıklanan %14 enflasyon oranı, %30’ları aşan döviz kur artışı, dövize bağlı girdi maliyetlerindeki %30-60 artış karşısında, destekleme ödemelerin gelecek yıllara kalacak olması nedeniyle ödendiği dönem çiftçiye bu desteklerin neredeyse yarısı yansıyacaktır. Bu yanlış tercih üreticimizin ve üretimimizin göz ardı edilmesi, çiftçimizin kendi kaderine terk edilmesi anlamına gelmektedir.

Dövize bağlı mazot, gübre, ilaç, yem gibi tarımsal girdilerde KDV/ÖTV indirimi ısrarla gündeme getirilmemektedir.

Çiftçilerin Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası başta olmak üzere borçlarının yeniden yapılandırılması ile ilgili bir düzenlemeye yapılmayıp, TKK tarafından icra işleminin 3 ay ötelenmesi gündeme geldi. Kısa dönemli faiz ertelemeleri ya da haciz işlemlerinin 3 ay ertelenmesi çiftçinin borç batağında yaşadığı kısır döngüyü aşabilmesi için yeterli değildir.

Tarımsal ürünlerde net dışa bağımlı hale gelen ülkemizde, tarım sektörünün ekonomideki ağırlığı her geçen yıl azalmaktadır. Tarımın milli gelire ve istihdama katkısı azalırken, çiftçinin yıllardır devletten alacağı büyümekte, desteklenmeyen çiftçi faizli kredilere başvurmakta, borç batağında tarlasını satmaktadır. Tarımsal örgüt enflasyonunda aslında örgütsüz olan çiftçilerimiz üretimden çekilirken, son yirmi yılda 3,5 milyon hektar işlenebilir tarım arazisini ekmekten vazgeçti. Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS)`ye kayıtlı çiftçi sayısı 2003 yılında 2,8 milyon iken günümüzde 2,1 milyona düştü, yaklaşık 700 bin çiftçi son derece yetersiz olan tarım desteğini bile almayı bıraktı. Gerek üretim alanlarının daralması, gerekse çiftçi sayısındaki düşüş, tarımda bir üretim sorunu olduğunu açıkça göstermektedir. 

Üreticilerin bir kez üretimden koptuktan sonra tekrar tarımsal üretime dönmeleri oldukça zor, hatta olanaksızdır. Yerli üretimi ve üreticimizi koruyan destekleyen somut önlemler alınmadığı sürece çiftçilerimizin tarımdan kopuşu hızlanacaktır.

Aslında bir meslek olan çiftçilik mesleğini bırakıp kent varoşlarında vasıfsız eleman olarak iş arayan insanların çoğalması üretim azalışı kadar yeni ekonomik ve sosyolojik sorunları beraberinde getirecektir.

Sizce borcunu ödeyemeyen üreticilerin bu sorunu nasıl çözülür? Ne yapmak gerekiyor?

Öz sermayesi yeterli olmayan çiftçilerimizin üretime devamı için çiftçi lehine yeni düzenlemeler yapılmazsa üretmek için yeniden borçlanmaktan başka çaresi yoktur. Geliri banka ve piyasa borcuna giden çiftçimiz üretmekte zorlanıp arazisini ya kendi terk etmekte ya da ipotek karşılığı arazisine, traktörüne, hayvanına el konulmaktadır. Borcu borçla kapatmaya çalışma, borcu sürekli öteleyerek borç kıskacından çıkamama kısır döngüsünden çıkmak için, çiftçinin daha fazla gelir artışı sağlayarak artan borcunu zamanında ödeme ortamının yaratılmalıdır.

Bu aşamada kredi ve borç boyutunda çözüm, özellikle takipteki çiftçi borçlarının derhal yapılandırılması, borç faizlerinin silinmesi, ana para ödemelerinin aldığı yıl koşulları üzerinden 5 yıla kadar ötelenmesidir.

Sorunun çok boyutu çözüm için ise; stratejik bir sektör olan tarım sektörünü gecikmeksizin korumak ve somut önlemlerle üretim ekonomisine geçmektir. 5488 sayılı Tarım Kanunu gereği, bütçeden tarıma ayrılan kaynak, 2021 yılı bütçesi ve sonraki yıllar için gayrisafi millî hâsılanın en az %1’i düzeyine yükseltilmelidir. 2019 yılı destekleme ödemeleri tüm illerimiz için derhal ödenmeli, 2020 destekleme ödemeleri ise 2021 yılının ilk yarısında ödenmelidir. Ülkemizde üreticiyi terbiye amaçlı tarımsal ürün ve tarımsal hammadde dışalımı kısıtlanmalı, gümrük vergileri düşürülmemelidir. Tarım arazilerimizi koruyacak şekilde ülke düzeyinde “Arazi Kullanım Planlaması” yapılmalıdır. Ülke ve bölgeler düzeyinde büyük ova koruma alanları başta olmak üzere korunan ve sulanan tarım arazilerimizde üretim miktarı artışı, ürün çeşitliliği, üretim sürekliliğini sağlayacak ve Tarım Kanunu’na göre belirlenen zamanında ödenecek somut desteklerle yönlendirilecek “Tarımsal Üretim Planlaması”na geçilmelidir. “Tarımsal Üretim Seferberliği” ilan edilmeli, girdi maliyetleri düşürülmeli, ucuz kredi olanakları oluşturulmalı, artırılacak ürün ve girdi destekleri üretime ve üretene verilmelidir. Dövizdeki artışa paralel artan girdi fiyatlarındaki kaçınılmaz yükselişi önlemek ve üretime kesintisiz devam etmek için gübre, tohum, ilaç, yem, mazot, elektrik gibi temel girdilerin maliyetleri düşürülmeli, tarımsal girdilere destek verilmeli, KDV/ÖTV indirimi dahil üreticiyi ve üretimi rahatlatıcı önlemler ivedilikle alınmalıdır. Yerinde sayan destekleri dikkate alarak tarım sektörü için ek ekonomik destekler paketi açıklanmalıdır. Üreticilerimizin kamu ve özel bankalar ile Tarım Kredi Kooperatiflerinden aldıkları krediler yapılandırılmalı, faiz silinmeli, ana para için kredinin alındığı dönemin faiz koşullarıyla 5 yıla yayılan bir yapılandırma gündeme gelmelidir. Çiftçilerin BAĞKUR ve SSK borçları ertelenmelidir. Kredi Garanti Fonu (KGF) kredileri tarım işletmelerini de kapsamalıdır.

Ülkemizde 1980’li yıllardan beri uygulanmakta olan neoliberal tarım politikaları sonucunda tarım sektörümüz ve çiftçilerimiz çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Covid-19 salgını sürecinde ülkeler sınırları kapatmakta, üretim azalmakta, dış ticaret hacmi daralmakta ve korumacılık önlemleri artmaktadır. Dünya ölçeğinde yeniden gündeme gelen korumacı tercihlerden ders çıkararak, ülkemizdeki dışa bağımlı “neoliberal tarım politikaları” yerine bir an önce üretim odaklı ulusal çıkarlara yönelik “kamucu tarım politikası” değişikliğine gidilmelidir.

Tarımsal desteklemelere kaynak yok dayatmasına ve aldatmacasına karşı, biliyoruz ki, Kanal İstanbul, Akkuyu Nükleer Santrali, Salda Gölü Millet Bahçesi gibi halkımızın öncelikli ihtiyaçları yerine sermaye kesimlerine rant aktarmayı amaçlayan projeler salgın döneminde de yargı kararlarına karşın uygulanmak istenmektedir. Talebimiz, çılgın projelerin derhal durdurulması, kamu kaynaklarının üretimi artırmaya ve toplum yararına kullanılmasıdır.

Çözüm; çiftçilerimizin tarım ürünlerini üretebileceği olanakların güçlendirilmesi ve tüketicilerimizin de bu gıdalara uygun fiyatta sürdürülebilir bir şekilde ulaşmasının sağlanmasıdır.

Okunma Sayısı: 22
Fotoğraf Galerisi