TARIM ARAZİLERİNİN KORUNMASI VE KULLANILMASINA DAİR YÖNETMELİĞİN İPTALİ İÇİN AÇILAN DAVAYA YÖNELİK, İDARE' NİN VERDİĞİ YANIT

GENEL MERKEZ
27.01.2004 (Son Güncelleme: 27.01.2004 19:59:50)

T.C.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI
Hukuk Müşavirliği
ANKARA

SAYI : İD. 2003 – 1126 / 11527

KONU : Gökhan GÜNAYDIN

DANIŞTAY ONUNCU DAİRE BAŞKANLIĞI’NA
Esas No : 2003 / 3518

CEVAP VEREN (DAVALI) : Tarım ve Köyişleri Bakanlığı- ANKARA

KARŞI TARAF(DAVACI) : Gökhan GÜNAYDIN
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı
Karanfil Sok. No:28/12 Kızılay / ANKARA

DAVA KONUSU : 13.06.2003 tarih ve 25137 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Tarım Arzilerinin Korunmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesinin e,g,ı,i,j,k,l,m,n,o ve ö bentlerinin, 5. maddesinde yer alan “İzinlendirilmesi talep edilen arazi mutlak tarım arazisi ise bu yönetmeliğin 9,10,11 ve 13 üncü maddelerinde yer alan istisnalar hariç İl Müdürlüklerince doğrudan reddedilir” ibaresinin, 6. maddesinin 2. fıkrasının tamamının, 10. maddesinin birinci fıkrasının bendinde yer alan “üretim ve depolama tesisleri ile bunlara ait tesisler” ibaresinin ve c ve d bentlerinin tamamının, 10. maddesinin son fıkrasının tamamının, 11. maddesinin 2. fıkrasının, 13. maddesinin ilk fıkrası hariç tümünün iptali ve öncelikle yürütmenin durdurulması isteminden ibarettir.

TEELLÜĞ TARİHİ : 29.09.2003 (30 gün Ek Süre verilmiştir)

TALEP KONUSU : Davacının 05.08.2003 tarihli dava dilekçesi ve Sayın Dairenizin 27.08.2003 tarihli ve E: 2003 / 3518 sayılı Ara Kararına karşı cevaplarımızın sunulması ile hukuki dayanağı bulunmayan davanın ve yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verilmesi talebimizdir.

CEVAPLARIMIZ :Bilindiği üzere;Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce çıkarılıp, 26.08.1998 gün ve 23445 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Tarım Alanlarının Tarım Dışı Gaye ile Kullanılmasına Dair Yönetmelik” Danıştay 10. Dairesinin 29.11.2000 tarih ve E. 1999 / 130, K. 2000 / 5886 sayılı kararıyla, iptal edilmiş ve tarım dışı kullanım kararlarının b akanlığımız tarafından verilmesi kararlaştırılmıştır.

Yukarıda belirtilen Danıştay 10. Dairesi kararında, tarım alanlarının tarım dışı gaye ile kullanılmasının tespitinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca ilgili Kuruluşlarla işbirliği suretiyle yapılması gerektiği hükmü gereğince; Bakanlığımız karar yetkisi kendisinde olmak üzere Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünden sorumlu Devlet Bakanlığı ile birlikte, 10 Ağustos 2001 tarih ve 24489 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılmasına Dair Yönetmelik”i çıkarmış ve bu tarihten itibaren de tarım dışı kullanım izni kararları Bakanlığımızca verilmektedir. Bakanlığımızın ana hizmet birimleri, Hukuk Müşavirliği, Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğümüzden ilgili uzmanların katılımı ile (EK 1) yapılan çalışmalar sonucu bu defa davaya konu olan ve 13 Haziran 2003 tarih ve 25137 sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılmasına Dair Yönetmelik çıkarılmıştır.

TMMOB Ziraat Mühendsileri Odası (ZMO) Başkanlığı tarafından hazırlanan dava konusu dilekçe incelendiğinde konunun üç başlık altında toplanmış olduğu görülmektedir. Birincisi özellikle tanımlar, sınıflama sistemi ve arazi değerlendirmeye esas teknik konular, ikincisi Bakanlığımız merkez, taşra ve bağlı kuruluşları ile ilgili igdari konular, üçüncüsü yasal mevzuat ve ileri sürülen hukuka ayrılık iddialarıdır.

Bilindiği gibi şimdiye kadar tarım dışı amaçlı arazi değerlendirilmesinde Arazi Kullanma Kabiliyet Sınıflaması (AKK) kullanılmıştır. Bu sınıflama sistemi 1961 yılında ABD Tarım Bakanlığı (USDA) tarafından arazilerin tarımsal kullanımında toprak erozyonu, toprak sıkışması gibi arazi bozulmalarını önlemek, işletme bazında tarımsal faaliyetlerin; özellikle makineli tarımda (mechanized agriculture) arazi bozulmasına neden olunmaması için geliştirlmiş bir sistem olup ülke ve bölgesel planlamalarda yararlanılmaktadır.

Topraklar ve iklim ile ilgili fiziksel özelliklerin değerlendirilmesine dayanan bu sistem, dünyanın hiçbir ülkesinde tarım arazilerinin amaç dışı kullanımını önlemek için kullanılmamaktadır. Türkiye de 1965 yılında mülga TOPRAKSU Genel Müdürlüğü çalışmalarında kullanmak üzere bir takım uzman, toprak etüt standartlarını hazırlarken ABD den alınan bu sistemi Genel Müdürlük yatırımlarının etkinliğini artırmak amacına yönelik arazi yorumlamaları yapmak için yayımlanmıştır. (EK 2. TE – Standart l. 1965) AKK sistemine göre araziler sekiz sınıfa ayrılmış olup ilk dört sınıf arazinin toprak işlemeli tarıma (kültüvasyona) uygun olduğu V., VI. ve VII. Sınıf arazilerin genellikle mera, orman için uygun olduğu, VIII. Sınıf arazileri ise daimi karla kaplı araziler, çıplak kayalıklar, sahil kumulları, ırmak yatakları, su yüzeyleri gibi araziler olduğu ifade edilmektedir. AKKsisteminin amacı çeşitli kaynaklarda şöyle ifade edilmektedir. EK 2 : TE – Standart I TOPRAKSU 1965 : Arazi işleme şekillerinin belirlenmesi, çiftlik planlaması, tarımı sınırlayan faktörlerin belirlenmesi. EK 3 : Uygulama İçin Toprak Bilgisi Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü 1991 M. Yüksel DİZDAR : AKK’nın amacını şöyle belirlemiştir. “Toprak erozyonuna yol açmayacak şekilde arazilerin en yoğun tarımsal kullanımını sağlayacak tarımsal kullanım ve muhafaza tedbirlerinin bir kombinasyonuna götürecek ilgili bütün verileri bir araya getirmektir.

EK 4 : Land Evaluation (RUS.18) İnternational İnstitute For Aerospace Survey and Earth Sciences 1995 H. Huizing; K. De Bie The Netherlands : B kaynakta da AKK’nın toprak muhafaza ve erozyon tedbirleri yönünden önemli olduğunu ve sadece genel bir yaklaşım getirdiğini, bu sistemle farklı kullanımlar için objektif karşılaştırmaların yapılmasının mümkün olmadığı ifade edilmektedir.

EK 5 : National Land Evaluation and Site Assessment Handbook 1983 310 – VI USDA SCS : ABD Tarım Bakanlığı tarafından yayınlanan bu el kitabında AKK’nın amacını lokal planlamacıların bölgesel ve eyalet düzeyinde yapacakları plan ve uygulamalarda kullanabilecekleri ifade edilmektedir.

EK 6 : AKK sınıflama sistemi “Soil Survey Manual” 1993 USDA Hadbook no: 18 adlı yayında da AKK sisteminin makineli tarımsal üretim için geliştirildiğini el işçiliğine dayanan tarımsal faaliyetlerde kullanılamaz denilmektedir. Yani makineli tarımda toprak kaybını ve bozulmasını önlemek için bu sisteminkullanıldığı açıkça belirtilmektedir.

Dava konusu olan yönetmelikte, ülkemizde uzun süredir kullanıldığı için AKK sistemine yer verilmiştir. Ancak bununla birlikte arazi sınıflama sistemlerinin geliştirildiği pek çok gelişmiş ülkede ve diğer ülkelerde tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına dair çalışmalarda kullanılan tarım arazilerinin önemine göre yapılan tarım arazileri sınıflaması ve bununla ilgili tanımlara da (prime farmland, unique farmland ...) yer verilmiştir.

Tarım Arazilerinin Önem Sınıflamasında tarım arazileri tarımsal üretimdeki önemine göre dört kategoriye ayrılmıştır. Her kategorinin tanımları yapılmış, nasıl belirleneceği ve önem derecesi ayrı ayrı izah edilmiştir. Tarım Arazilerinin Önem Sınıflaması çeşitli kaynaklarda şöyle ifade edilmektedir.

EK 5a : Önemli tarım arazileri sınıflaması başlığı altında bu sistemin tarım arzilerinin amaç dışı kullanımını önlemeye yönelik ulusal çaba gösterilmesi için geliştirildiği ifade edilmektedir.

EK 7 : 1539 sayılı ABD Tarım Arzilerini Koruma Politikaları Kanunu : Bu kanunda tarım arazilerinin amaç dışı kullanımını önlemek için 1. Prime Farmland, 2. Unique Farmland, 3. Statewide importance Farmland, 4. Local importance Farmland; olmak üzere dört kategoriye ayırmış ve bu kanunla tarım arazilerinin amaç dışı kullanımını önlemeye çalışmaktır. Bu kanun her beş yılda bir yenilenmekte ve EK 8 da yer alan 1994 yılında çıkarılan 4201 sayılı Tarım Arazilerini Koruma Politikaları Kanununda da aynı tanımlara yer verilmiştir.

EK 6a : Bu sınıflama sistemine “Soil Survey Manual” 1993 USDA Handbook no: 18 adlı yayında da yer verilmiş olup tarım arazilerinin amaç dışı kullanımında Tarım Arazileri Önem Sınıflaması kullanılmaktadır.

EK 3a : ABD Tarım Bakanlığı tarım arazilerinin amaç dışı kullanımını önlemek için envanter çalışmalarını başlatmış ve tarım arazilerini; 1. En iyi (MUTLAK) Tarım Arazileri, 2. Kendine Özgü Tarım (özel ürün) Arazileri, 3. Eyalet Düzeyinde Önemli ek Tarım Arazileri, 4. Yerel Düzeyde Önemli ek Tarım Arazileri olmak üzere dört kategoride incelemiştir. Bu çalışma ABD Tarım Bakanlığından alınmış bir çalışma olup yönetmelikte yer alan tarım arazileri sınıflamasıyla örtüşmektir.

EK 9 : Kanada Tarım Bakanlığı da tarım arazilerinin amaç dışı kullanımını önlemek için Tarım arazileri önem sınıflama sisteminikullanmaktadır. (Prime Farmland, unique farmland) “A Guide to the Land Evaluation and Area Review (LEAR) System for Agriculture” 2002 adlı yayında tanımları ve kriterleri ortaya koymaktadır.

Görüldüğü gibi tarım arazilerinin önemine göre sınıflandırılması tamamen tarım arazilerinin amaç dışı kullanımını önlemek için geliştirilmiş bir sistemdir. Ülkemizde AKK ile birlikte bu sistemin Yönetmeliğe konmasının nedeni diğer ülkelerde olduğu gibi daha çok tarım arazisini etkili bir şekilde korumaktır. AKK ile sadece I; II; III; IV. Sınıf sulu, I; II. Sınıf kuru tarım arazileri ile ekonomik verim alınan dikili tarım arazilerinin korunması hedeflenmiştir. Buda ülkemizde yaklaşık 12 milyon hektar tarım arazisine tekabül eder. AKK ile birlikte Tarım arazilerinin önem sınıflamasının Yönetmeliğe ilavesi ile 16 milyon hektar tarım arazinin korunması hedeflenmektedir. Her ne kadar davacı dilekçesinde bu uygulama ile kafaların karıştırıldığını iddia etmekte ise de, dünyada kullanılan bu sistemin Yönetmeliğe girmesiyle ilave 4 milyon hektar tarım arazisi de yönetmelik kapsamında koruma altına alınmıştır. Ülkemiz tarım arazilerinin yapılaşmaya karşı yeterince korunanaması, plansız ve çarpık yapılaşmanın artmasında şimdiye kadar sadece AKK sisteminin kullanılıyor olmasının önemli payı vardır. Çünkü AKK sistemi makro düzeyde bölgesel veya ülkesel planların yapılması ve makineli tarımda arazi bozulmalarını önlemek için geliştirilmiş bir sistem olup tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı önlemeye yönelik bir sistem değildir. Getirilen yeni sistemle bu sorun ortadan kaldırılmıştır. Davacıların iptalini istedikleri Yönetmeliğin “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinin e), g), ı), j), k), m), n), o) ve ö) bentlerinde yer alan tanımlar, pek çok ülkede olduğu gibi Bakanlığımız tarafından kullanılan tanımlar olup tarım arazilerinin azalması veya bozulması yönünde bir etkisi bulunmamaktadır. Kaldı ki karar verme aşamasında sadece bu tanımlar dikkate alınarak karar oluşturulmamakta, AKK sınıflaması ve detaylı arazi verileri değerlendirilmektedir. Ayrıca yönetmeliğin hazırlanmasında nedeni anlaşılmamakla birlikte sık sık vurgu yapılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün yetkilileri de çalışmalara katılmış ve söz konusu tanımlara itirazları olmamıştır (Bunların içinde ZMO toprak komisyonu üyeleri de vardır). Bakanlığımız bu tanımları merkez ve taşradan pek çok uzmanın katılımı ile yapılan çalışmalar sonucu ülkemize en uygun hale getirmiştir.

Genel teknik konuların açıklığa kavuşturulmasından sonra şimdi dava konusu olan Yönetmelik maddelerini tek tek inceliyelim;

1. Yönetmeliğin “Tanımlar başlığı altında yer alan 3. maddesinin e) bendinde yer alan Tarım arazileri sınıfı’nın yeni bir sınıflama olduğu ileri sürülmekte ve dünya ölçeğinde kullanıldığı iddia edilen AKK yerine geliştirildiği belirtilmektedir. Oysa tarım arazilerinin amaç dışı kullanımın önlemek için dünyada kullanılan yegane sınıflama sistemi olan Tarım arazilerinin önem sınıflaması Bakanlığımız literatürüne girmiştir, eğer davacı bunu yeni fark ediyorsa onun yeni bir sistem olduğu anlamına gelmez. Bu sistem ABD de 1970 li yılların ikinci yarısından itibaren ülkemizde de 1980 li yılların ortalarında literatüre girmiştir. Bu sistemin tek amacı vardır oda tarım arazilerinin tarım dışı amaçla kullanılmasını önlemek ve sağlıklı tarımsal planlamalar yapmaktır. Üstelik bu tanımlar getirilirken sadece dünyadaki literatür değil ülkemiz ihtiyaçları gözetilerek aslından sapmalar olmadan ülkemizin ihtiyacını karşılayacak şekilde düzenlenmiştir. Bakanlığımız ilgili birimlerinin günlerce yaptığı çalışmalar sonucu bu tanımlar yapılmışıtır (EK 1). AKK sisteminin amaçları yukarıda yeterince anlatılmıştır. AKK’nın yayımladığı TE – Standart I kitapçığın ilk sayfasında (EK 2) yeniden gözden geçirileceği ve ilaveler yapılacağı da ifade edilmiştir. Çünkü altmışlı yıllarda ülkemizde yeterince iklim, toprak ve diğer arazi verilerini bulmak mümkün deeğildi. (1960 larda kağnı ve karabasan vardı.) Bu güne kadar 1965 tarihli bu çalışmaya hiçbir ilave yapılmadığından günün ihtiyaçlarını karşılamadan uzaktır. Dünyada AKK sistemini htarım arazilerinin tarım dışı amaçla kullanımını önlemek için kullanan tek bir ülke yok iken dünyada kabul gördüğü iddiası tamamen yanlış bir değerlendirmektedir. Eğer bilgilerine ulaşamadığımız Papua Yeni Gine, Marşal Adaları, Fiji gibi ülkelerde bu sistem kullanılıyorsa bizim bu ülkeleri örnek almamız söz konusu olamaz. Getirilen yeni sınıflama şekli Yönetmelikte AKK yerine değil onunla birlikte kullanılmaktadır. Bunun sağladığı en önemli yarar ilave 4 milyon hektar tarım arazisini Yönetmelik kapsamında koruma altına almasıdır. Diğer taraftan bu sistemle getirilen kriterler daha somut veriler olup AKK da olduğu gibi yoruma meydan vermemesidir. Eğer davacı Bakanlığımızla irtibat kurarak bu konuların anlamını öğrenmeye çalışsa idi dava dilekçesindeki iddialarda bulunmayacaktı diye düşünüyoruz. Bu tanımlar sadece Bakanlığımız tarafından kullanılan bir kitapçıkta değil 30.06.2003 tarih ve 25154 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış her kesimin göreceği, kullanacağı ve hiçbir yoruma meydan verilmeyecek kamu oyuna ilan edilmiştir. (EK 10) Bu tanımların bilimsel olmadığı ileri sürülüyor ancak dava dilekçesinin 11. sayfasının ikinci paragrafının son satırında ise “bu kriterlerin bilimsel ölçülere dayalı olduğu” belirtiliyor. Görüldüğü gibi iddialar kendi içinde çelişen sübjektif kanaatler olup, gerçeği yansıtmamaktadır. Açıklanan sebeplerle, Yönetmeliğin 3. maddesinin e bendinin iptali istemi, haklı nedenlere dayanmamaktadır.

2. Yine 3. maddenin g) bendinde yer alan tanım “Mutlak tarım arazisi” aslında birinci maddede yer alan iddia ile buradaki iddia çelişmektedir. Bu tanımların yeni olduğu iddia edilirken burada 1980 li yıllarda Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün literatüründe yer aldığı ifade edilmektedir bu doğrudur sadece literatürde yer alan bu sistemi Bakanlığımız geliştirerek dünyadaki benzerleri gibi ülkemizde uygulamaya başlamış bulunmaktadır. Eğer bu tanımlarda yer alan sınıfların nasıl tespit edildiği konusunda Bakanlığımız talimatları ve diğer mevzuat biraz incelenmiş olsa idi bunun yoruma açık olduğu söylenemezdi. AKK nın nasıl tespit edileceği de yönetmelikte yoktur. Pek çok para metreleri yoruma açık olan AKK sistemi (Erozyon derecesi, sel basması, drenaj kabiliyeti gibi) etüdü yapana göre değişmektedir. Uygulamada pek çok örneğini görmek mümkündür. Oysa tarım arazileri sınıflama sisteminde yoruma açık hiçbir belirleme kriteri olmayıp, herkesin anlaya bileceği ölçülebilir, somut kriterlerdir. İl müdürlüklerinde yeterince eleman bu konuda eğitilmiş olup tarım arazisi sınıflamasını yapacak düzeydedir. Ancak davacının dilekçesinden şu da anlaşılmaktadır ki (Dilekçe sayfa 6 son cümle), toprak sınıfı ile arazi sınıfı arasındaki fark bile ne yazık ki ayırt edilememiştir. Toprak sınıfı Yönetmelikte hiç yer almamıştır. İdaremizin kullandığı arazi sınıflamasıdır. Toprak arazinin bir parçası olup arazi sınıflamasında toprak özellikleri yanında, topoğrafya, jeoloji, hidroloji, iklim, flora, fauna, insan aktiviteleri gibi diğer arazi unsurları da dikkate alınmaktadır. Görüldüğü gibi 3. maddenin g bendinin iptal istemi tamamen bilimsellikten uzak, yanlı ve yanlış tevatüre dayanan iddialardır.

3. Yönetmeliğin 3. maddesinin ı) bendinde yer alan Özel Ürün Arazileri tanımına yapılan itirazda aynı iddiaları taşımaktadır. Dava dilekçesinde iddia edildiği gibi bazı dikili tarım arazilerini de bu kategoriye alan ülkeler vardır. Ancak ülkemizde dikili tarım arazilerinin önemli yeri vardır. Örneğin çay Rize için Kaysı Malatya için, Gül Isparta için, Fındık Karadeniz Bölgesi Zeytin Marmara Bölgesi için son derece önemlidir. Hem ekonomik olarak hem de ekolojik olarak özel yönetim ve değerlendirme istekleri nedeniyle dikili tarım arazileri kategorisi ayrı ele alınmıştır. Özel ürünler iddia gibi sadece çeltik değil pek çok ürün için özel ürün arazileri vardır. Örneğin tuzlu bir arazide şeker pancarı ve pamuk yetiştirilebildiği için bu araziler her iki ürün için de özeldir. Eğer sadece AKK sistemini kullanmış olsa idik tuzluluktan dolayı tarım dışına çıkarılacak IV. Sınıf arazi özel ürün kategorisine girdiği için korunacaktır. AKK sisteminde IV. Sınıf olan bir arazi çok yıllık yonca, korunca gibi yem bitkileri için ekonomik tarım yapılan özel ürün arazisi olduğu zaman korunacaktır. İşte bu nedenle Yönetmelikte yer almıştır. İddia edildiği gibi 3. maddenin ı bendi yönetmelik amacıyla çelişmemekte tam tersine Yönetmeliği amacına uygun hale getirmektedir.

4. Aynı şekilde 3. maddenin i) bendinde yer alan “Marjinal tarım arazileri” tanımının da son derece mesnetsiz iddialarla iptali istenmektedir. Eklerde yer alan uluslar arası tanımlar ve ülkemizde yapılan tanımlar incelendiğinde; Yerel Öneme Sahip Tarım Arazileri olarak belirtilmektedir. Türkçe ye tercüme yapılırken bire bir tercümeler bazen tam anlamı ifade etmekte yetersiz kalmaktadır. Be nedenle anlamı ve belirleme kriterlerinde bir değişiklik yapmadan Türkçe karşılığını daha iyi ifade ettiği için marjinal tarım arazisi ifadesi kullanılmıştır. Bu tanımlama üniversitelerimiz ve Bakanlığımızın ilgili birimleri tarafından da daha anlaşılır bulunmuş ve Yönetmeliğe konmuştur. Tanımlar içerisinde belirleme kriterleri ve fiziki özellikleri olduğu gibi anlatılmış olsa idi Yönetmeliğin hacmi belki de mevcut hacminin 4 katı olacaktı. Tanım nesneyi kısa ve vurgulaycı bazı özelliklerini belirten kısa ifadelerle anlatmaktır. Belirleme ve değerlendirmeye esas özelliklerinin izahı Bakanlığımız diğer mevzuatlarında yer almakta ve başarıyla uygulanmaktadır. (EK: 10 Yeter Gelirli Tarımsal İşletme Büyüklerinin tespitine dair Tebliğ Resmi Gazete sayı 25154). Davacı literatürde bunu fark etmemiş olabilir,ancak uluslar arası ve Bakanlığımız literatüründe yer almıştır. AKK sınıflamasını belirleme kriterleri hiçbir mevzuatta yer almamasına rağmen davacının bu konuda ki ısrarını anlamak mümkün değildir. Tarım arazilerinin etkin korunması ve arazi spekülasyonlarının önlenmesi için Bakanlık olarak her türlü hukuki tedbirleri almaya kararlıyız. Bu konuda yeterli teknik ve idari kapasitemizde vardır bunu sonuna kadar kullanmakta ısrarımız devam edecektir. Bilimsellikten uzak ve hukuki hiçbir temeli olmayan 3. maddenin i bendinin iptal talebi yanlıştır.

5. Yönetmeliğin 3. maddesinin j) bendi örtü altı tarımını tarif etmektedir. Örtü altı tarımı küçük alanlarda büyük boyutta üretim yapılan yerlerdir. Bu şekilde yapılan üretim geleneksel işlemlerle mümkün değildir. Sosyal yardımlaşma fonundan finanse edilen çiftçiler bile örtü altı tarımı şartlarına uygun sulama metodunu seçmeden ekonomik tarım yapamaz. Bu tanımı Bakanlığımız ilgili ve sorumlu birimleri tarafından yapılmış, gerçeğe en yakın tanımdır. Tarımsal üretimin örtü altında yapılması bile ileri tarım tekniği olduğunu itiraz sahiplerinin bilmiyor olması şaşırtıcıdır. Tamamen mesnetsiz iddiadan ibaret olan 3. maddenin j bendinin iptal talebi bilimsel ve hukuki dayanaktan yoksundur.

6. yönetmeliğin 3. maddesinin k) bendinde yer alan sulu tarım arazisi tanımı 3083 sayılı Tarım Reformu Kanunundan alınmıştır. Yönetmelikte söz konusu kanuna ters bir tanım yapılması ülkede bu konuda ikili anlayışlara neden olacaktır. Bu nedenle kanunda yer alan tanıma bağlı kalınmıştır. Eğer altmışlı yıllarda kalan sistemlerden kurtularak , Yönetmelikte kaç olursa olsun (IV ten yukarı da olsa) yeni sistemde nasıl korunduğu kolayca anlaşılacaktı. 3. maddenin k bendinin iptal istemi hem mevcut kanunlara aykırı hem de bilimsellikten uzak iddialar içerdiğinden yersizdir.

7. Davacı ne yazık ki Yönetmeliğin 3. maddesinin m) ve n) bentleri ile 11. maddenin amacını ve içeriğini yanlış değerlendirmektedir. Bir traktör fabrikasının tarımsal ürünlerinin işlenmesi veya değerlendirilmesi ile ilgili olamadığı herkes tarafından bilinmektedir. Burada traktör fabrikasını tarımsal tesis olarak nitelendirecek kadar konu saptırılmak istenmektedir. Üstelik İl Müdürlüklerimizin inceleme ve değerlendirmesinden sonra niteliği açıkca tarımsal ürünlerin işlenmesi ve değerlendirilmesi ile ilgili entegre olmayan tesislerin belirleneceği söz konusu iken bir entegre tesisinde bu kapsama sokulmasu tarım arazilerini korumakla çelişir bir yaklaşımdır. İmar Kanununa dayanılarak çıkartılan yönetmelikler tamamen imar planlaması ile ilgili olup hangi yapıların tarımsal nitelikli veya tarımsal üretimi teşvik eder nitelikte olduğuna Tarım Bakanlığı tarafından karar verilmesi en doğrusu olup ilgili yasalarda bu görevler Bakanlığımıza verilmiştir. Tarım dışı planlamalarda İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklere uyulması, tarımsal amaçlı planlamalarda ise Bakanlığımız tarafından belirlenen kriterlere uyulması gerekmektedir. Bu konuda şimdiye kadar İmar Kanunu uygulamaları ile ilgili herhangi bir çelişkide yaşanmamıştır. Bu nedenle İmar Kanununa dayalı çıkarılmış bir Yönetmelikte tarımsal yapılar ve tarımsal üretimi teşvikle ilgili eksik hükümler var ise o Yönetmeliğin düzeltilmesi gerekirken tarım arazilerini korumak ve tarımsal üretimi teşvik etmekle ilgili olan dava konusu Yönetmeliğin iptalinin istemi tamamen yanlış ve davayla çelişmektedir. Bu nedenle 3. maddenin m) ve n) bentleri ile 11. maddenin ikinci fıkrasının iptal talebinin hukuki dayanağı yoktur.

8. Yine davacının konuya yaklaşımındaki eksik değerlendirmeye güzel bir örnek. Yönetmeliğin 3. maddesinin o) ve ö) bentlerine yaptığı itirazların nedenleri incelendiğinde anlaşılacaktır. Ülkemizde köy ve kasabalar kadimden beri mevcut olup bu Yönetmelik ve eveliyatının yürürlük tarihi Mart 1989 dur. Kadimden beri var olan, ancak mevcut yasalar uygun planı bulunmayan pek çok köy ve kasabayı yok saymak ülke gerçeklerine ters ve ülkeyi tanımamanın bir sonucudur. Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun EK : 11 de yer alan kararında da arsa sayılacak yerler belirlenmiş ve yaptığımız tanım bu karara uygun olup ilgili kurumların katılımı ile yapılan toplantılarda da bu tanım uygun bulunarak Yönetmeliğe konmuş ve uygulamada önemli bir boşluk doldurulmuştur. İddialar tamamen yersiz olup 3. maddenin o ve ö bentlerinin iptal istemi hukuki mesnetten yoksundur.

9. Davacının yaptığı itirazın asıl amacı Yönetmeliğin 5. maddenin iptali hakkında ileri sürdüğü iddialarda ortaya çıkmaktadır. Bakanlığımız ülkenin tarımsal üretiminin planlanması, geliştirilmesi ve sürekliliğin sağlanmasından sorumlu yegane kuruluş olup, gerek kurumsal yapısı gerekse istihdam ettiği personelin nitelikleri bu hizmetin verilmesi için seçilmiştir. Pek çoğu ZMO’nın da üyesidir. Kendi üyelerini yetersiz olarak niteleyen Odanın niyetini anlamak mümkün değildir. Üyelerinin bu konularda yeterli olacak şekilde yetiştirilmesi asli görevi olamsı gerekirken üyelerinin yetersizlikle suçlanması son derece düşündürücüdür. Bu hizmetlerin yürütülmesi için sadece üniversitelerden alınan eğitimle sınırlı kalınmamakta, Bakanlığımız düzenlediği hizmet içi eğitimlerle uygulamada yapılması gerekenler konusunda yeterli uygulamalı eğitimde vermektedir. Yönetmelik uygulamasının Bakanlığımıza gelmesinden itibaren her ilde en az iki Ziraat Mühendisi (Ziraat Fakültelerinin Toprak, Tarla Bitkileri ve Kültür teknik bölümlerinden mezun) olmak üzere toplam 320 personel hizmet içi eğitime tabii tutulmuş uygulamalar başarı ile yürütülmektedir. (EK 12). Bakanlığımız Hukuk Müşavirliği, Teftiş Kurulu Başkanlığı, ilgili kuruluşlardan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve diğer merkez birimlerinin katılımı ile koordinasyon ve iş birliği içerisinde Yönetmeliğin mevcut kanunlara ve tekniğe uygun olarak hazırlanmasına azami gayret gösterilmiştir. 441 Sayılı KHK ve 3202 sayılı Kanunlarda yer alan iş birliği ve koordinasyon yeterince sağlanmış olup Yönetmeliğin hazırlanmasında ; bazıları ZMO’nun toprak komisyonununda üyesi olan katılımcıların isimleri ve taslak sayfalarında parafları EK 1 a da yer almaktadır.

Bu Yönetmelik uygulaması Danıştay 10. Dairesinin 29.11.2000 tarih ve E. 1999 / 130, K. 2000 / 5886 sayılı kararı üzerine 2001 Ağustos ayından itibaren Bakanlığımız tarafından yürütülmeye başlamıştır. Bundan önce bu Yönetmelik kapsamı dışında olan 4086 sayılı Kanunla değişik 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun ve 4342 sayılı Mera Kanunu kapsamında ki yerler ile 2844 sayılı Fındık Üretiminin Planlanması ve Dikim Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Kanun gereği mera, zeytinlik ve fındık üretim alanlarının tespit, tahsis, tahdit ve gerektiğinde tarım dışı amaçlarla kullanım kararları Bakanlığımız Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü (TÜGEM) tarafından verilmekte idi. Konusu aynı olan Yönetmelik kapsamındaki hizmetlerde yine diğer ilgili birmlerimizle iş birliği içerisinde bu Genel Müdürlüğümüz tarafından yürütülmektedir. Bu görev 441 sayılı Kanun Hükmünde kararnamenin 2. maddesinin i) bendi ve 9. maddesinin g) bendi 3573, 2844 ve 4342 sayılı Kanunlar gereği diğer ilgili birimlerle iş birliği içerisinde TÜGEM tarafından yürütülmektedir. Bu uygulama zeytin, fındık, mera ve diğer tarım arazilerinin bir Genel Müdürlük tarafından yürütülmesini sağladığı için hizmet bütünlüğü açısından da yararlı olmuştur. TÜGEM bünyesinde kurulan “Tarım Arazilerini Değerlendirme Daire Başkanlığı” nın görevi sadece Yönetmelik uygulamaları değil tarım arazilerinin değerlendirilmesine yönelik pek çok hizmetleri yürütmektedir. Bakanlığımız ihtiyaçlarına göre ana hizmet birimlerinin işlerini yürütmek üzere 3046 sayılı Kanuna uygun olarak Daire Başkanlıkları kurulmaktadır. Kadro sayısı aynı kalmak şartıyla 2003 yılı içerisinde iki daire başkanlığının isimleri değiştirilerek yeni isimle iki daire başkanlığı oluşturulmuştur. Bu günün ihtiyaçlarına göre tamamen hizmetin etkin yürütülmesine yönelik, 3046 sayılı Kanun ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye uygun Bakanlık tasarrufudur.

Davacının Yönetmeliğin 5. maddesine yaptığı itiraz Kanunlarla kuruluşlara verilmiş görevlerin kanunlara aykırı olarak kendi anlayışına göre istediği kuruma vermesine yönelik iddialar içermektedir. İl müdürlüklerimize gelecek baskılarla mevzuata uyulmayacağı iddiası tamamen bir zandır. Baskı sonucu oluşan böyle bir tasarruf suç teşkil eder ve kanun larımızda gereken cezayı verir. İşlerin daha etkin ve hızlı yürülmesinin en önemli şartı en yakın birimler vasıtasıyla olayın üzerine gitmektir. İl müdürlüklerimiz hem eleman hem de donanım yönünden yeterli imkana sahiptir. Üstelik Köy Hizmetlerinin Bölge Müdürlüklerimizle de iş birliği içerisinde kararlar verilmektedir. Kararın merkezden çıkması halinde de yeni il Müdürlüklerimiz ve Köy Hizmetleri Bölge Müdürlükleri etütleri esas alınmakta idi. Zaman kayıplarının önlenmesi, daha etkili koruma ve zamanında müdahalenin sağlanması için Başkanlığımız, kararların İl Müdürlüklerimiz tarafından verilmesini uygun bulmuş ve Yönetmeliği bu şekilde düzenlemiştir. Davacının tereddütleri yersiz olup tamamen varsayımlara dayanmaktadır. Bu nedenle Yönetmeliğin 5. maddesinde yer alan ibarenin iptal istemi hukukuna uygun değildir.

10. Yönetmeliğin 6. Maddesinin 2. fıkrası ile arazinin doğal yapısında değişiklik yapılmış ise bu arazinin Yönetmelik kapsamında korunması gereken yerlerden olup olmadığının tespit edilmesi ve gerçekten tarım dışına çıkarılacak yerlerden olduğunun anlaşılması halinde uygun görüş verilmesi, korunacak yerlerden olması halinde ise uygun görüş verilmemesi hükümleri getirilmektedir. Belirtildiği gibi çelişki olmayıp tamamen etkili, adil, hak mahrumiyetinin önlenmesi ve hukuki çıkmazlara gidilmesini önlemeye yönelik bir düzenlemedir. Zorlama görüşler nedeniyle iptal istemi tamamen eksik bilgi ve yanlış varsayımlardan kaynaklanmaktadır. Bu sebeple Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının iptal talebinin reddi gerekmektedir.

11. Yönetmeliğin 7. maddesinden çıkarılması istenen ibare yanlış değerlendirmeleri ortadan kaldırmak için getirilmiş olup çıkarılması halinde istisnalrın bütünlüğünü bozacak, Ancak yeterince açık olmayan, etütü yapanın yorumuna göre değişik anlamlara gelebilecek hükümler yeni Yönetmelikte yorumlara meydan vermeyecek şekilde açık hale getirilmiştir. Uygulamada ve kontrollerde karşılaşması muhtemel olumsuzluklar böylece önlenmiştir.

Diğer Yönetmeliklerde yok olduğu iddası yanlıştır. 11.03.1989 tarihli yönetmeliği 1994 yılında değiştirmesi ile 8. maddenin ı) bendi, 26.08.1998 tarihli yönetmeliğin 8. maddesinin h) bendi ve 10.08.2001 tarihli Yönetmeliğin 11. maddesi dava konusu yönetmeliğin 11. maddesine karşı gelmektir. Yine sırası ile 1989, 1998 tarihli Yönetmeliklerin 13. maddeleri, 2001 tarihli Yönetmeliğin 14. maddesi dava konusu yönetmeliğin 13. maddesine karşılık gelmektedir. Farklı yorumlara meydan vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulan bu düzenlemenin iptal istemi uygulamadaki bigi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ibarenin iptal istemi bilimsellikten uzak ve mesnetsizdir.

12. yönetmeliğin 8. maddesinde yer alan iptali istenen marjinal tarım arazisi ifadesi tamamen uluslararsı düzeyde kabul görmüş bir tanımlama olup toprak, iklim, bitkisel üretim potansiyeli ve diğer arazi özellikleri yönünden, ülkenin tarımsal üretiminde önemli yeri olmayan tarım arazileri için kullanılmaktadır. Bunun belirlenmesinde kullanılacak kriterler Bakanlığımız tarafından 30.06.2003 gün ve 25154 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan tebliğde açıkça yer almış ve başarı ile uygulanmaktadır. (EK: 10) savunmamızın giriş kısmında bu konu ülkemizde ve uluslar arası literatürde nasıl yer aldığı etraflıca anlatılmıştır. Davacı bu Yönetmeliğe duyduğu ilgi kadar diğer mevzuatımızıda izlese idi kanımızca bu iddiaları ileri atmazdı. Türkiye’de arazi kullanımı ve değerlendirilmesine esas sınıflama kriterleri ilk defa Resmi Gazetede yaymlanarak ilan edilmiştir. Sadece ilgililerin kullandığı veya bildiği kriterler her zaman farklı yorumlara ve istismara açıktır. Bunun bilincinde olarak açık ve herkesin anlayacağı bir şekilde tarım arazilerinin sınıflaması ve belirleme kriterleri Resmi Gazetede ilan edilmişitir. İddialar subjektif olup bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Yönetmeliğin 8. maddesinde yer alan ibarenin iptal talebi reddedilmelidir.

13. Yönetmeliğin 9. maddesi ile ilgili iptal talebi

Arz edildiği üzere katı atıkların etkisiz hale getirilmesi için yapılan tesisler tamamen çevre ile ilgili faaliyetler olup her yere kurulması mümkün değildir. Yer üstü, yer altı su kaynaklarının ve hava kirliliği gibi çevre sağlığı ile ilgili sonuçları olan tesislerdir. Bu nedenle alternatifi azdır. Ceza infaz kuruluşlarıda güvenlik ve şehircilik açısından her yere kurulması mümkün olmayan sınırlı sayıda yapılardır. Bu yapılar için alternatif olmaması marjinal arazilerden başlaması, kamu yararının gözetilmesi ve çevrede yapılan tarımsal faaliyetlere zarear verilememesi için tedbirlerin alınması şartları getirilerek son derece sınırlı izinlerin verilebileceği hükmüne yer verilmiştir. Bu madde hiçbir istismara meydan vermeyecek şekilde, ancak bir zorunluluk halinde kullanılacağı açıktır. Bu nedenle Yönetmeliğin 9. maddesinde yer alan ibarenin ve b, e ve f bentlerinin iptali talepleri bilimsel mesnetten ve hukuki dayanaktan yosundur.

14. Yönetmeliğin 10. maddesine yapılan itirazlara gelince: b) bendinde yer alan ek tesisler ifadesine itirazı anlamak mümkün değildir. Tesisin kurulması ama işletilmemesi anlamına gelen bu yaklaşımın bilimde ve hukukta yeri yoktur. c) bendinde yer alan milli savunma tesisleri ve hava alanları ifadesinin çıkarılması istediği de tamamen ilke menfaatleri ve bilimsel gerçekler aykırıdır. Zorunluluk halinde hiçbir menfaat milli savunmanın ötesinde değildir. Hava alanlarına gelince ülkemizde hava alanı kurulacak yerler belli sayıda olup hiçbir dağın başına veya denizin ortasına yapma şansımızda yoktur. bu nedenle alternatif olamaması ve tarımsal üretime zarar vermemesi şartı ile izin verileceği hükmü getirilmiştir. Örneğin Çukurova’ya hava alanı ihtiyacı var ise ve kurulacaksa ya ovada kurulacaktır yada eğer dünyada geliştirilen teknolojiler yeterli ise ve ülkemizde buna sahipse Torosların tepesine dağları düzelterek veya denize hava alanı yapılacaktır. Burada dramatik bir şekilde ülkemiz arazi varlığı ile ilgili yanlış ve eksik bilgilerle ileri sürülen iddialara savunmamızın ileri kısımlarında ayrıca cevap verilecektir. Davacının d) bendine itirazlarını anlamak mümkün değildir. Türk tarımını hala kara saban veya kağnıyla mı yürütülmesi isteniyor. İyice açıklığa kavuşması gerekir. Türkiye’de tamamen ileri teknoloji ürünü olan örtü altı tarımını yapmak zorundadır. Seracılık tarımın bugün ulaştığı en ileri aşamadır. Eğer biz organize seracılığı yeterince geliştirebilseydik nisan ayında İran karpuzuna mahkum olmazdık. Zamanında ve daha çok tarımsal üretimi gerçekleştirmek, Türk çiftçisinin rekabet gücünü artırmak için organize seracılığı artırmaya devam etmek zorundayız. Üstelik sera veya organize seracılık bir tarımsal üretim şeklidir. Uygulamada yanlış anlamaları gidermek Türk tarımının ve Türk çiftçisinin önündeki engelleri kaldırmak için bu hüküm getirilmiştir. Ülkemizde iddia edildiği gibi sadece Aydın – Köşk – Ege Sera Organize sanayi bölgesi değil ülkenin her köşesinden onlarca talep mevcuttur. Türk tarımının en önemli rekabet gücü olacak Organize Sera Bölgeleri her zaman desteklenmelidir. Bu bölgelerin bir sanayi bölgesi olacağı sadece yanlış bir iddiadan ibaret olup planlarının incelenmesi ile anlaşılacaktır ki tamamen tarımsal üretimin yapıldığı yerlerdir. İspanya bugün iki milyon hektar serası ile tüm Avrupa’yı beslemekte ve çiftçisinin gelirini yükseltmektedir. Davacının iddiası tamamen mesnetsizdir. Sibirya buzullarından, Afrika çöllerine kadar her mağzanın vitrininde 1,9 milyon hektar tarım arazisi olan Hollanda çiftçisinin ürünleri satılıyorsa bunun en önemli nedeni organize örtü altı tarımıdır. 26,5 milyon hektar tarım arazisi olan ülkemiz çiftçisinin ürünlerinin rekabet şansı nedir, hangi ülkelerin vitrinlerinde yer almaktadır. İyice düşünülmesi gereken konulardır. Türk çiftçisini bu imkandan mahrum etmeye kimsenin hakkı olamdığı kanaatindeyiz. Bu nedenle 10. madde ile ilgili iptal talebi hukuka uyarlıkla bağdaşmamaktadır.

15. Davacının 13. maddenin ilk paragrafı hariç tümünün iptalini istemesi konuya ne kadar uzak olunduğunun ispatı için yeterlidir. İlk paragrafa benzer hükümler önceki Yönetmeliklerin hepsinde var idi. Ancak son derece muğlak olup açık değildi. Dava konusu Yönetmelikle bir yerde birinci paragrafa açıklık getirirlerek haksız değerlendirmeler önlenmektedir. Ayrıca Bakanlığımız İl Müdürlüklerinin Bakanlığımız adına karar veremeyecekleri iddiası tamamen devlet idaresinde hiyerarşiyi anlamamak demektir. Bakanlık kendi adına İl Müdürlüklerine pek çok iş yaptırmaktadır. Aksi halde İl Müdürlüklerinin kuruluş amacı ortadan kalkar ve idarenin bütünlüğü ilkesi anlamsız kalırdı. Kaldıki gündemde olan Kamu Yönetimi Reformu ve Yerel Yönetimler yasaları ile merkezi yönetimin pek çok yetkisi taşraya devredilmektedir. Davacı burada yaptığı değerlendirme ile de, yine bazı kurumsal görevlendirmeler yapma arzusunu ortaya koymaktadır. Ancak hukuk devletide bu tür taleplerin karşılanmasının mümkün olmadığı kuşkusuzdur.

Bu madde ile Bakanlığımızca getirilmek istenen yine tarım arzilerimnin korumasına yönelik bir yaklaşımdır. Çünkü daha önce usulüne uygun planlanmış bir planda revizyon yapılırken keyfiliği ortadan kaldırmak ülkeyi ve özellikle tarım arzilerinde muhtemel kayıpları asgariye indirmek tamamen kamunun ve ülkenin menfaatinedir. Burada yasalar uygun planın yapılmış olamsı ön şarttır. Planlı alanda kurulmuş bir yapı, sanayi, turizm vb. tesislerin günün ihtiyaçlarına gör ya yenilemesine çağa ayak uydurmasına yardımcı olacaksın yada rekabet gücünü yitirmesine ve yok olmasına göz yumacaksın ve binlerce istihdam sağlayan vergi veren milli bir servetyin yok olmasına, kurulduğu alanın bir harebeye dönmesine göz yumacaksın. Tarımsal üretimin ve çiftçilerin en önemli gelir kaynağı olan işleme ve değerlendirme ile ilgili tesisler ne derce özel ve ayrıcalıklı bir düzenleme kabul edilir bunun mantığını anlamak mümkün değilidir. 13. maddenin son paragrafında zorunlu haller için ihtiyaç duyulan arazilerin öncelikle düşük potansiyelli kuru tarım arazilerinden karşılanacağı, eğer böyle bir arazi yok ise gerçek ihtiyaca cevap verecek alanın mevcut planlı alana sınır olan diğer tarım arazilerinden karşılanacağı belirtilmektedir. Bu düzenleme ile keyfi bir taktir ve uygulamaya yer verilmediği gibi hızlı artan nüfus için kontrollü ve mümkün olan en az düzeyde kayıpla kamu yararına arazi tahsisi edilerek ihtiyaçların karşılanmasına çalışıldığı açıktır. Aksi halde bu ihtiyaçların düzensiz ve plansız, daha çok arazi kaybına yol açacak şekilde karşılanacağı bugüne kadar ki mevcut yapılaşmasından görülmektedir. Ülke menfaatleri ile bağdaşmayan davacının iddiaları tamamen yersiz ve haksızdır. Bu nedenle 13. madde ile ilgili iptal talebi reddedilmelidir.

Davacı tarafından ileri sürülen bazı yanlış bilgi ve değerlendirilmelerin düzeltilmesinde fayda olduğu kanaatindeyiz.

Öncelikle getirilen tanımlar ve sınıflama ile ilgili değerlendirmelerin daha anlaşılır olması için bazı örneklerin bilinmesinde fayda vardır. AKK sisteminde iklim faktörü önemli bir parametre olamasına karşın yedi ana iklim kuşağı pek çok mikroklima bölgeleri bulunan ülkemiz ikiye bölünerek bir sistem oluşturulmuştur. Türkiye’de kullanılan bu sistemde iklime yeterince yer verilmediği için Adana’daki 1. sınıf arazi ile Kars’taki 1. sınıf araziden tarımsal üretim yönünden daha ekonomiktir. Yayınlanan kitapçığın ilk sayfasında (Ek 2) yeniden gözden geçirileceği ve ilaveler yapılacağıda ifade edilmiştir. Çünkü altmışlı yıllarda ülkemizde yeterince iklim, toprak ve diğer arazi verilerini bulmak mümkün değilidr. (1960 larda ülkemizde kağnı ve karasaban vardı.) Buna ramen bugüne kadar 1965 tarihli bu çalışmaya hiçbir ilave yapımamıştır. 1989 yılından itibaren Tarım Atazilerinin Tarım Dışı Amaçla Kullanılmasına Dair Yönetmelikle birlikte tarım arazilerinin amaç dışı kullanılması içinde bu sistem kullanılmaya başlamıştır. Oysa bu sistemi hiçbir ülke bu amaçla kullanmamaktadır. Bu sistemin kullanım amacı bölgesel veya ülkesel makro planlamalar ve tarım arazilerinde toprak erozyonunu önlemektir. Dava dilekçesinin altıncı sayfasında bu sistemin tüm dünyada uygulandığı iddiasına yer verilmiştir. ABD’de geliştirilmiş bu sistem o ülkede bile tarım arazilerinin tarım dışı amaçlı kullanılmasını önlemek amacıyla kullanılmamaktadır. (EK: 5) Kanada’da yine ABD’ndekine benzer bir sistem kullanılmaktadır. (EK: 9) Avrupa ülkelerinin hiç birisinde AKK sistemi kullanılmamaktadır. Avrupa ülkeleri genellikle yerel yönetimlerin yerleşim ve sanayi planlaması yapması aşamasında yerel birimlerin ihtiyacı gözetilerek karar verilmektedir. Arazi değerlendirilmesinde ayrı bir sınıflama sistemi olan “Arazi Uygunluk Sınıflaması” kullanılmaktadır. Planlamalarda esas alınan kriterler tamamen plan bütünlüğü, ekonomik veriler ve çevresel endişelerdir. AKK planın hiçbir yerinde yoktur. hal böyleyken dünyanın kullandığını iddia etmek konunun kulaktan dolma bilgiler olduğunu ortaya koymaktır. Yönetmelikte getirlen tanımlar ve yeni sınıflama yaklaşımı dünyada kullanıldığı gibi yerli kaynaklarda da yer almıştır. Eklerde görülebileceği

Yönetmelik uygulamasının Bakanlığımız tarafından yürütülmeye başlamasından sonra yaklaşık iki yıl içerisinde; ülkemizde sadece AKK sınıflamasının kullanılıyor olmasının tarım arazilerini koruyamayacağı, önemli rant getirisi olan spekülatif arazi satışları ve yanlış planlamalrın yapılamsına neden olacağı anlaşılmıştır.

Dava konusu yönetmeliğin daha önce Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından uygulanan yönetmelikten en önemli farkı arazinin fiziksel özellikleri esas alınarak yapılan Arazi Kullanma Kabiliyet Sınıflaması (AKK) yanında arazinin tarımsal özellikleri ve kullanım şeklinin ülkesel, bölgesel ve yerel öenmininde değerlendirmelerde dikkate alınmasıdır. TE – standart – 1 esaslarına göre yapılan AKK sınıflamasının sadece fiziksel arazi özellikleri (Toprak derinliği, meyil, erozyon gibi) dikkate alınarak yapılan bir değerlendirme olması arazinin tarımsal yönünün yeterince değerlendirlmemesidir. Özellikle yerleşim alanları çevresinde tarım arazilerinin korunması yeterince sağlanamadığı gibi plansız ve düzensiz yapılaşmalar artmakta idi. Ülke ekonomisini zarara uğratan sonuçları olan bu değerlendirmenin önlenmesi için dava konusu Yönetmelikte AKK yanında planlı alanlara yakın yerlerde tarımsal özelliklerin değerlendirilmesini öne çıkaran maddeler yer verilmiştir. Örneğin arazinin fiziksel özellikleri dikkate alındığında Çukurova gibi tarımsal öneme haiz ovalarda IV. Sınıf bir araziye izin verilmesi gerekmektedir. Getirilen yeni sistemle bu arazinin ekonomik üretim, konum ve tarımsal verimlilik gibi nedenlerle korunması sağlanmaktadır. AKK sınıflamasına göre Bakanlığımız ana binası önünde yer alan Güvenparkın I. Sınıf arazisi olması nedeni ile tarımda korunması; eski Çevre Bakanlığı ile Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü arasında kalan I. Ve II. Sınıf arazilerin tarımsal amaçlı korunma zorunluluğu vardır. Oysa bu arazilerde ekonomik olarak tarım yapılması mümkün değildir. Tarımsal bütünlüğü olamayan bu arazilere ne traktör nede başka bir tarımsal iş makinesinin girmesi ekonomik ve fiziki olarak mümkün değildir. Eskişehir yolunda veya Güven Parkta traktör veya diğer tarımsal makinelerin çalıştığını düşünmek yanlıştanda öte abesle iştigaldir.

Diğer taraftan davacının ülkemiz arazi kaynakları konusunda da eksik bilgileri olduğu anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinin 8. sayfasında 27,8 milyon hektar işlenebilir arazi olduğu iddia ediliyor, 7. sayfada ise AKK kast edilerek ilk dört sınıf arazinin işlemeye uygun olduğu ileri sürürlüyor. Ülkemizde AKK’ya göre işlemeye uygun toplam arazi miktarı (hali hazır kullanımı orman, mera dikili arazi olanlar dahil) 26 milyon hektar dolayında olup sadece toprak işlenerek tarım yapılan işlemeye uygun arazi miktarı 20 milyon hektardan azdır. Bugün toprak işlenerek tarım yapılan arazi miktarı yaklaşık 26,5 milyon hektardır. Yıllar itibariyle arazi kullanımının nufüsla ilişkisi, Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında ve 21. yüzyıl içerisinde muhtemel durum Bakanlığımız tarafından şöyle hesaplanmışıtır.

YILINÜFUSKENT NÜFUSUYERLEŞİM ALANI(Ha)
19271364827075500 000 ha dan az
19703560517661,5569400
19834786400050,6894153
200370000000332500000
202310000000010 dan az3500000
21001200000005 den az4000000

Yerleşim alanları içerisinde köy, kent, konut, sanayi, kültür, turizm gibi bu arazilerde insanlar var olduğundan beri kurulmuş yapılar girmektedir.

Görüldüğü gibi ülkemizde 26,5 milyon hektar tarım arazisi, 21 milyon hektar mera ve 23 milyon hektar orman arazisi mevcut olup bunun önümüzdeki

Yukarıda izah edildiği gibi Yönetmelik teknik konularda uluslar arası kabul görmüş değerlendirmeleri kapsamakta olup davacının bu konuda yanlış ve eksik bilgilere sahip olduğu ortadadır. Dava dilekçesinde Anayasamızdan kalkınma planlarına kadar ilgili pek çok yasal düzenlemelere yer verilmiş, ancak hukuki olmayan ve bilimsellikten uzak tamamen taraflı kendi içerisinde çelişkiler dolu ve eksik yorumlamalar açıkça görülmektedir. Bu nedenle davacının iddiaları hukuki ve bilimsel temelden yoksun olup subjektif, yanlı ve yanlış değerlendirmelerden ibarettir.

Açıklanan sebeplerle dava konusu Yönetmelik Anayasa ve ilgili yasalara uygun olduğundan, iptal yolundaki taleplerin hukuki dayanağı bulunmamaktadır.

Diğer yandan dava konusu olayla 2577 sayılı İYUK’un 3622 sayılı Yasa ile değişik 27. maddesinde öngörülen, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması koşulları birlikte gerçekleşmemiştir. Bu sebeple, davacının yürütmenin durdurulması talebinin de haklı dayanağı bulunmamaktadır.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz edilen ve re’sen nazara alınacak sair nedenlerle hukuki dayanağı olamayan davanın ve öncelikle yürütmenin durdurulması talebinin reddine, yargılama giderlerininde karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI ADINA

S. Attila ÜNSAL
I. Hukuk Müşaviri

EK 1- İşlem Dosyası (1 Ad – 37 Say.)

Okunma Sayısı: 4383