TMMOB ZMO 47. DÖNEM II. DANIŞMA KURULU (20 HAZİRAN 2021) SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDI

GENEL MERKEZ ( )
25.06.2021 (Son Güncelleme: 27.07.2021 11:50:35)

"Ülkemiz, son dönemde yakıcı etkileri olan ekonomik kriz yanında ciddi bir yönetim ve demokrasi krizi yaşamaktadır. Pandemi yasakları, yaşamımızın her alanını olumsuz etkilemektedir. Yanlış tarım politikalarına ek olarak pandemi ve kuraklığa yönelik somut önlemlerin alınmaması, meslek alanımız ve meslektaşlarımızın sorunlarını artırmaktadır. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası; bilimden, emekten, hukuktan, demokrasiden, insan haklarından, barıştan, laiklikten, ekosistemden, doğadan, kamu yararından ve toplum çıkarından yana kararlı tavrını ödünsüz sürdürmeye devam edecektir."

TMMOB ZMO 47. DÖNEM II. DANIŞMA KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ

(ANKARA – 20 HAZİRAN 2021)

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası 47. Dönem II. Danışma Kurulu Toplantısı, ZMO Ana Yönetmeliği gereği geçmiş dönem Oda Başkanlarımız, Genel Merkez Yönetim Kurulu asıl ve yedek üyelerimiz, Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu asıl üyelerimiz, Şube Başkanlarımız, Yönetim Kurulu olan İl Temsilcilerimiz, TMMOB organlarındaki temsilcilerimiz, Genel Sekreterimiz, MİEM sorumlumuz, Hukuk Danışmanımız ve Mali Müşavirimizin katılımı ile  20 Haziran  2021 tarihinde 11:00-20:00 saatleri arasında geniş bir katılımla video konferans yoluyla gerçekleştirilmiştir.

Danışma Kurulumuzda meslektaş ve meslek sorunlarımız yanında ülke gündemi de değerlendirilmiştir.

ODA’mız 47. Dönem II. Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi aşağıdır:

Ülkemiz, son dönemde yakıcı etkileri olan ekonomik kriz yanında ciddi bir yönetim ve demokrasi krizi yaşamaktadır. Pandemi yasakları, yaşamımızın her alanını olumsuz etkilemektedir. Yanlış tarım politikalarına ek olarak pandemi ve kuraklığa yönelik somut önlemlerin alınmaması, meslek alanımız ve meslektaşlarımızın sorunlarını artırmaktadır. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası; bilimden, emekten, hukuktan, demokrasiden, insan haklarından, barıştan, laiklikten, ekosistemden, doğadan, kamu yararından ve toplum çıkarından yana kararlı tavrını ödünsüz sürdürmeye devam edecektir.

17 Haziran 2021 tarihinde HDP İzmir İl Örgütü`nü hedef alan ve bir kişinin ölümüyle sonuçlanan silahlı saldırıya ilişkin emek meslek örgütleri DİSK, KESK, TMMOB ve TTB tarafından 18 Haziran 2021 tarihinde yapılan ortak basın açıklamasında belirtildiği gibi; “Ülkemizde tamamen yok edilen demokrasiyi güçlü bir biçimde yeniden inşa etmek için ihtiyacımız olan acil birlik ve dayanışma mücadelemizi sürdürme kararlılığımız devam edecektir.”

Rize ilinde planlanan lojistik limanın 20 km yanıbaşında Rize Limanı atıl vaziyette durmaktadır. Bu limanı aktif hale getirmek yerine lojistik bölge ve buna bağlı lojistik liman planlanmıştır. Lojistik Liman inşasında kullanmak üzere dolgu ve inşa malzemesi temini için Rize İli, İkizdere, İşkencedere vadisinde hayatın doğal akışına uymayan, bilimsel veriler ve bilim etiğine aykırı olarak ve kamu yararı düşünülmeden rant anlayışıyla doğaya, ekosisteme geri dönülmez zararı olan her türlü saldırılara, bilimin ve aklın yolgöstericiliğinde kamucu politikalar doğrultusunda TMMOB ve ZMO değerleri ışığında karşı çıkarak, ülkemizin pek çok bölgesinde verilen toplumsal mücadeleye paralel olarak yaşam alanlarını, doğasını, tarım alanlarını savunmaya ve İkizdere halkının mücadelesinde yanlarında olmaya devam edeceğiz.

Tarım sektörümüz yıllardır uygulanan yanlış ve özelleştirmeci tarım politikaları nedeniyle yapısal sorunlarını çözememiştir. Dünya ile birlikte ülkemizi de yoğun olarak etkileyen korona virüs salgın sürecininde ülkemizde radikal önlemler alınmaması nedeni ile sağlıktan eğitime, üretimden ekonomiye birçok alan etkilenmiş, her kamusal alanda olduğu gibi çiftçilere/üreticilere ve kırsal bölgelere yönelik herhangi bir somut tedbirin alınmaması tarım sektöründe de hayati sorunların yaşanmasına neden olmuştur.

Bu hayati sorunlar ile birlikte enflasyondan işsizliğe, yoksullaşmadan ekonomik durgunluğa kadar hayatlarımızı her alanda olumsuz etkileyen ekonomik kriz giderek daha da derinleşmeye devam etmektedir. Yaşanan krizden kurtulabilmek için ithalat kolaycılığına dayalı neoliberal ekonomi politikaları yerine üretim ekonomisini, sermayenin öncelikleri yerine kamusal çıkarları, kamu harcamalarında lüks ve savurganlığa dayalı yönetim anlayışı yerine tasarrufları, gündelik politikalar yerine planlı kalkınmayı hedefleyen anlayış bir an önce benimsenmeli, tarım sektörüne yönelik kısa, orta ve uzun vadeli yapısal sorunlarını gideren tarımsal planlamalar acil olarak gündeme alınmalıdır.

Covid-19 salgını süreci bir kez daha göstermiştir ki giderek derinleşen iklim krizi karşısında tüm yurttaşlarımızın içme suyu ve çiftçilerimiz tarafından tarımsal sulamada kullanılan su varlıkları korunmalı, su hizmetleri ücretsiz verilmeli, çiftçi su borçları silinmeli ya da faizsiz ertelenmelidir. Sulamada kullanılan enerji, destekleme kapsamına alınmalı ve borçlu çiftçilere uygulanan haciz ve takipler durdurulmalı, kamu idaresi tarafından karşılanmalıdır.

Üretim için gübre, tohum, ilaç, yem, mazot, elektrik gibi temel girdileri üreten tarımsal KİT’lerin özelleştirilenleri kamulaştırılmalı, kapatılanlar yeniden açılmalı ve işlevsizleştirilenlere işlev kazandırılmalı, özerkleştirilerek çiftçi örgütlerinin aktif katılımı sağlanmalıdır. Bu yapısal dönüşüm sürecinde çiftçilerin girdi maliyetlerini düşürecek destekleme programları acilen yapılmalıdır. Girdi temininde KDV muafiyetleri ivedilikle sağlanmalıdır.

5403 sayılı Yasa kapsamında İllerde kurulan Toprak Kuruma Kurulları’nın kararları topraklarımızı ve verimli tarım arazilerimizi korumaya yönelik olmalıdır. ODA’mız kamu yararı, alternatif alan dahil çeşitli gerekçelerle kurulda alınan yanlış kararlara itiraz ederek, süreci takip etmeye ve gerekirse yargıya taşımaya devam edecektir.

Bazı illerimizde “hobi bahçeleri” adı altında tarımsal niteliği korunacak arazi vasfı taşıyan araziler zaman içinde tarım dışına çıkarılmakta, parçalanarak küçülmelerine yol açılmaktadır. Kırsalda yapılan hobi bahçeciliği yeni imar alanları yaratmanın yeni bir yolu olmaya başlamıştır. Hobi bahçeciliği kentsel bir kavramdır. Denetlenerek ve belirli kurallar çerçevesinde, kent içinde uygun arazilerde yapımına izin verilmelidir. Tarım arazileri ise tarımsal üretim yapmak için kullanılmalıdır.  

Gıda egemenliği, gıda güvenliği ve gıda güvencesi ülke gündemindeki yerini almalı, kendine yeter üretim için planlamalar hemen yapılmalıdır. Kamu sağlığını gözetmeyen merdiven altı ve riskli katkı ve kalıntılar taşıyan gıda ham maddeleri ile yapılan üretim, stokçuluk ve fahiş fiyatlar, doğru, etkin ve hızlı şekilde yeterli uzman denetmen istihdam edilerek denetlenmeli, gerekli cezalar verilmelidir.

Tarımsal üretimin artırılması ve devamlılığının sağlanması için üretim, işleme, depolama ve tüketim aşamalarında bitki koruma önlemleri olmazsa olmaz koşuldur. Bitki koruma ürünlerinin üretimi, toptan ve perakende satışı, tanıtımı ve fiili uygulanmasının bu konuda eğitim almış uzman kişilerce yapılması bir zorunluluktur. Bitki koruma uygulamaları sadece tarım ilaçlarının kullanıldığı kimyasal mücadele uygulamaları ile de sınırlı değildir.  Ülkemizdeki mevcut bitkisel ilaç satış bayilerinin çözülemeyen sorunları arasında; reçete sorunu, pestisitlerin ruhsatlandırma alanları ve dozları, gübre ruhsatı ile satılan pestisitler, etiket fiyatı, denetim, sahte ve kaçak ilaçlar, üreticinin eğitim ve gelir seviyesi düşüklüğü, mesai saatleri, kâr marjının düşüklüğü, uzun vadeli satış ve tahsilat zorluğu, sermaye yetersizliği, ürün fiyatlarının belirsizliği, ilaçların kullanım süreleri, fide, fidan, gübre, tohum satışları gibi bugün de yaşanan birçok ciddi sorunları mevcutken bitkisel ilaç satış bayiliklerinin bitki koruma konusunda hiç bir yeterliliği olmayan diğer meslek disiplinleri dahil, son olarak Orman Mühendisi ve Orman Endüstri Mühendislerine verilmesi yanlıştır. Bu yanlış, ivedilikle düzeltilmelidir.

Bitki koruma, gübre, tohum, tarım alet ve makinası gibi girdilerin satıldığı Tarımsal Bayilere yönelik halk sağlığının korunması ve haksız rekabet ortamı oluşmaması için Tarım ve Orman Bakanlığı’nca ülke düzeyinde ortak uygulama başlatılmalı ve süreç sıkı bir şekilde denetlenmelidir.

Sağlık Bakanlığı’nca yürürlüğe konulan “Biyosidal Ürünler Yönetmeliği” değişikliği yeniden değerlendirilmeli, biyosidal ürün veya aktif maddelerin imalinden sorumlu olacak meslek grupları içerisinde eskiden olduğu gibi yine Ziraat Mühendisleri de olmalı, halk sağlığı açısından biyosidal uygulaması yeterli eğitim almamış her meslek grubuna açılmamalıdır. Salgın döneminde kapatılan ve yasal olarak meslek içi eğitimler kapsamında yetkilendirilmiş olan Oda’mızın görevini yerine getirebilmesi, gerekli eğitimleri verebilmesi için gerekli izinler derhal  tekrar sağlanmalıdır.

Adalet Bakanlığı’nca planlanan Bilirkişi Eğitimleri yeniden açılmalı, Oda’mızca verilen bilirkişilik temel ve yenileme eğitimlerine ivedilikle izin verilmelidir. Bilirkişilik uzmanlık ve alt uzmanlık alanlarında meslektaşlarımızı mağdur eden düzenlemeler ve uygulamalar derhal düzeltilmelidir.

Yerel yönetimlerde kırsal alanlar/tarım ile ilgili Daire Başkanlıkları ya da Müdürlüklerin oluşturulması, yapılanmada kırsal kesimi geliştirme, tarımsal üretimi ve etkinliğini artırma amaçlı Ziraat Mühendislerinin görevlendirilmesi, yerel tarımın yerel yönetimlerce destekleme modellerinin geliştirilmesi ve tarım ve mera arazilerinin korunması için gerekli yapılanmayı sağlamaları konusunda ortak planlama ve etkinlikler gerçekleştirilecektir.

Yeni eğitim ve istihdam alanları için yerel yönetimlerle kamusal eğitim programları ve uygulamalarına ilişkin ortak çalışma olanakları üzerinde çalışılacaktır.

Tarımsal üretimde önemli bir işgücü konumunda bulunan geçici, gezici olarak çalışan kadın ve erkek mevsimlik tarım işçilerinin karşılaştıkları sosyal güvenlik, emeklilik vb. sorunlar ile  tarımda çocuk işçiliğinin önlenmesine yönelik kalıcı çözümler geliştirilmeli, şehirlerarası nakil ve barınma koşulları dahil üretim sezonu öncesi gerekli önlemler Covid-19 salgın sürecinde dikkate alınarak yürürlüğe konulmalı, çalışma ve sosyal hayatları ivedilikle iyileştirilmelidir.

Öncelikle tarımsal ilaç, gübre, tohum olmak üzere yerli girdi üretimine ve ıslah çalışmalarına yönelik gerekli Ar-Ge çalışmaları hızlandırılmalı ve süreç koşulsuz desteklenmelidir.

“Tohumculuk Yasası” ekosistem, tarımsal varlıklarımız, çiftçiler ve kamuoyu çıkarları gözetilerek bir an önce yeniden düzenlenmelidir.  

Ülke düzeyinde detaylı toprak etüt ve haritalama çalışmaları uzman kamu kurumu tarafından tamamlanmalı, etütler Oda’mız hizmet içi eğitimine katılan ve yetki belgesi alan konu uzmanı meslektaşlarımız tarafından yapılmalı, uzman kamu personeli sayısı artırılarak etkin kamu denetimi sağlanmalıdır.

Gıda arzının sürekliliği, verim ve üretici gelirinin artması için sulamaya uygun tarım alanları bütçeden yeterli kaynak ayrılarak ivedilikle sulu tarıma açılmalı, tarımsal sulama yönetimi güçlendirilmeli, su tasarrufu sağlayan basınçlı/kontrollü sulama yöntemleri uygulanmalı, sulanan alanlarda eşgüdümlü olarak arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri tamamlanmalıdır.

Akdeniz Meyve Sineği’nin (AMS) verdiği zarar epidemi derecesindedir. Meyvecilikle ilgili Tarımsal Epidemi ilan edilerek, gereği olan Entegre Mücadele çerçevesinde tuzak kullanımını yaygınlaştırmak gerekmektedir. Bu kapsamda tuzak ve feromon desteklemeleri Bakanlık tarafından karşılanmalı ya da tuzak için destekleme tutarı artırılmalıdır. Feromon bir yıllık olduğundan ikinci yıl tuzak ve feromon set olarak değil yalnızca feromon satışı da yapmalıdır. Tuzak kullanımı sırasında meyveye uygulama yapılmayıp, meyvede bir kalıntı problemi yaşanmadığından tavsiyeye bakılmadan AMS problemi olabilecek bütün meyvelerde kullanımına izin verilmelidir.

Ülkemiz tarımında neredeyse tek yeterlilik fazlası veren bitkisel üretim dalı olan meyveciliğe ilişkin 5 Kasım 2020 tarih ve 3190 sayılı Tebliğ ile kaldırılan fidan desteklemesi geri getirilmelidir. Son tebliğ ile desteklemenin % 6 ve üzeri eğim olan arazilere verileceği ibaresi ovalarda yapılacak meyve plantasyonlarına destekleme yapılmayacağı anlamını taşıdığından, ova araziler için uygulanan desteklemeler devam ettirilirken % 6 ve üstü hedef arazilere desteklemelerin daha fazla yapılması için ZMO olarak gerekli girişimlerde bulunulacaktır.

AB ve diğer pazarlara ihraç ettiğimiz yaş sebze, meyve ürünleri ve tarım ürünlerindeki pestisid kalıntılarını çözmek için AB ülkelerinin kullandığı ortak Maksimum Rezidü Limitleri (MRL) değerlerini baz alma çalışmaları yapılmalıdır.

Hayvancılığın gelişmesi sağlanarak, üreticinin gelir artışı yanında, vatandaşın sağlıklı et, süt ve süt ürünleri tüketmesi için kalıcı özel önlemler alınmalıdır. Çiğ süt fiyatları üreticiyi koruyacak şekilde açıklanmalıdır. Doğal beslenme alanları çayır ve meralarımız korunmalı, yem bitkisi üretimi artırılarak yemde dışa bağımlılık azaltılmalıdır. Beyaz et ve yumurta sektörü salgın boyunca desteklenmelidir. Kırmızı et sorununun giderilmesi için dönemsel olarak açılan tarife kontenjanlarıyla dışalım yolu tercih edilmemeli, devlet üretim çiftlikleri yoluyla üreticiye teknik destek sağlanmalı, yem, ilaç, aşı desteği verilmeli, meraların amaç dışı kullanımı önlenmelidir. Endüstriyel hayvancılık çok boyutlu değerlendirilmeli, agroekolojik hayvancılığa geçiş özendirilmelidir.

Artan gıda ihtiyacının karşılanmasında önemli bir besin kaynağı olan su ürünleri halkın beslenmesinde gerektiği kadar yer almamaktadır. Kişi başına tüketim 5-6 kilogramlar civarında olup, gelişmiş ülkelerin tüketiminin oldukça gerisindedir. Ekolojik özellikleri birbirinden farklı 3 deniz, 1 iç deniz ve 25 farklı akarsu havzasına sahip olan Türkiye zengin balık biyoçeşitliliğine sahiptir. Sahip olduğu büyük potansiyele rağmen bu kaynakları doğru ve sürdürülebilir bir şekilde değerlendirememektedir. Pelajik ve bentik balık stokları yenilenme oranlarını aşan bir şekilde sömürülmekte, kirlilik, kaçak avcılık, av yasaklarına uyulmaması gibi etkenler ise stoklara geri dönülmez zararlar vermektedir. Stoklarımız üzerindeki av baskısının azaltılması, kaçak avcılığın önlenmesi, av yasaklarına uyulmasının sağlanması için kamu kurumlarının denetimlerini artırması gerekmektedir. ODA’mız üyesi Su Ürünleri Mühendisleri, Su Bilimleri ve Mühendisleri ile Balıkçılık Teknolojisi Mühendisleri’nin kamuda istihdam edilmesi ile denetimler yetkin mühendisler tarafından yapılacaktır. Bu meslek gruplarının planlama ve denetimlerde etkin görevler alması sağlanmalıdır.

Eğitim-istihdam-yatırım politikaları birlikte planlanmalı, eğitimde altyapı ve kalite sorunu dikkate alınmalı, işsizlik sorununun çözümüne yönelik kamuda istihdam ve özel sektörde çalışma olanakları ile tarımsal eğitimin kalitesi artırılmalıdır. ODA’mız Ziraat Mühendisliği akademik eğitiminde kalitenin yükseltilmesi için Ziraat Fakülteleri Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon çalışmalarına destek vermeye devam edecektir.

Meslektaşlarımız ve üyelerimizin İşçi Sağlığı İş Güvenliği eğitimleri, ZMO olarak içinde bulunduğumuz İSİG komisyonlarındaki uzmanlarımız üzerinden devam ettirilecek emeğin sağlığı ve güvenliği standartlarının çağdaş demokratik standartlara ulaşabilmesi için gerekli mücadele sürdürülecektir. 

Bakanlık teşkilat yapısında “Çiftçi Yayım ve Eğitim Şubeleri” tekrar açılıp eğitim ve yayımda birlik sağlanmalıdır. Tarım Danışmanlığı kamu dışında da etkin hale getirilmeli, tarımda özel sektör ve gelişen tarımsal üretim ve tüketim kooperatifçiliği için de zorunlu olmalıdır. Tarım danışmanlarının mali ve özlük hakları düzeltilmelidir.

Kamuda çalışan veya emekli meslektaşlarımızın mali ve özlük sorunları ve iyileştirmeler için sendikalar ile ortak mücadele, kamuoyu ve hükümet nezdinde girişimler ve çalışmalar yapmaya devam edilecektir. Agustos 2021 ayında yapılacak olan Kamu çalışanları “Toplu Sözleşme” sürecinde meslektaş haklarımız açısından ilgili sendikalarla görüşmeler yapılacaktır.

Kadın hakları mücadelesi kapsamında cinsiyet ayrımcılığına, toplumsal rollere, dayatılan yaşam biçimine, kültürel kabullere, dinsel referanslara bağlı olmadan özgür ve bağımsız bir birey olarak toplumda yer alma, toplumsal yaşamın her alanında eşit olarak var olma mücadelesinde taraf olmak ve üzerimize düşen tüm sorumlulukları yerine getirmek konusunda gereken mücadele ve cinsiyet eşitliği eğitim çalışmalarına devam edilecektir. “İstanbul Sözleşmesi” yaşasın demeye devam edeceğiz.

 Orman alanlarını endüstriyel bir bakış açısıyla yapılaşmaya açan, doğal alanlarımız ve yaban hayatı üzerinde geri dönülmeyen yıkımlara neden olacak uygulamalara yönelik  her anlamdaki mücadelemiz  kararlılıkla devam edecektir.

Yaklaşık 25 milyon kişinin yaşadığı ve sanayinin %60’ının bulunduğu Marmara Bölgesindeki yoğun sanayileşme ve yerleşimin dünya da uygulanmayan derin deniz deşarjı uygulaması ve yüksek enerji maliyetleri nedeniyle ileri biyolojik arıtma yapmayan sanayi ve yerel yönetimlerin eksikliklerinden kaynaklanan evsel ve endüstriyel nitelikli atıkların ve insan faaliyetleri kökenli tüm kirleticilerin oluşturduğu kirlilik, yaşanan iklim krizinin etkisiyle yaklaşık 1,5-2 C ısınan Marmara denizinin de ve tüm etki alanında ekosistemi bütünü ile  bozacak şekilde kıyı ve su kirliliğine sebep olarak çevre felaketi Müsilaj (Deniz Salyası) oluşumuna yol açtığı daha önce yayımladığımız rapor ve basın açıklamalarında belirtilmiştir.  İnsan kaynaklı Endüstriyel ve evsel atıklarla oluşan bu çevre kirliliğini önlemek için planlama çalışmalarına katılmak meslek örgütümüz ve meslektaşlarımızın görevlerindendir. Bu kapsamda meslek alanımızı ilgilendiren tarımda kullanılan zirai ilaçların kontrolsüz kullanımına bağlı oluşan kirletici yükünü azaltmak açısından gerekli önlemleri almak hem insani hemde mesleki açıdan vicdani bir sorumluluktur. Oda’mız, karbon emisyonunun azaltılması ve tüm sularımıza deşarj edilen evsel, sanayi ve tarımsal kirliliğin önlenmesi için sürdürdüğü çalışmalara devam edecektir.

Bugün iklim değişikliği kapsamında yaşanmaya başlanan sert rüzgarlar, hortumlar, kuraklık, seller ve sıcaklık dalgaları üretimimizi, üreticimizi ve tüm halkımızı olumsuz etkilemektedir. Rant uğruna ortaya çıkan çarpık kentleşme, yeterince inceleme ve değerlendirme yapılmadan inşa edilen enerji yapıları ve madencilik faaliyetleri, doğal varlıklar üzerinde yıkım derecesinde tahribata yol açmakta ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini tetiklemektedir. Doğal varlıklarımız gelecek nesillerimize miras olarak bırakacağımız yaşam kaynaklarıdır. Yapılacak yatırımlarda mutlaka meslek odalarının ve yöre halklarının görüşü alınmalıdır. ODA’mızın bu konudaki haklı mücadelesi her zaman olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir.

Tarım arazilerimizi yok eden doğamızı katleden “çılgın projeler” durdurulmalıdır. Ülkenin tamamını ekonomik, demografik ve ekolojik olarak etkileyecek olan toplumun geniş kesimlerinin özellikle de İstanbul’da yaşayan halkın yoğun itirazlarına, bilimsel gerçeklere ve kamu yararı ilkesine aykırı olmasına rağmen  ilerlemeye devam eden Kanal İstanbul Projesi kapsamında kanalın çevresindeki tarım ve mera arazilerinin katledilmesine yönelik 1/100000 Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin iptaline, tarım ve mera arazilerinin vasıf değiştirilme kararlarına yönelik  üzerimize düşen görevleri hukuki olarak yerine getirmekteki kararlılığımız devam edecektir.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olarak diyoruz ki; 

Ülkemizde sorunları çözmeyip artıran özelleştirmeci, destekleri azaltıcı, dışa bağımlı “Neoliberal Tarım Politikaları”ndan “Kamucu Tarım Politikaları”na ivedilikle geçilmelidir.

Tarımsal kamu yönetimi güçlendirilmeli, ilgili yönetsel birimlere meslek dışı atamalardan vazgeçilmeli ve liyakat sahibi Ziraat Mühendisleri atanmalıdır.

Tarım ve gıda sektörü özel sektörün inisiyatifine bırakılmamalı, çiftçiler ve tarım kesiminin, satınalma, eğitim, üretim ve ürün satış konularında güçlenmesi için kooperatifleşmesi desteklenmelidir.

Üretimdeki yapısal sorunlara kalıcı çözüm getirilmeli, üretim maliyetleri düşürülmeli, çiftçimizin kazandığı, tüketicinin makul fiyatlarla ürüne ulaşabildiği bir sistem kurgulanmalıdır. Ülke ve bölgeler düzeyinde büyük ova koruma alanları başta olmak üzere “Arazi Kullanım Planlaması” ile korunan ve sulanabilecek olan tarım arazilerimizin artırılarak üretim miktarı artışı, ürün çeşitliliği, üretim sürekliliğini sağlayacak ve Tarım Kanunu’na göre belirlenen, zamanında ödenecek somut desteklerle yönlendirilecek “Tarımsal Üretim Planlaması”na geçilmelidir.

2001 yılından beri yapılmayan Tarım Sayımı bir an önce yapılmalı, sağlıksız ve güncel olmayan veri sorunu hızla çözülmelidir.

Ülke düzeyinde “Tarımsal Üretim Seferberliği” ilan edilmeli, girdi maliyetleri düşürülmeli, ucuz kredi olanakları oluşturulmalı, artırılacak ürün ve girdi destekleri üretime ve üretene verilmelidir.

Çayır ve meralar korunmalı, mera tespit ve ıslahları hızla tamamlanmalıdır.

Meslektaşlarımızın ve üreticilerin mağduriyetini engellemek ve tarım sektörüne yönelik olumsuz sonuçların önüne geçebilmek için çalışarak, araştırarak ilgili kurumları ve kamuoyunu bilgilendirerek görevimizi yerine getirmeye devam ediyoruz ve edeceğiz.

Mesleğimizin itibarsızlaştırılması, mesleki yetkilerimizin elimizden alınması, meslek örgütümüzün mali olarak zayıflatılması, işlevsizleştirilmesi ve bölünmesine izin vermeyeceğiz.

Yaşasın TMMOB

Yaşasın ZMO

Yaşasın ZMO Örgütlülüğü

 

Okunma Sayısı: 33
Fotoğraf Galerisi