GDO'LAR MASUM DEĞİL! - CUMHURİYET TARIM/HAYVANCILIK - 14.03.2006

GENEL MERKEZ
14.03.2006 (Son Güncelleme: 14.03.2006 14:26:45)

Prof. Dr. Kamil Okyay SINDIR
Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Bşk.

Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilen bitki- hayvan ya da mikroorganizmalara "transgenik" ya da "genetiği değiştirilmiş organizma" denilmekte ve bu ürünler kısaca GDO olarak adlandırılmaktadır. Bu kapsamda, örneğin domuza ait gen domatese, bakteri veya virüse ait gen de bir bitkiye aktarılabilmektedir.

GDO'LU ÜRÜNLER ÜZERİNE ÇALIŞMALAR, ABD KÖKENLİ ŞİRKETLER TARAFINDAN BAŞLATILMIŞTIR. TARLA DENEMELERİNE 1985 YILINDA ALINAN GDO'ların ticari anlamda ekimine 1996 yılında başlanmıştır. Bugün tüm dünyada Türkiye yüzölçümüne yakın bir alanda transgenik ekim yapılmakta olup ekim alanlarının yüzde 99'U ABD, ARJANTİN, KANADA, ÇİN VE BREZİLYA'da bulunmaktadır.

GDO'LU BİTKİLER AÇISINDAN DA BÜYÜK ORANDA BİR TOPLANMA SÖZ KONUSUDUR. DÜNYADA GDO'lu olarak üretilen bitkilerin yüzde 99'UNU SOYA, MISIR, KOLZA VE PAMUK OLUŞTURMAKTADIR. BUNLARIN YANINDA PATATES, DOMATES, PİRİNÇ, BUĞDAY, BALKABAĞI, AYÇİÇEĞİ, YER FISTIĞI, BAZI BALIK TÜRLERİ, KASAVA VE PAPAYA DA GDO'lu olarak üretiliyor. Muz, ahududu, çilek, kiraz, ananas, biber, kavun ve karpuzda halen çalışmalar devam ediyor.

GDO'LU ÜRÜNLERİN ÜRETİLME AMAÇLARI ARASINDA AÇLIKLA MÜCADELE, HAMMADDEDEN İŞLENMİŞ MADDEYE KADAR OLAN ZİNCİRDE, ÇEVREYE DAHA AZ ZARARLI, BESLEYİCİ DEĞERİ DAHA YÜKSEK, RAF ÖMRÜ DAHA UZUN ÜRÜNLER ELDE ETME GİBİ SÖYLEMLER YER ALMAKTADIR. OYSA BU ÜRÜNLER BU DENLİ MASUM DEĞİLDİR.

GDO'lu ürünler çevre, biyolojik çeşitlilik ve ekolojik denge, insan ve hayvan sağlığı, ülkelerin sosyo-ekonomik yapıları üzerine birçok olumsuz etkiler doğuruyor, varolan ilişkileri ­ dengeleri bozuyor ve yeni bağımlılık ilişkileri yaratıyor.

GDO'LU ÜRÜNLERİN DÜNYADA AÇLIK SORUNUNA BİR ÇARE OLAMAYACAĞI, DÜNYANIN MEVCUT TOPRAK KAYNAKLARININ VE ÜRETİM KAPASİTESİNİN HERKESİ FAZLASIYLA DOYURABİLECEĞİ VE VAR OLAN AÇLIK SORUNUN ESASEN DÜNYADAKİ ÜRETİMDE VE DAĞITIMDAKİ ADALETSİZLİKTEN KAYNAKLANDIĞI BİLİNMEKTEDİR. SORUNA TEKNOLOJİ VE MÜLKİYET İLİŞKİLERİ AÇISINDAN DA BAKMAK GEREKİR. GDO TEKNOLOJİSİ, MÜLKİYETİNE SAHİP OLANLAR AÇISINDAN, ÇOK BÜYÜK BİR "SERMAYENİN YENİDEN ÜRETİM ALANI" DIR, TEKNOLOJİYİ SATIN ALANLAR AÇISINDAN İSE BAĞIMLILIK DERİNLEŞMEKTEDİR. TERMİNATÖR TOHUM TEKNOLOJİSİ İLE ÜREME YETENEĞİ ALINMIŞ TOHUMLARI, ÇİFTÇİLER HER YIL PARA VEREREK YENİDEN SATIN ALMAK ZORUNDA KALMAKTA VE BU ALANLARDA KULLANILMAK İÇİN ÜRETİLMİŞ BİRKAÇ ÇEŞİT KİMYASALA DA BAĞIMLI OLMAKTADIRLAR.

GDO'lu ürünleri tarımsal üretim alanlarınıza soktuğunuzda, genetik çeşitler kayboluyor, yerel türler GDO'LU ÜRÜNLERLE REKABET EDEMEDİĞİNDEN HIZLA KAYBOLUYOR, DOĞADAKİ YABANIL VARYETELER DE DOMİNANT ÖZELLİKLİ GDO'lu ürünler tarafından kirletiliyor. Bir kez gen aktarımı başlamışsa, genetiği değiştirilmiş ürünün değiştirilmemiş ürünlere bulaşması önlenemez hale geliyor. Bir süre sonra, zengin biyoçeşitliliğin yerini, GDO'LU HOMOJEN ÜRÜNLER ALIYOR. AYRICA, TARIMSAL ÜRETİME ZARARLI OLDUĞU KABUL EDİLEN BÖCEKLERE KARŞI DAYANIKLI OLMALARINI SAĞLAMAK İÇİN BİTKİLERE AKTARILAN TOKSİN (ZEHİR) KARAKTERLİ GENLER, O BÖCEKLERİ YİYEREK BESLENEN YARARLI BÖCEK TÜRLERİNİN DE YOK OLMASINA NEDEN OLABİLİYOR. BUNUN YANINDA, YABANCI OT İLAÇLARINA DAYANIKLILIK GENİ AKTARILMIŞ BİR BİTKİNİN BU GENLERİNİN RÜZGAR YA DA KUŞ, ARI GİBİ ETKENLERLE BAŞKA BİTKİLERE BULAŞMASI SONUCUNDA BU GENİ ALAN YABANCI OTLAR SAVAŞILMASI GÜÇ BİR ŞEKİLDE ÇOĞALABİLİYOR.

GDO'ların insan ve hayvan sağlığı açısından doğurduğu risk ve tehditler arasında, yatay gen transferi, yiyecek alerjileri, insan bünyesinde antibiyotiklere direnç, toksin birikimi ve doğurduğu metabolizma değişikleri gelmektedir.

GDO teknolojisi, "yaşamı patent altına alma esasına" dayanıyor. Birkaç gen aktarılan "yeni çeşit", firmaların mülkiyetine giriyor ve sonra "yeni piyasa" kurgulanmaya başlanıyor. Tohumlar kendini yeniden üretemiyor. Bu bağlamda, artık çiftçinin ürününden tohumluk ayırma hakkı ortadan kalkmaktadır.

GDO'LU ÜRÜNLER, 1998 YILINDAN BU YANA, HİÇBİR DENETİME TABİ OLMADAN, TÜRKİYE'ye rahatça girmektedir. Örneğin, yalnızca 2003 yılında Türkiye 1.8 milyon ton mısır, 800 bin ton soya ithal etmiştir. Mısırın yüzde 81'İ, SOYANIN İSE YÜZDE 88'i ABD ve Arjantin'DEN GELMİŞTİR; NEREDEYSE TAMAMI GDO'ludur. Türkiye'NİN GÜMRÜKLERİNDE, GDO'lu ürün ayrımı yapabilecek laboratuvar altyapısı yoktur. Ankara ve Bursa'DA KURULU LABORATUVARLAR İLE ETKİN BİR DENETİMİN YAPILABİLMESİ OLANAKSIZ.

GEREK GDO'lu hammaddeden Türkiye'DE İŞLENEN, GEREKSE YURTDIŞINDAN İTHAL EDİLEN İŞLENMİŞ ÜRÜNLERDEN ÖNEMLİ BİR KISMI GDO İÇERİĞİNE SAHİP. MISIR VE SOYADAN ÜRETİLEN YAĞ, UN, NİŞASTA, GLİKOZ ŞURUBU, SAKKAROZ, FRUKTOZ İÇEREN GIDALAR; BİSKÜVİ, KRAKER, KAPLAMALI ÇEREZLER, PUDİNGLER, BİTKİSEL YAĞLAR, BEBEK MAMALARI, ŞEKERLEMELER, ÇİKOLATA VE GOFRETLER, HAZIR ÇORBALAR, MISIR VE SOYAYI YEM OLARAK TÜKETEN TAVUK VE BENZERİ HAYVANSAL GIDALAR İLE PAMUK GDO'lu olma riski taşıyan gıdaların başında geliyor.

Sadece mısırdan üretilen ve çeşitli gıdalarda "bileşen" veya katkı maddesi olarak kullanılan yan ürün sayısı 700'Ü, SOYADAN ÜRETİLEN TÜREVLERİNİN SAYISI İSE 900'ü buluyor. Yani bu yan ürünleri içeriğinde kullanan her bir işlenmiş ürünün GDO'LU OLMA RİSKİ BULUNUYOR.

Okunma Sayısı: 546