FINDIK HAKKINDA ODA'MIZIN BASIN AÇIKLAMASI - 27.08.2003

GENEL MERKEZ
27.08.2003 (Son Güncelleme: 08.07.2008 16:16:54)

“TÜRKİYE, FINDIKTA BELİRLEYİCİ ROLÜNÜ YİTİRMEKTEDİR”

Uygulanan yanlış politikalarla ülkemizde fındık sektörü çöküşe sürüklenmekte, üretimde ve dışsatımda dünya tekeli konumundaki Türkiye, fındıktaki belirleyici konumunu hızla yitirmektedir. Politika yapıcıların gelişmelerden çıkar sağlaması, yapılanların “masum yanlışlıklar” olmadığı gerçeğini ortaya koymaktadır.

Fındığın dünyada ve ülkemizdeki durumu incelendiğinde; Dünya fındık üretiminde 548.000 ha alanda 570.000 ton üretimle Ülkemiz ilk sırada yer almakta ve üretimde tekelci konumda bulunmaktadır. Ülkemizi sırasıyla, 68.185 ha alanda 120.000 ton üretimle İtalya, 21.000 ha alanda 25.000 ton üretimle İspanya ve 8.000 ha alanda 22.000 ton üretimle A.B.D. izlemektedir. Sosyo-ekonomik yapı üzerinde belirleyici role sahip olan fındık üretimi Ordu, Giresun, Rize, Trabzon ve Artvin illerinden oluşan 1. Standart Bölge ile Samsun, Sinop, Kastamonu, Bolu, Düzce, Sakarya, Zonguldak ve Kocaeli illerinden oluşan 2. Standart Bölgede, ortalama 14 dekar büyüklüğündeki işletmelerde gerçekleştirilmektedir. Oysa, 5 kişilik bir ailenin en düşük düzeyde geçimini sağlayabilecek üretim miktarı yaklaşık 2.5 tondur ve bu düzeyde bir üretimi yapabilmek için sahilde 22 dekar, orta yükseklikte 34 dekar, yükseklerde ise 45 dekarlık bir alan gerekmektedir.

Günümüzde üretim alanlarının % 41’i Ordu, % 30’u Akçakoca, % 18’i Giresun, % 10’u Trabzon bölgesinde bulunmaktadır. Fındığın doğal üretim alanı olan Doğu Karadeniz'İ AŞARAK ÜLKENİN EN VERİMLİ TABAN ARAZİLERİNE, OVALARINA YAYILMASI VE ÜRETİM YAPILAN İL SAYISININ 35’E KADAR YÜKSELMESİ ÜZERİNE, 1983’TE FINDIK ÜRETİM ALANLARININ SINIRLANDIRILMASINA YÖNELİK 2844 SAYILI YASA ÇIKARILMIŞTIR. YASAYA UYULMAMASI VE KAMU YÖNETİMİNİN YASAYI UYGULATAMAMASI NEDENİYLE DİKİM ALANLARINDAKİ GENİŞLEME ÖNEMLİ SORUNLAR OLUŞTURMUŞ, 57. HÜKÜMET’İN SAKARYA’DA DARALTTIĞI FINDIK DİKİM ALANLARI, 59. HÜKÜMET TARAFINDAN SİYASAL RANT İÇEREN BİR YASAL DÜZENLEMEYLE ÜRETİM ALANI İÇERİSİNE ALINMIŞTIR.

ÜLKEMİZDEKİ FINDIK KALİTESİNİN ARTTIRILMASI, TEK ÜRÜNE BAĞIMLI KLASİK ÜRETİM BÖLGESİ OLAN ORDU, GİRESUN VE TRABZON İLLERİNDE FINDIK TARIMININ ÖZENDİRİLMESİ, İÇ VE DIŞ PİYASALARIN DÜZENLENMESİ, FINDIK ÜRETİCİSİ AİLELERİN REFAH DÜZEYİNİN ARTIRILMASI VE EĞİMLİ ARAZİ YAPISINA SAHİP BÖLGEDE FINDIK YETİŞTİRİCİLİĞİ İLE EROZYON TEHLİKESİNİN ÖNLENMESİ GEREKÇELERİYLE 1964 YILINDA FINDIK DESTEKLEME KAPSAMINA ALINMIŞ, FİYAT VE ALIM GARANTİSİ YOLUYLA YAPILAN DESTEKLEMELER, 5 NİSAN 1994 TARİHİNE KADAR SÜRMÜŞTÜR.

ULUSAL FINDIK POLİTİKASININ BELİRLENMEMESİ NEDENLERİYLE ORTAYA ÇIKAN ÜRETİM VE PAZARLAMA SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ, 1990’LI YILLARIN SONUNDA, FINDIK POLİTİKALARININ OLUŞTURULDUĞU VE YÖNLENDİRİLDİĞİ ALMANYA’DAKİ GIDA TEKELLERİNİN İSTEKLERİNİ YERİNE GETİRMEYE ÇALIŞAN IMF VE DÜNYA BANKASI POLİTİKALARINDA ARANMIŞTIR, ARANMAKTADIR.

9 ARALIK 1999’DA IMF’YE VERİLEN NİYET MEKTUBU’NDA, ÜRETİMDE FAZLALIK YAŞANAN ÜRÜNLERDE FİYAT DESTEĞİNİN KADEMELİ OLARAK KALDIRILACAĞI VE DOĞRUDAN GELİR DESTEĞİ SİSTEMİNE GEÇİLMESİ TAAHHÜT EDİLMİŞTİR. DÜNYA BANKASI İLE BAĞITLANAN TARIMSAL REFORM VE UYGULAMA PROJESİ’NDE İSE, YAKLAŞIK 100.000 HEKTAR FINDIK BAHÇESİNİN SÖKÜMÜ VE ALTERNATİF ÜRÜN PROJESİNE GEÇİŞ İLE FINDIK TARIM SATIŞ KOOPERATİFLERİ BİRLİĞİ’NİN ÖZERKLEŞTİRİLMESİ ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR.

EKONOMİK, SOSYAL VE SİYASAL SONUÇLARI HESAP EDİLMEDEN, DÜNYADA BENZERİ GÖRÜLMEYEN ŞEKİLDE VE KISA ZAMANDA UYGULANMAK İSTENEN VE YALNIZCA OLUŞAN STOKLAR VE BUNUN HAZİNEYE GETİRDİĞİ YÜK AÇISINDAN ELE ALINAN TARIMSAL DÖNÜŞÜM VE REFORM PROGRAMLARININ VE ALTERNATİF ÜRÜN PROJESİNİN SONUÇLARINA, 2003 YILINDA FINDIK ÖZELİNDE BAKALIM:

 1998 YILINDAN İTİBAREN DESTEKLEME ALIM FİYATLARINDAKİ ARTIŞ SÜREKLİ OLARAK ENFLASYONUN ALTINDA TUTULMUŞ, ÜRETİCİYE ÖDENEN BEDEL YANINDA TOPLAM TARIMSAL ÜRÜN DIŞSATIMININ % 20'sini oluşturan fındığın dışsatım geliri düşmüş, destekleme kapsamındaki alım miktarı da sürekli azaltılmıştır.

 Son derece yanlış yönlendirilen fındık politikaları, AB ülkelerinin dışsatımımızdaki payının ortalama % 80-85 düzeyinde olması ve pazarın çeşitlendirilmemesinin yarattığı bağımlı ilişki, fındık dışsatım fiyatlarını düşürdüğü gibi, dış pazarların kaybedilmesine yol açmıştır.

 Fındığın % 70’inin işlenmeden ihraç edilmesi, katma değerin ülke dışına çıkmasına neden olmaktadır.

 Fındığını söken üreticilere girdi, bakım ve hasat amacıyla dekar başına önce 146 Dolar, sonra 200 Dolar ödeme yapılacağının belirtilmesine karşın, alternatif ürüne yönelik olarak hiçbir üretici başvuruda bulunmamıştır. Bu nedenle Dünya Bankası yetkilileri, proje süresini uzatmış ve üreticiyi ‘ikna’ edici yeni model arayışlarına girmiştir.

 Fındık üreticisinin 2002 yılındaki gelir kayıplarını telafi edebilmek amacıyla, fındık üretimine izin verilen 13 ilde 2002 yılı Doğrudan Delir Desteğine başvuran toplam 171.230 fındık üreticisine, dekar başına 25 Milyon TL olmak üzere, 379.352 Hektar fındık alanı için yaklaşık 95 Trilyon TL ek ödeme yapılması, fındık alanlarının azalması amacını olumsuz etkilemiştir.

 4572 sayılı yasa ile özerkleştirilen Fiskobirlik, 2003 yılında üretici lehine hizmet veremez duruma düşmüştür.

 Türk çiftçisinden esirgenen destekler ve güdümlü dışsatım fiyatları, rakip ülkelerin üretimlerini özendirmiştir.

Dünya fındık fiyatını belirleyen ana etken, Türkiye Cumhuriye Hükümetlerinin açıklamış olduğu taban fiyatlardır. Dünya fındık gereksiniminin % 70'İNİ, AVRUPA'nın ise % 80'İNİ KARŞILAYAN TÜRKİYE’NİN, TEKELCİ KONUMU NEDENİYLE, ÜLKE VE ÜRETİCİ ÇIKARLARI LEHİNE DÜNYA PAZARLARINDA FİYATI ETKİLEME OLANAĞINA SAHİP OLMASI GEREKİRKEN, FINDIK İHRACATÇILARI BİRLİĞİ İLE BAŞBAKAN’A 'Onursal Altın Fındık Ödülü' VEREN ULUSLARARASI SERT KABUKLU MEYVELER KONSEYİ (INC) BAŞKANLIĞINI YÜRÜTEN KİŞİLERİN DANIŞMANLIĞINDA YÜRÜTÜLEN TEK YANLI VE AMAÇLI FINDIK POLİTİKALARI SAYESİNDE, AVRUPALI DIŞALIMCILARA UCUZ FINDIK SATILMAKTA, KARADENİZLİ ÜRETİCİ İSE AÇLIĞA MAHKUM EDİLMEKTEDİR.

AVRUPALI DIŞALIMCILAR VE TÜRKİYE'de temsilcileri olan bazı dışsatımcılar, yalnızca kendi çıkarları için fındığı düşük fiyata alarak ihraç etme uğraşısı içerisindedirler. Kamunun görevi üreticiyi ve ülkeyi zarara uğratmamak iken, fiyatlara müdahale etmeyip arz-talep dengesinde fiyatın piyasada oluşmasını benimseyen 58. Hükümet, geçen yıl verilen fiyatın altında brüt olarak 2.000.000 TL (net 1.788.000 TL) taban fiyatı verilmesi yönünde kamuoyuna açıklama yapmış, stoklarındaki 40.000 ton fındığı satışa çıkararak alım fiyatlarını aşağı çeken Fiskobirlik ise 2003 yılı fındık alım fiyatını brüt 2.500.000 TL lira (net 2.200.000 TL) olarak açıklamıştır.

2002 ürünü fiyatının birkaç aylık gecikmeyle 1.650.000 TL olarak açıklanmasına tepki gösteren üreticilere seçim meydanlarında; ''Fındık fiyatının en az 2 milyon lira olması gerekir. Üstelik fiyatlar bu kadar geç açıklanır mı? Biz iktidara geldiğimizde hem 2 milyonun üzerinde fiyat vereceğiz hem de nisanda açıklayacağız!'' diyenler, uygulanan IMF ve Dünya Bankası patentli politikaların dışına çıkamamakta, gerek enflasyonun altındaki artış, gerekse son 5 yılın en düşük düzeyinde gerçekleşen fındık rekoltesi sonucu üretici yoksulluğa, göçe zorlanmaktadır.

Sosyoekonomik önemi yanında ülkemize yüksek miktarda döviz girdisi sağlayan fındık, ülke ekonomisinin yükü değil, gücüdür. “Alım fiyatlarını baskılayarak dışsatım fiyatlarını düşürmek, dışsatım gelirlerini artırır” şeklindeki “tüccar” mantığıyla yanıltılmaya çalışılan kamuoyunu uyarıyor ve önerilerimizi sıralıyoruz.

 Fındık sektörünün sorunlarının temelinde siyasi iradenin kararları yatmaktadır. Bu nedenle üreticilerimiz, demokratik kitle örgütlerimiz ve duyarlı tüm yurttaşlarımız, siyasi karar organlarını etkileme ve yönlendirme yolunda etkin çabalar göstermelidirler.

 Ulusal Tarım Politikaları bağlamında oluşturulacak ve üretimde verim ve kalitenin artırılması, üreticilerin etkili örgütlenmesinin sağlanması, üretici gelirinin yükseltilmesi ve sürekli kılınması, tüketiciye güvenilir gıda sunumu, iç ve dış pazarların geliştirilmesi, fiyat istikrarı, dışsatımın ve döviz gelirinin artırılması amaçlarına yönelik fiyat destekleme politikası, fındık alanlarının sınırlandırılması, alternatif ürün programı, iç tüketim politikası, dışsatım ve dışalım politikası ve kurumsal politika araçlarından oluşacak Ulusal Fındık Politikası, üretim-işleme-dışsatım boyutunda sektörel planlamaları içermelidir.

 Dünya fındık dışsatımının yaklaşık % 73’ünü gerçekleştiren Türkiye, son 10 yılda ihraç ettiği 2.105.421 ton fındıktan, 7.104.557.000 dolar gelir elde etmiştir. Fındık dışsatımı sorunu, fazla üretimden değil, artan üretime parelel olarak dışsatımın artırılamamasından kaynaklanmaktadır. Almanya, fındık üretmemesine karşın, dışarıdan aldığı fındığı işleyerek dışsatımda dünya üçüncüsü konumundadır. Bademi fındığa seçenek olarak sunan A.B.D., son 10 yıldaki % 30’luk artışla dünya pazarlarına egemen olma uğraşısı içerisindedir. AB, üye ülkelerin fındık üreticilerini korumak üzere dışalım sertifikası, Alfatoksin kodeksini düşürme ve test zorunluluğu gibi engelleme politikaları yürütmektedir. Tüm bunlara karşın, yeni pazarlar bulunması doğrultusunda tanıtım ve reklam faaliyetleri yoğunlaştırılmalı ve fındık dışsatımı 1.5-2.000.000.000 dolar düzeyine çıkarılmalıdır.

 Türkiye’de “Uluslararası Fındık Alım Satım Borsası” kurulmalı, geliştirilmeli ve Hamburg Borsası’nın dünya fiyatları üzerindeki spekülatif etkinliği kırılmalıdır.

 Batı Avrupa ülkelerinde kişi başına 1.5 kilogram düzeyinde olan fındık tüketimi Türkiye’de yaklaşık 400 gramdır. İç pazarda, Türkiye’de üretilen fındığın yalnızca % 10’u tüketilmektedir. Bu bağlamda, Fiskobirlik stoklarındaki fazla fındığın okullara ve askeri kurumlara hibe şeklinde dağıtımı yanında, uygun fiyatlarla kaliteli fındığın iç pazarda tüketimi artırılmalıdır.

 Arz-talebe uygun üretim oluşana kadar desteklemeler devam etmelidir. Sağlıklı rekolte tahminlerine dayalı olarak maliyet hesabı çıkarılmalı ve hasata başlamadan önce fındık taban fiyatı mutlaka açıklanmalıdır. Özellikle taban arazilerden fındık sökülmesi ve alternatif ürüne geçilmesi çalışmasında gereken önlemler alınmadan desteklemeler kaldırılmamalıdır. Desteklemede bölgesel seçicilik olabileceği gibi, üretim miktarı arttıkça verilen desteği azaltıcı sosyal amaçlı politikalar uygulanabilir.

 Gerekli üretim planlaması yapılmadan ve gerekli finansman olanakları sağlanmadan etkin hizmet vermesi beklenemeyecek olan Fiskobirlik, AB’ye uyum doğrultusunda kooperatiflere verilen özel krediler ve ayrıcalıklı finansman olanaklarıyla donatılmalı, gerçek üreticilerin etkili örgütü olmalıdır.

Fındık, çay, tütün, şeker pancarı, pamuk, hububat ve diğer ürünlerin ve üreticilerin sorunlarına, ürün bazında değil, Ulusal Tarım Politikaları bütünü içerisinde yaklaşılması gerekmektedir.

IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, Avrupa Birliği tarafından üretimsizliğe mahkum edilmeye çalışılan Türkiye’deki üretici, sanayici, tüccar, dışsatımcı, tüketiciler, bürokrasi ve siyasiler, sorunlara yalnızca kendi pencerelerinden bakmamalı, sorunlar yumağını doğru algılamalı ve konulacak doğru tanılar doğrultusunda sağlıklı ve uygulanabilir çözümler üretmeli ve uygulamalıdırlar.

Ulusal çıkarlar doğrultusunda yapılan her türlü çalışmada yerini alan ODA’mız, böyle bir süreçte de etkin görev yapmaya devam edecektir.

Gökhan GÜNAYDIN
Başkan
Yönetim Kurulu Adına

Okunma Sayısı: 5095