TARIM ARAZİLERİMİZ, MERALARIMIZ, ZEYTİNLİKLERİMİZ DOĞAMIZ BUGÜN HOYRATÇA AMAÇ DIŞI KULLANILIYOR! VE BUGÜN, 5 HAZİRAN, DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ. DÜNYA ÇEVRE GÜNܒNDE GELECEĞİMİZİ SORGULUYORUZ!...

GENEL MERKEZ ( )
05.06.2022 (Son Güncelleme: 05.06.2022 08:55:51)

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası; her insanın sağlıklı ve yeterli beslenmesine yetecek gıdaya, her insanın gereksinim duyduğu temiz suya ve soluyabileceği temiz havaya sahip olması gerektiğini bilerek, doğa ve çevre mücadelesine devam etmektedir, ödünsüz devam edecektir.

TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI

BASIN AÇIKLAMASI

5 Haziran 2022

 

TARIM ARAZİLERİMİZ, MERALARIMIZ, ZEYTİNLİKLERİMİZ DOĞAMIZ BUGÜN HOYRATÇA AMAÇ DIŞI KULLANILIYOR!

ve bugün, 5 HAZİRAN, DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ.

DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ’NDE GELECEĞİMİZİ SORGULUYORUZ!...

Temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşamanın “temel bir insan hakkı” olduğunun karar altına alındığı gün olan 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü, artarak devam eden çevre sorunlarının gölgesinde dünyada ve de ülkemizde endişe ile kutluyoruz. Şekilsel gündem; yeşil mutabakat, karbon ayak izi, kirleten öder prensibi/ilkesi!, ÇED süreci, politika tercihleri, sorunlar, çözümler, ve saire…

Gerçek suçlular, kalıcı çözümler üretemez.

5 Haziran Çevre Günü’nü kutlarken, yanlışları sorguluyoruz ve çözüm önerilerimizi sunuyoruz.

Sularımız, havamız, toprağımız her geçen gün biraz daha kirletilirken, su ve toprak varlığımız insan eliyle hızla yok edilirken, tarım alanlarımız, meralarımız, zeytinliklerimiz, ormanlarımız, su havzalarımız bilinçli olarak rant ve kişisel çıkar hesaplarının hedefi haline getirilmişken, bugünü bir kutlama günü olarak görmek pek olanaklı görülmüyor, bizler görmüyoruz.

Anayasa’nın 56. maddesindeki; “Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevrenin kirlenmesini önlemek” hükmü ile, çevre güvence altına alınmıştır. Çevre politikalarının; tarım, sanayi, enerji, ulaşım ve kentleşme politikalarıyla bütüncül olarak ele alınmasının gerekliliği açık olarak belirtilmiştir. Anayasa’nın 45. maddesindeki; “Devlet, tarım arazileri ile çayır ve mer’aların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek” hükmü ile, tarım arazileri ile çayır ve meralar güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın 45. maddesindeki; “Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır.” hükmü ile, toprak ve toprağı işleyen üreticiler güvence altına alınmıştır. Niye?

Ancak; Anayasal hukuk devletinde Anayasa ve Yasa hükümleri yok sayılarak, doğaya sadece rant ve çıkar gözüyle bakan, paranın doğada yaşanacak sorunların üstesinden geleceğine ve vicdanları perdeleyeceğine inanan bakış açısı yıllardır maalesef ülkemizi yönetiyor.

Bugün geldiğimiz noktada ülkemizin çevre değerlerine tarım boyutunda bakacak olursak:

TÜİK verilerine göre nüfusumuz 2002 yılında 65 milyon iken 2021 yılında 84.7 milyona yükseldi. Üretim alanı olan toplam tarım arazilerimiz ise, güncel olmayan Tarım ve Orman Bakanlığı ile TÜİK verilerine göre 41.2 milyon hektardan 37.7 milyon hektara, işlenebilir tarım alanları 27.8 milyon hektardan 23.1 milyon hektara düştü. Gerçek rakamlar, bunlar mı? Artan gıda enflasyonu kader mi? Tüketim artarken üretim alanlarımız sürekli düşüyor, niye?

5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’na konulan istisnalarla verimli tarım arazilerimiz, ekili, dikili ve özel ürün arazilerimiz üretim amacı dışında tarım dışı kullanıma açıldı. ODA’mız üretim alanlarımızı korumak için sürekli dava açmaktadır. Resmi izinle tarım dışına çıkarılan tarım arazisi miktarları ise açıklanmamaktadır. İllerde kurulan Toprak Kuruma Kurulları topraklarımızı korumamakta kararlı, niye?

Enerjide dışarıya bağımlılığı azaltma hedefiyle yenilenebilir enerji kaynaklarımızı geliştirmeye çalışırken, Büyük Menderes, Küçük Menderes ve Gediz Havzalarımız öncelikli olarak vahşi şekilde üretimde bulunan denetimsiz Jeotermal Enerji Santral (JES) tesisleriyle tarım alanlarımız yok oluyor ve tarım ürünlerimiz hızla kirleniyor, insan sağlığı ciddi tehdit altında. Rüzgar Enerjisi Santralleri (RES) ve Güneş Enerjisi Santralleri (GES), plansız programsız denetimsiz olarak rant eksenli çevreye zarar verilerek kuruluyor, niye?

4342 sayılı Mera Kanunu getirilen istisnalarla meralarımızın amacı dışında kullanımına yol açtı. TÜİK verilerine göre mera varlığımız 2001 yılından 2021 yılına kadar hiç değişmedi ve halen 14.6 milyon hektar! TBMM’de soru önergelerine verilen resmi yanıtlarda bu miktar yaklaşık 12 milyon hektar. ODA’mız çayır ve mera alanlarımızı korumak için sürekli dava açmaktadır. İllerde kurulan Mera Komisyonları meralarımızı korumamakta kararlı, niye?

Termik santrallere yasaklama derken, filtre zorunluluğu ve zamanla kapatma derken bazı termik santraller için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca Maden Yönetmeliği’de değişiklik ile Anayasa ve Yasa ile korunan zeytinliklerimiz bilerek yok edilmek isteniyor, niye?

Ülkemiz bitkilerde biyoçeşitliliğin merkezi ve ana vatanı. Biyoçeşitliliğimiz korunmuyor, niye?

Ekolojik özellikleri birbirinden farklı 3 deniz, 1 iç deniz ve 25 farklı akarsu havzasına sahip olan ülkemiz zengin balık ve su ürünleri biyoçeşitliliğine sahiptir. Müsilaj sorunu neden ülkemizde yaşandı ve çözüm henüz yok. Balık stokları yenilenme oranlarını aşan bir şekilde sömürülmekte, kirlilik, kaçak avcılık, av yasaklarına uyulmaması gibi etkenler ile stoklara geri dönülmez zararlar verilmektedir. Sahip olduğumuz büyük potansiyele rağmen su kaynaklarımızı ve su ürünleri potansiyelimizi doğru bir şekilde değerlendiremiyoruz, niye?

Ormanlarımız yangın ve imar felaketleriyle sürekli yok olurken, tek tek fidan dikerek yeşil alan varlığımız azalmadı deniliyor. Ormanlarımızı madencilik ve taş ocakları dahil doğayı açıkça yok eden kullanımlara açıp, ÇED Raporlarındaki taahhütleri bile denetlemeyen bir kamu yönetimi var. Ormanlarımız bilerek iktidara yakın yerli ve yabancı rant odaklarınca yok ediliyor, niye?

Yaşanan ciddi sorunların sorumluları ortada iken “iklim krizi” diye dünyada da ülkemizde de soyut bir günahkâr aramama zamanıdır. Kuraklık, ciddi bir dünya ve de ülke sorunu. Kağıt üzerinde kalan eylem planları ile sorunlarımız çözülemiyor, niye?

Erozyon ve çölleşme çok ciddi bir sorun. Yeni çalışmalar yapmadan geçmiş verileri dijital ortamda süsleyerek sunarak bu sorun çözülemez. Kağıt üzerinde kalan eylem planları ile sorunlarımız çözülemiyor, niye?

“Kanal İstanbul Projesi” projesi ve imar plan değişikleri büyük miktarda tarım alanını etkilemekte olup bu durum Anayasa’nın 44., 45. ve 56. maddelerine açıkça aykırıdır. Kanal İstanbul Projesi ile büyük miktarda orman alanı ve İstanbul’un içme suyu dahil su havzaları yok olacak. ODA’mız ve üst örgütümüz TMMOB, İstanbul’un yerel garantisi tarım alanlarını, su havzalarını, çayır ve meraları, ormanları korumak için bilimsel gerçeklere ve kamu yararına ve toplum çıkarına sürekli dava açmaktadır. Rant amaçlı “çılgın projeler” ile ülkemiz çevresini bilerek yok etme çabaları, niye?

Hobi bahçeciliği yeni kişisel rant alanları yaratmanın bir yolu olmaya başladı. Hobi bahçeciliği kentsel bir kavram olup denetlenmesine yönelik bir Yasa çıkarıldı. Yasanın gereği yapılmıyor, niye?

Kazdağları ormanlarından Fatsa ormanlarına, Alpu Ovası’ndan Çarşamba Ovası’na, İkizdere Taşocağı’dan Sinop ve Mersin Nükleer Santrali’ne, Salda Gölü Millet Bahçesi’nden Yalova Bahçe Kültürleri Enstitüsü Millet Bahçesi’ne, Aydın büyük ova koruma alanı’ndan Tekirdağ büyük ova koruma alanına!...,

Çevre sorunlarımız ortada, saymakla bitmiyor, ve yeni talanlar ve yıkımlar her gün Resmi Gazete’de yayınlanıyor.

Bugün ülkemizde yaşanan çevre sorunlarının temel nedeni siyasidir, yanlış politika tercihlerdir.

Çözüm, belli; ciddi bir siyasi irade gerekli, bilime uygun kararlar alınmalı, sürekli ve etkili toplumsal ve hukuksal mücadele şart.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, beton ekonomisi ve imar rantlarını dağıtma Bakanlığı olmaktan çıkmalı, içindeki tutarsız ve çelişkili yapıya karşın, doğayı ve çevreyi korumanın ana görevi olduğunu anlamalı ve gereğini çevreden ve doğadan yana yapmalıdır.

Tarım ve Orman Bakanlığı, başka Bakanlıkların amacı dışındaki tahsis istemlerine karşı utanmadan ve çekinmeden kuruluş Yasasındaki görevlerini derhal yerine getirmeli ve tarımsal üretim alanlarını ödünsüz korumalıdır.

Ülkemizin toprak, arazi, su, orman, mera ve diğer doğal kaynaklar varlığı bilimsel olarak hızla yeniden belirlenmeli ve güncel veriler kısa süreli düzenli aralıklarla sürekli kamuoyuna açıklanmalıdır.

Büyükşehir/Bütünşehir Yasası kapsamı dahil tüm belediyelerde imar planları yapılırken, tarımsal üretim alanlarını koruyan Arazi Kullanım Planlaması zorunlu olmalıdır.

“Üretemeden tüketemeyiz.” gerçeğiyle, tarım arazileri, meralar, zeytinlikler, özel ürün arazileri koşulsuz olarak sürekli tarımsal üretim yapmak için kullanılmalıdır. 

5403 sayılı Yasa kapsamında illerdeki Toprak Kuruma Kurulları kararları topraklarımızı ve verimli tarım arazilerimizi korumaya yönelik olmalıdır.

Kanal İstanbul dahil, çevremizi, doğayı katleden ve tarım arazilerimizi yok eden “çılgın projeler” derhal durdurulmalıdır.

Çevreyi kirleten tarımsal ilaç ve gübre başta olmak üzere çok uluslu şirketlerin satış ve kullanış dayatmalarına karşın aşırı kullanıma karşı bilimsel olarak yeterli kullanım ortamı hazırlanmalı ve ciddi olarak denetlenmeli, yerli girdi üretimine yönelik gerekli Ar-Ge çalışmaları hızlandırılmalı, süreç koşulsuz desteklenmelidir. Halen temel girdiler olan gübreler ve ilaçlar bir çevre sorunu olmaktan çıkarılmalıdır.

Kuraklığa çözüm olan tarımsal sulamada aşırı su kullanımı önlenmeli, bilimsel yöntemlerle yeterli ve ucuz sulama yapılmalı, tarımsal sulama bir çevre sorunu olmaktan çıkarılmalıdır.

Bitkisel ve hayvansal biyoçeşitliliğimiz koşulsuz korunmalı, “Tohumculuk Yasası” ekosistem, tarımsal varlıklarımız, çiftçiler ve kamuoyu çıkarları gözetilerek bir an önce yeniden düzenlenmelidir.

Müsilaj sorunu dahil, nedenleri belli olan su kirliliği sorunu kamu yönetiminin ciddi denetimleriyle ivedilikle çözülmelidir.

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün; bu dünyanın kimsenin özel mülkiyeti olmadığını anlama, çevremizin gelecek nesillerin bir emaneti olduğunu anımsama ve bu emanete sahip çıkma günü olması dileğiyle!..

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası; her insanın sağlıklı ve yeterli beslenmesine yetecek gıdaya, her insanın gereksinim duyduğu temiz suya ve soluyabileceği temiz havaya sahip olması gerektiğini bilerek, doğa ve çevre mücadelesine devam etmektedir, ödünsüz devam edecektir. Doğa ve çevre mücadelesinde cesaretini bilgi birikimi ve deneyiminden, gücünü üyelerinden ve örgütlü mücadelesinden almaktadır. Gelecek kuşaklara temiz, sağlıklı ve yaşanabilir çevre bırakma yükümlülüğünün bilincinde olarak, bugüne kadar çevremizin ve doğal kaynaklarımızın korunmasında gösterdiği kararlı tutumunu sürdürmeye devam edecektir.

 

Baki Remzi SUİÇMEZ

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası

Yönetim Kurulu Başkanı

 

Okunma Sayısı: 80
Fotoğraf Galerisi