"TÜRKİYE'NİN SULANAMAYAN BİR KARIŞ TOPRAĞI KALMAMALIDIR" - DSİ SU DÜNYASI

GENEL MERKEZ
01.07.2006 (Son Güncelleme: 18.07.2006 14:39:04)

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan GÜNAYDIN, suya erişimin Türkiye'de toprağın en önemli ihtiyaçlarından bir tanesi olduğunu söylüyor.

Sizce Türk tarımının temel sorunları ve çözüm yolları nelerdir?

Türk tarımının Osmanlıdan bu yana süren birtakım problemleri ve bunların yanında küreselleşme sürecinin sektöre taşıdığı yeni problemler vardır. Osmanlıdan bu yana süren problemlerin başında toprak mülkiyetinin dağılımının adaletsizliği yatmaktadır. Bugün ülkede ortalama işletme genişliği 61 da dolayındadır. Araziler parçalıdır. İşletme başına 3 ila 5 arazi parçası düşmektedir. Tarıma bu çerçeve içerisinde teknoloji ve bilgi transferi yapılamamaktadır. Hala geleneksel yöntemlerle bir üretim düzeyi sürdürülmeye çalışılmaktadır.

Bunun yanında tarımsal kamu yatırımlarının hızı son derece düşüktür. Örneğin ülkede hala 4.5 milyon ha alan su beklerken, sulama yatırımlarının hızı son derece düşük düzeylerde kalmaktadır. 10 yıllık dönemde Türkiye’nin teknik ve ekonomik ölçütlere göre sulanabilir alanları içerisinde, sulanamayan bir karış toprağı kalmamalıdır. Bunun için de yılda 500 bin ha dolayında bir sulama yatırımını planlayabilmek gerekmektedir.

Diğer taraftan açık kanaletlerde yapılan sulama, hem su kaynaklarımızın israfına neden olmakta, hem de topraklarımızda hızla tuzlulaşma, alkalileşme ve çoraklaşma sorununu gündeme getirmektedir. Örgütlenme ve pazarlama sorunları varlığını korumaktadır. Bunlar Osmanlıdan bu yana tarım sektöründe taşınan altyapı problemleridir. Bunun yanında küreselleşme sürecinin taşıdığı yeni problemler vardır. Hem Avrupa Birliği, hem Dünya Ticaret Örgütü, hem de Dünya Bankası ve IMF üzerinden aktarılan bu politika transferi, içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu çevre ülkelerde yıkımlara sebep olmaktadır. Tarımsal kitlenin işlevsizleştirilmesi, tarımsal destekleme sisteminin, üretimle bağlantısız Doğrudan Gelir Desteği sistemine odaklanması, tarıma aktarılan kaynakların yetersiz olması, tarım sektörünün yapısal dönüşümünü engellemekte ve yaşanan sorunların altında bu temel çerçeve yatmaktadır.

Bu kısır döngüyü kırmak için bağımsız bir tarım modeline ve yatırımcı bir tarım sektörüne ihtiyaç vardır. Başta tohum, gübre ve ilaç olmak üzere girdisini kendi üreten, uygun fiyatlarla tüketicisine ulaştıran, üretim planlaması yapabilen, tarımsal altyapı yatırımlarını tamamlayan, örgütlenme ve pazarlama sorunlarını aşan, ulusal ve uluslararası gelişmelere uygun bir tarım sektörü yapılanması, altı çizilen sorunların çözüm yolları olarak kaydedilebilir.

Ülkemizde geçmiş yıllara göre zirai ürün çeşitliliğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de tarımsal ürün çeşitliliğinde bir artış görülmektedir. Ancak bu artış planlı bir artışa dayanmamaktadır. Türkiye’nin özellikle şeker pancarı, tütün ve pamuk gibi temel tarımsal ürünlerinin, çeşitli problemler sebebiyle ekim alanlarının giderek daraltılması ve kotaya bağlanması ve piyasa fiyatlarının ürün maliyetlerinin altına düşmesi sebebiyle, temel tarımsal ürünlerden geçimini sağlayamayan insanların yeni arayışlara girmesi, tarımsal ürün çeşitliliğinin artmasındaki temel gerekçe olarak önümüzde durmaktadır.

Özellikle iç ve dış piyasa gereksinimlerine uygun bir üretim planlaması bağlamında, tarımsal ürün çeşitliliğinin artırılması gerekmektedir. Türkiye’nin yaş meyve-sebzedeki rekabet üstünlüğünü kullanabilmesi ve olası bir üyelikte bu rekabet üstünlüğünün İspanya, Portekiz, Yunanistan ve İtalya gibi diğer Akdeniz ülkelerine kaptırılmaması açısından, yaş meyve-sebze alanlarının artırılması gerekmektedir. Bunun da kuşkusuz sulanabilir alan miktarının artırılması ile doğrudan bağlantısı vardır.

Ülkemizde geleneksel usullere göre tarım yapılmaktadır. Teknik tarımın gerçekleştirilmesi için neler yapılmalı?

Bunun birincil önceliğinin tarımsal danışmanlık sisteminin uygulamaya konulması olduğunu özellikle belirtmek isterim. Geleneksel usullerden uzaklaşılması, bilgi ve teknolojinin tarlaya transferi ile mümkündür. Bunun için hem tarımdaki kamu ve özel yatırım hacminin artırılması, hem de ziraat mühendisleri ve veteriner hekimlerin tarlada çiftçiyle omuz omuza çalışabileceği bir zeminin kurgulanması lazımdır. Örneğin, damla sulama metodu bu çerçeve içinde kolaylıkla kurgulanabilecek ve tesirlerini gelecek yıllara aktarabilecek bir sulama metodudur. Eğer pamukta dünyanın en verimli ülkeleri Avustralya, İsrail ve Suriye ise bunun altında, damla sulama metoduna geçmeleri yatmaktadır.

Günümüzde güneş enerjisi ile çalışan damlama sulama metotları bile mümkündür. Bunu kamusal destekleme araçları ile organize edilmiş bir şekilde tarlaya aktarmak, Türkiye’de tarımsal kamu yönetiminin öncelikleri arasında olmalıdır.

Sizce tarımsal ürünlerin üretiminde pazar imkanları ne ölçüde dikkate alınmaktadır?

Temel ve yaşamsal sorunlardan bir tanesi budur. Aslında üretici pazar sinyallerine, geçmişe oranla çok daha fazla duyarlı hale gelmiştir. Tarımsal KİT’lerin ve tarımsal pazarlama kuruluşlarının giderek devreden çıkması, örgütsüz üreticiyi, örgütlü piyasa ile karşı karşıya bırakmaktadır. Bu çerçeve içerisinde pazarın istediği ürünlere yönelim, bir yaşamsal öncelik olarak ortada durmaktadır. Ancak bunun ancak örgütlü ve pazar gelişmelerini okuyup değerlendirebilecek bir üretim kooperatifi yapısı ile yaşama geçirilebileceğini unutmamak gerekmektedir.

AB’ye uyum sürecinde su ürünleri ve yönetimi konusunda neler söyleyeceksiniz?

Türkiye su ürünleri potansiyeli oldukça yüksek bir ülkedir. Son derece klasik olan, “üç tarafı denizlerle çevrili ülke” söylemini tutturmak istemiyorum ancak, denizlerin yanında iç su potansiyeli açısından da Türkiye gerçekten zengin bir ülkedir. Buna karşılık koruma-kullanma dengesinin yeterince kurulamamış olması, Türkiye’nin su ürünleri tüketiminde AB ülkelerinin oldukça gerisinde kalmasına neden olmaktadır.

Buna karşılık Avrupa Birliği içerisinde balıkçılık önemli bir çalışma alanıdır ve 35 müzakere başlığından birini balıkçılık oluşturmaktadır. Böylesine karmaşık bir konu ile başa çıkabilmek ve Avrupa Birliği’nin oldukça geniş balıkçılık mevzuatını Türkiye’ye aktarabilmek için su ürünleri konusunda kamu yönetiminin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılması süreci içinde, Su Ürünleri Genel Müdürlüğü mutlaka kurulmalıdır.

Bunun yanında sektör ile kamu idarelerinin geçmişe oranla çok daha sıkı bir işbirliği içinde bulunmasında büyük yarar vardır. Özellikle balıkçılık kooperatifleri ile sürdürülmekte olan işbirliği düzeyinin artırılması, Türkiye’de koruma-kullanma dengesinin sağlanması, kendi kaynaklarını koruyarak geliştiren ve halkının protein açığını kapatan, bunun yanında da gelir olanağı olarak balıkçılığı iç sularda ve denizlerde Türk insanının hizmetine sunan bir anlayış, su ürünleri konusunda Türkiye’nin temel önceliği olmalıdır.

DSİ’nin tarımsal sulama ile ilgili faaliyetleri üzerine neler söyleyeceksiniz?

Devlet Su İşleri, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile bir işbölümü içinde tarımsal sulama yatırımlarını gerçekleştirmekteydi. Kuşkusuz DSİ’nin faaliyetleri, düne oranla çok daha yüksek biçimde sürmek zorundadır. Çünkü suya erişim, Türkiye’de toprağın önemli gereksinimlerinden bir tanesidir. Bunun yanında tarla içi geliştirme hizmetleri de son derece büyük önem taşımaktadır. Kısaca altını çizmek gerekirse, arazi toplulaştırması, tarla içi geliştirme ve sulama yatırımları birbirinin olmazsa olmaz koşulları, tamamlayıcı unsurlarıdır. Bunlardan birinin eksik kalması, gerçekleştirilen yatırımın etkinliğinin azalmasına neden olabilir. Bu çerçeve içinde Devlet Su İşleri’nin yatırım faaliyetlerini giderek artırması büyük önem taşımaktadır.

Okunma Sayısı: 443
 

Yorumlar

Yorumlar moderator kontrolünden geçmektedir.
e-Posta adreslerinin gerçekliği kontrol edilir.

YORUMLAR BÖLÜMÜNÜN KURALLARI:
Yazılan tüm yorumlar moderator kontrolünden geçmektedir. Moderator yorum yazanlara veya üçüncü kişilere hakaret ya da bu kişilerle ilgili küçültücü sözler içeren yorumları yayına uygun görmez ve siler. Sayfanın niteliğine göre tüm yorumlar moderator kontrolunden geçerek yayınlanıyor olabilir. Bu durumda yorumlarınız anlık olarak yayına girmez. Yine de yayına girmiş olsa dahi moderator daha sonra aynı yorumu yayından kaldırabilir. Moderator kontrollu yayın niteliği taşımayan forumlarda yazılan yorumlar anlık yayına girer fakat moderator yayınının devamında sakınca gördüğü yorumları yayından kaldırabilir. Yazılan yorumların güvenilirliğini artırmak amacıyla yorum yazana ait e-posta adreslerinin gerçekliği kontrol edilebilir. Bunun için e-posta adresine kontrol bağlantısı içeren e-posta gönderilir ve bu bağlantıya tıklanılması beklenir. Forumlarda yazılan yorumların kamu düzenini bozucu, genel ahlaka aykırı, başkalarını rahatsız edici ve yasalara aykırı olmaması çok önemlidir. Yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.