GIDA LABORATUARLARI VE HALK SAĞLIĞINA ETKİLERİ TARTIŞILDI - DÜNYA GIDA - ŞUBAT'2006

GENEL MERKEZ
28.02.2006 (Son Güncelleme: 04.04.2006 15:55:16)

Gıda laboratuarları seçimi, kişi veya firmaların inisiyatifine bırakılmamalı

Özlem As

Dünya Gıda Dergisi, gıda sektörü için stratejik bir önemi olan laboratuarlarla ilgili süren tartışmaları ve sorunları masaya yatırmak için bir panel düzenledi. Tüm tarafların bir araya geldiği panelde; gıda sanayinin gelişmesi için laboratuarların gelişiminin önemi belirtilirken, laboratuarların halkın sağlığını doğrudan ilgilendiren bir konu olduğuna vurgu yapıldı.

Tügider’in ‘firmalar ürünlerin istedikleri laboratuarda analiz ettirsin’ talebinin değerlendirildiği panelde; laboratuarların aynı altyapıya sahip olmadığına ve gıda güvenliğinin kişiler ve firmaların inisiyatifine bırakılamayacak kadar hassas ve önemli olduğuna dikkat çekildi. Ayrıca analiz yöntemlerinde yaşanan sorunlar ve laboratuarlar arasındaki fiyat farklılığı belirtilirken, laboratuarların en önemli sorunlarından birinin de konusunda uzman ve yetkin personel eksikliği olduğu aktarıldı.

‘AB sürecinde gıda sanayi ve gıda laboratuarları ilişkisi’ adlı panelin başkanlığını İTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Artemis Karaali yaptı. Panele; Aydın Milletvekili Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Sözcüsü ve Örkoop Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Ertürk, Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Taşdöğen, İstanbul Sanayi Odası Meclis Üyesi ve Meslek Komitesi Başkanı Dr. Mehmet Çetin Duruk, Tügider Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreteri Melahat Özkan, Türkiye Gıda İşverenleri Sendikası Başkanı Necdet Buzbaş, İstanbul Tarım İl Müdürü Ahmet Kavak, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı KKGM Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Nevzat Artık, Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Petek Ataman, Türklab Yönetim Kurulu Üyesi Samim Saner, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı KKGM İl Kontrol Laboratuarları Şube Müdürü Tahir Tırpancı ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı KKGM Halk Sağlığı Hizmetleri Daire Başkanlığı ve Kontrol Laboratuarları ve Kalıntı İzleme Şube Müdürlüğü’nden Gıda Yük. Müh. Dr. Bedia Demirözü katıldı.

Abartılı haberler ihracata zarar veriyor

AB sürecinde Türkiye’nin kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini belirten Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk, medyanın abartılı haberlerinin gıda ihracatını olumsuz yönde etkilediğine dikkat çekti. Ertürk, “Son dönemde, çilekte hormon, beyaz ette kuş gribi ya da aflatoksin riski gibi iddialar sektörü olumsuz etkiliyor. Herkesin uzman olmadığı konularda konuşmaması gerekiyor. Özellikle medyanın abartılı haberleri büyük zarar veriyor. Bu tür nedenlerle pek çok üründe arz fazlası oluşuyor. Ürünlerimizi gene bir şekilde ihraç ediyoruz ama AB ülkelerine ihraçta giderek zorlanıyoruz. Üreticimizin sanayicimizin iyi kazanması için AB ülkelerine ihracat yapması gerekiyor” dedi.

“Gıda laboratuarlarının görevi önemli”

Sektörde gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasıyla taşların yerine oturduğunu kaydeden Ertürk, sözlerine şöyle devam etti: “Gıdada yetkiler, Sağlık Bakanlığı’ndan Tarım Bakanlığı’na devredildi. Bu çok olumlu bir gelişmeydi. Ve bununla birlikte bakanlık kendi içinde yapılanmalara gitti. Üreticilerle ilgilenen, üretimin her noktasında çiftçilerin yanı başında olan bakanlık, ürünler üretildikten sonra da ürünlerin sağlıklı bir şekilde ambalajlanmasından ihracatına kadar her aşamada bulunuyor. Gıda sektörüyle ilgili pek çok yasa çıkarıldı; Tarım Kanunu gibi yeni yasal düzenlemelerimiz de olacak. Ayrıca azalan doğrudan gelir desteği ile birlikte kırsal kalkınmaya büyük önem veriyoruz. Ancak tüm bu düzenlemelerin daha sağlıklı işleyebilmesi için de her şeyden önce gıdanın güvenilir olması gerekir. Bu aşamada da gıda laboratuarlarına büyük görev düşüyor.”

“KDV, yüzde 8’e çekilmeli”

özellikle gıda sanayinin ve üreticinin ürününü pazara sunmadan önce kontrol ettirmeyi bir alışkanlık haline getirmesi gerektiğini belirten Necdet Buzbaş, laboratuarlarda yaşanan sıkıntılar ile ilgili önerilerde bulundu: “Gıda güvenliğini sağlama alışkanlığını çiftlikten sofraya kadar kazandırmamız gerekiyor. Kamu laboratuarları analizleri maliyetine yapsınlar. Karsız çalışsınlar. Ayrıca bakanlıkta çok değerli kadrolar var. Hizmet içi eğitimlerini de bedel karşılığında dışarıya açsınlar. Böylelikle özel laboratuarların kalifiye eleman ihtiyacının karşılanmasına da destek olurlar. Ayrıca laboratuar analiz hizmetlerinin KDV’si yüzde 18. Tıbbi analizlerde ise bu rakam yüzde 8. gıdada da mutlaka yüzde 8’e indirilmeli. Ayrıca, meslek kuruluşlarına, ziraat odalarına, ticaret odalarına, gıda işverenlerine kayıtlı olan gıda işletmelerine, özel laboratuarlarda indirim yapılabilir. Böylelikle kayıtdışını kayıtiçine alabiliriz.”

“AB’ye uyumda yurtiçi denetim de önemli”

AB ile başlayan müzakere sürecinin çok iyi kullanılması gerektiğini kaydeden Buzbaş, “Türkiye’de gıda sanayinin büyüklüğü aslında 65 milyar dolar. Ancak araştırma yapan bir başka şirketin verilerine göre ise bu rakam, 30 milyar dolar civarında. Görüldüğü gibi gıda sanayinin yaklaşık yüzde 50’si kayıtdışı. İşimizin ne kadar zor olduğunu bu rakamlar ortaya koyuyor.

Özellikle gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı politikasının uygulamasını hem yurtiçi hem de ihracat yaptığımız ülkelerde de sahiplenmemiz gerekiyor. AB’ye uyumda yurtiçi denetimlerde de AB normlarını zorunlu olacağını gözden kaçırmayalım. Teknolojinin yenilenmesi, GMP’yi sağlayacak altyapının kurulması, HACCP sistemi, izlenebilirlik gibi eksiklerimizin de farkında olmamız gerekiyor. Bunlara yatırım yapmamız şart” diye konuştu.

“Laboratuarlara cihazdan çok bilgi ve tecrübeli personel gerekiyor”

gıda laboratuarlarına büyük yatırımlar yaparak sorunların çözülmeyeceğine değinen Dr. Mehmet Çetin Duruk, “Kamuda çalıştığım dönemlerde, laboratuarlara çok güzel cihazların alındığını, yerleştirildiğini ancak bunları kullanacak kişiler olmadığı için birçoğunun çalıştırılmadan eksildiğine bizzat tanık oldum” dedi. Laboratuar cihazını kullanacak kişinin bilgi ve becerisinin çok önemli olduğunu belirten Duruk, “Laboratuar işi çok zor. Laboratuara sadece yatırım yapmak; gelişmiş cihazlar satın almak yetmiyor. Aynı oranda eğitimli tecrübeli personele de ihtiyaç var” diye konuştu.

Fiyat farklılıkları giderilmeli

Gıda laboratuarlarının gıda sanayinin gelişmesine çok büyük katkıları olacağını belirten Duruk, sözlerine şöyle devam etti: “Geçiş sürecinde mutlaka bazı sıkıntılar yaşanacaktır. Yaşadığımız bu sıkıntıların zaman içinde aşılacağına inanıyorum. Yaşanan sıkıntıları şöyle sıralayabiliriz. Öncelikle analiz yöntemleri. Analiz yöntemleri arasındaki farklılıklar, farklı sonuçların doğmasına yol açıyor. Bu farklı sonuçlarda, farklı şekillerde resmi dairelerce yorumlanıyor ve tabii sorunlar yaşanıyor; gıda laboratuarları bunu aşmaya çalışıyorlar. Öte yandan bütün laboratuarları aynı kefeye koyamayız. Laboratuara yetki verilmiş olması tek başına yeterli değildir. Bunların da kendilerini yenilemeleri gerekiyor. Bir diğer önemli sorun ise; fiyatlandırma farkı. Laboratuarlar arası azımsanmayacak oranda fiyat farkı var üstelik bazen 2-3 bin Euro’luk bir malın ithalatı için yapılacak analiz ücreti 3 bin YTL’yi bulabiliyor. Bu durumda ise ithalatçı ithalatından vazgeçebiliyor. Analizden analize değişmekle birlikte rakamlar çok yüksek. Laboratuar analiz fiyatlarında indirim yapılması gerektiğini belirttiğimizde bize resmi evraklarda indirim yapılamayacağı bildiriliyor. Ancak sektörün gelişmesi için sanayici bu konuda mutlaka desteklenmeli.”

Bütün sanayicileri aynı kefeye koymamak gerektiğini dile getiren Duruk, “Sanayiciler ikiyi ayrılıyor. Markasının, ürünün arkasında duran, kardan önce halkın sağlığını düşünen bir sanayici kesimi ve kayıtdışı çalışan sanayici kesimi. Bu ayrımı koymamız gerekiyor. Merdivenaltı üretim AB’ye uyumda azalacak, bunu umuyoruz. 17 senedir aynı ürünü dışardan getiriyorum; kuru gıda maddeleri. 17 senedir benim getirdiğim bu ürünler analiz ediliyor. Bu nereye kadar devam edecek. Üstelik ithal edilen hammadde. Nihai ürün zaten analiz ediliyor. Bu uygulamanın bu şekilde devam etmemesi gerekiyor” diye konuştu.

Reel risk değerlendirmesi yapılmalı

Gıda laboratuarlarının gelişiminin ve yaygınlaşmasının gıda sanayisi için büyük bir ihtiyaç olduğunu belirten Samim Saner, sorunları çözmek için ortak bir akıl üretmek gerektiğini söyledi. Saner, “Hedefimiz; Türkiye’nin ürünlerini marka olarak dünya pazarlarına sunması. Bu markaları niçin üretemiyoruz, diye sürekli dövünüyoruz. Bir şeyi geliştirmek için ölçmek gerekir. Ölçmek kaliteyi geliştirmenin birinci unsuru. Dolayısıyla, ortak bir akıl üreterek, o ihtiyacı nasıl taraflar arasında en uygun çözümle, bir katma değer yaratacak hale getirebiliriz bunun üzerine yoğunlaşmamız gerekir. Laboratuar sorununda iki problem var; fiyat farklılığı ve analizlerin sonuçları. Analizlerin reel risk değerlendirmesine göre yapılması gerekiyor. Bazen laboratuara analiz için gelen ürünlerde ‘bu analizin de gereği var mı’ diye düşündüğümüz zaman oluyor. Bazen de çok gerekli ve risk taşıyan analizler istenmeyebiliyor. Bu nedenle risk değerlendirme mekanizmasını güncel verilere dayandırarak Türkiye’nin ihtiyaçları ve söz konusu ülkelerdeki dinamiklere göre çok iyi bir şekilde uygulamak gerekiyor. Risk değerlendirmesi yönetimi çok ciddi bir konu” dedi.

Ortak akıl üretmek gerekir

Özel laboratuarların fiyat konusunda muzdarip olduğunu aktaran Saner, “Çünkü zaman zaman üçkağıtçı bir kurum gibi nitelendiriliyorsunuz. Üstelik işinizi en doğru şekilde yaptığınıza inanıyorsunuz, gereken yatırımları yapıyorsunuz, uluslar arası yeterlilik testlerine katılıyorsunuz. Ama özel laboratuarlar arasında fiyat farkı olduğu gibi devlet laboratuarları arasında da fiyat farkı olduğundan sektör de doğal olarak, ‘bu fiyat farklılığı niye var’ diye soruyor. Bu durum özel ve devlet laboratuarları arasında bir segmantasyon yaratıyor. Bizim maliyetlerimizle devletin maliyeti bir değil. Sektörün gelişmesi için özel gıda laboratuarlarına ihtiyaç var. Bu noktada karar vermemiz gerekiyor. Önümüzde iki seçenek var. Bu ihtiyacı öldürecek miyiz? Kolektif akıl mı üreteceğiz?” diye konuştu.

TÜGİDER’in sektörün yaşadığı sorunlara yönelik olarak önerdiği, ‘laboratuar seçiminin demokratikleştirilmesi’ fikrini doğru bulmadığını ve eksileri olacağını kaydeden Saner, şunları söyledi: “Bunun tamamen özgür bırakılmasının, sistem tam yerleşmemişken çok olumsuz sonuçları olabilir. Tabii ki öneriye bakıldığında çok doğal bir talep gibi geliyor. Ancak bu işin yalnız bir sayfa kağıttan ibaret olması nedeniyle gıda sektörü terminolojisi tağşişe yol açar. Bunun ucunda toplumun sağlığı, gıda güvenliği var. Sistem oturtulduğunda olabilir. Ancak sistem henüz o erke ulaşmış değil. Örneğin duyduğumuz kadarıyla Antalya’da üç mikrobiyoloji analizi 5 YTL’ye yapılıyor. Uç örnekler olmamalı. Devletin de bu işin içinde mutlaka olması gerekiyor. Türklab olarak yaptığımız bir çalışma var. Analiz fiyatlarında ortak bir liste oluşturduk.

“Laboratuar seçimi demokratikleştirilmeli”

Sektör olarak, laboratuar seçiminin mutlaka demokratikleştirilmesi gerektiğini ve bu konuda talepte bulunduklarını belirten Melahat Özkan ise “Bu konu, sektör için çok önemli. Ancak bugün, bu toplantıda, bakanlığın buna hazır olmadığını gördük. Ama biz buna da razıyız, aynı ortamda bu konuyu bakanlıkla beraber tartışır olmamız bile önemli. Şu anda Türkiye koşuyor. AB’ye uyum sürecinde, mevzuat çalışmaları sonuçlandırıldığında hepimiz bu yapıya alışacağız. Laboratuarlarımıza güvenmeliyiz. 25 laboratuara yetki belgesi veriyoruz ancak onlara güvenmiyoruz. Sektöre ise hiç güvenilmiyor. Birbirimize de güvenmiyoruz. Şu an var olan yapı bu. Bu yapıdan mutlaka uzaklaşmamız gerekiyor. Biz, ‘numunemi ben alayım laboratuara götüreyim’ demiyoruz. Sektör diyor ki, siz hangi konularda hangi laboratuara yetki vermişseniz bu konuda bize bir liste verin, biz de bu liste içinden seçim yaparak istediğimiz laboratuarda ürünü analiz edelim diyoruz” dedi.

“Rekabet ortamı yok”

Böyle bir sistemin laboratuarları geliştireceğini savunan Özkan, şöyle konuştu: “Fiyat farklılığı artık oluşmayacaktır. Laboratuarlar, müthiş bir yarışa girecektir. Sektör koşuyor, dünyayı takip ediyor. Bu sistem sayesinde laboratuarlar da aynı dinamik sürece girecektir. Var olan yapıda bir statüko var. Özel ve kamu laboratuarları aynı ortamda rekabet ediyor. Ama kamu KDV almıyor. Yanlış bir uygulama bu. Tabii bu noktada da AB alıyor mu, almıyor mu ona bakmak lazım. KDV mutlaka vardır. Aynı sistem içinde aynı işlevi gören kurumlara aynı şartların sağlanması gerekiyor.

Böyle bir zihniyet içinde kendi markalarınızı geliştiremezsiniz. Çünkü karşı markaya güveniniz yok. Dünya markaları geliyor ve siz onlara ancak benim iznimle ithal edilebilirsin diyorsunuz. Oysa marka, kendi güvenilirliği ile geliyor. Markalara güvenmeliyiz. Sektör ancak böyle gelişebilir. Markaya güvenmeli ve tamamen iç piyasa denetimlerine yoğunlaşmalıyız. Gümrükte kontroller bu ülkeye zaman kaybettiriyor. Örneğin; Viyana’ya markalı zeytinyağı ihraç ediyoruz. Malımız buradan yükleniyor. DTM’de analiz için 15-20 gün bekliyor. Bu ciddi olarak düşünmemiz gereken bir konu. Ürün ihraç edildikten sonra Viyana’da alıcının deposuna gidiyor ve hiçbir şekilde analize tabi tutulmuyor. Alıcı alıyor ve anında piyasaya sunuyor. Türkiye’nin bu sistemlere geçmesi gerekiyor; iç piyasada denetimleri iyi yapılsın. Üstelik zeytinyağı fabrikada denetleniyor. Bundan sonra mesuliyet markanın kendisindedir. Sistem bu şekilde işlerse gıda ihracatı 15 milyar dolara çıkacak, ithalat ettiğimiz ürünler ise sadece lüks gıda maddeleri olacaktır.”

“İnsan sağlığı öncelikli hedef olmalı”

İnsan sağlığının asıl hedef olarak alınması gerektiğini belirten Fatih Taşdöğen, gıda denetimlerinin yapılması ve gıdaların sağlıklı bir şekilde halka sunulmasında asıl görevlinin devlet olduğunu söyledi. Taşdöğen, “Konuştuğumuz bu sorun çok önemli; çünkü odağında insan var. Yapılan araştırmalarda; hastalıkların yüzde 70’inin gıda kaynaklı olduğu belirtiliyor. Gıda güvenliğini oluştururken devletin görevi gıda denetimini sağlamaktır. Gıda politikalarına baktığımızda üç tane temel ayakla karşılaşırız; gıda denetimlerinin yapılması, veri ve sonuç üretilmesini sağlayan laboratuarlar ve halkın doğru bilgilendirilmesidir. Hedefimiz 40 olan kamu laboratuar sayısını 81’e yükseltmek olmalıdır. Ama bunun için 60-70 milyon dolar yatırım yapılması gerekiyor. Ayrıca, uygun teknik imkanlarla, teknik personelle donatılmalı. Aksi takdirde halkın sağlığını riske sokmuş olursunuz. İnsanların haksız kazanç sağlamasına fırsat vermiş olursunuz ancak laboratuar gerçek işlevini yerine getiremez” dedi.

“Gıda denetiminde asıl olan sahada yapılan denetimdir”

Türkiye’de kapıda, gümrükte yapılan kontrollerden asla vazgeçilemeyeceğini aktaran Taşdöğen, ancak asıl önemli olanın sahada, piyasada yapılan denetimler olduğunu söyledi. Taşdöğen sözlerine şöyle devam etti: “İthalat politikası olmayan bir ülke yoktur. Ülkeler ithalatı sadece ürünün kalitesi ya da halk sağlığı yönüyle kontrol etmez. DTÖ, ülkelerin ithalat esnasında lisans verebileceklerini ve o lisansın gerekliliklerini yerine getireceğini hükme bağlar. 149 ülkenin üye olduğu bir üst örgütün almış olduğu karar bu. Bu kapsamda Türkiye’nin ithalat sırasında kapı kontrolleri yapması son derece doğaldır. Bütün dünya ölçeğinde gelişmiş ülkelerin gıda denetim sistemlerine bakıldığında asıl olan sahada, pazarda, piyasada yapılan denetimlerdir. İthalat sırasında yapılan kontrol aslında Türkiye’de gereklilikten kaynaklanan bir kontroldür. Çünkü, Türkiye sahada kontrol yapamıyor. Şu anda gıda denetimleri mevcut koşulların olumsuzluğu ya da siyasi iradenin tercihi nedeniyle gereken şekilde yapılmıyor. Ayrıca kapıda yapılan denetim maliyet itibariyle en kolay denetimdir. Bu, Türkiye için bir zorunluluktur. Piyasada denetim yapacak verileri online sistemiyle birbirine ulaştıracak teknik bir altyapı, denetleme sistemi oluşturuluncaya kadar bu denetimlerin yapılması kaçınılmaz. Kaldı ki, herkesi aynı duyarlılıkta, herkesi aynı yeterlilikte, herkesi aynı nitelikte ya da herkesi ülkesini, vatanını seven ya da parayı, karı ikinci plana koyan insanlar olarak düşünmek saflık olur.”

Okunma Sayısı: 405