ANA SAYFA BİZE ULAŞIN BAĞLANTILAR ABOUT US
HIZLI ERİŞİM

20 Temmuz 2018 Cuma  

                             »Adana   »Antalya   »Aydın   »Balıkesir   »Bursa   »Çanakkale   »Denizli   »Diyarbakır   »Erzurum   »Eskişehir   »Gaziantep   »Hatay   »İstanbul   »İzmir  
                             »Kayseri   »Kahramanmaraş   »Konya   »Malatya   »Manisa   »Mersin   »Muğla   »Rize   »Samsun   »Şanlıurfa   »Tekirdağ   »Trabzon   »Van        »İL TEMSİLCİLİKLERİ  

     Başkanın Mesajı

 

     Genel Kategoriler

 

     Özlük Çalışmaları

 

     Anlaşmalı Kurumlar

 

     Konular

 
 
ASGARİ ÜCRET TARİFELERİ
ÜYELİK İŞLEMLERİ
2017 YILI KAMULAŞTIRMA BİLİRKİŞİ LİSTESİ
YETKİ BELGESİ ALAN ÜYELERİMİZ
 

—S. S. Sorular

»GENEL

»ÜYELİK İŞLEMLERİ

 

—Bilgi Edinme

Kendi adınıza
(Bireysel / Gerçek Kişilik)
Bilgi Edinme Başvurusu

Kurumunuz adına
(Tüzel Kişilik)
Bilgi Edinme Başvurusu

 ODATV /"MİLLİ TARIM" DEDİLER, İTHAL CENNETİ OLDUK / 22 NİSAN 2018

    Yayına Giriş Tarihi: 22.04.2018  Güncellenme Zamanı: 24.04.2018 11:23:36  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

Nurzen Amuran: Geçen hafta Yılmaz Özdil köşesinde, sadece Erzurum’da 10.600 çiftçiye kredi borçlarından haciz geldiğini, bugün ülkemizde çiftçinin toplam borcunun 90 milyarı bulduğunu yazdı. Bu hafta sizinle tarım sektörünü konuşmak istiyoruz. Bugünü doğru analiz etmek için, Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte belirlenen Türkiye’nin milli tarım politikasına bakmak gerekli. O dönemin milli tarım politikasının temel özellikleri nelerdi size göre?

Özden Güngör: Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda halkın %80’i 1920’lerde tarım sektöründe çalışıyordu. Ekonomi büyük ölçüde tarıma dayalıydı. Tarımsal faaliyetler henüz makineleşmemiş ve bu nedenle son derece zor şartlar altında yapılıyordu. Küçük çiftçi, mahsullerini pazarlamakta büyük zorluklarla karşılaşıyordu.

Atatürk, geniş tarım alanlarına sahip olan ülkemizde tarımsal faaliyetlere önem vermiş ve her fırsatta topluma milletin efendisinin köylüler, çiftçiler olduğunu hatırlatmıştır. 1 Kasım 1937’de TBMM’de yaptığı açış konuşmasında “Millî ekonominin dayanağı tarımdır. Bunun içindir ki tarımda kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar bu amaca ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Fakat bu hayati işi, yerinde bir şekilde amacına ulaştırabilmek için ilk önce sağlam araştırmalara dayalı bir tarım politikası saptamak ve onun için de her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek uygulayabileceği bir tarım sistemi kurmak gerekir” der.

Atatürk bu politikada yer alabilecek önlemleri şu şekilde sıralamıştır:

1.Çiftçilerin kullandıkları iş araçlarını artırmak;

2.Ülkeyi, iklim, su ve toprak verimi bakımından bölgelere ayırmak; bu bölgelerin her birinde modern uygulama merkezleri kurmak;

3.Devlete ait çiftlikleri ve bunların içinde bulunan tarım -sanayi tesislerini geniş işletme kurumları şeklinde yeniden yapılandırmak;

4.Ülkede topraksız çiftçi bırakmamak; büyük çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliğini ve buradaki nüfus yoğunluğunu toprağın verim derecesine göre sınırlamak.

Bu dönemde tarım alanında meydana gelen iki gelişme çok önemlidir: Bunlar:

  1. Atatürk Orman Çiftliği’nin kurulması,
  2. Aşar vergisinin kaldırılmasıdır.

Atatürk Orman Çiftliği’nin kurulması ile modern tarımın gelişmesi için bir model teşkil edildi. Böylece tarımsal üretimin artırılması hedeflendi. Aşar vergisinin kaldırılmasıyla da çiftçi kesiminin ekonomik açıdan rahatlaması amaçlanmıştır.

Cumhuriyet döneminde, ortaya konulan politikada, teknik ve idari alanları içine alan bir paket proje çalışmasına başlanmıştır.

Amuran: Önemli bir çalışmadır bu. Paketin içinde neler vardı?

Güngör: Örneğin: 1925 tarihinde “Ziraatın gelişmesi için her çeşit fidan ve tohumların bedelsiz olarak dağıtımı ve devletin yönetiminde fidanlık kurulması, çiftçinin eğitimi ve verimin artırılması yönünde tohumlukların bedelsiz olarak verilmesi” hakkında yasa çıkarılmıştır. Bu yasa çiftçi eğitim metotlarından olan demonstrasyonların yapılması için temel, teknik bir uygulamadır. Köylerin idaresi, gelişmesi sorunlarının çözülmesi ile köyün kalkınması da dikkate alınmış ve köy kanunu çıkarılmıştır. Ayrıca verimin artırılması için ekolojik koşullara uygun olarak yüksek verimli tohumlukların gümrük resminden muaf tutulması için bir yasa çıkarılmıştır. Tarım kuruluşlarının kurulması yanında Sabit ve Döner Sermaye yasaları ile bu kuruluşlara sermaye verilmesi de sağlanmıştır. (26 Ocak 1925) tarihinde çıkarılan yasa, devlet yardımı ile çiftçilere teknik çalışma sonuçlarının gösterilmesi, sermaye yatırımı ve kârlılık kavramlarının öğretilmesi yolunda ayrı bir temel düzenlemedir.

O dönemde işletmelere çağdaş tarımın gereği olan döner sermaye verilmesi (1934). Tarım Satış ve Kredi Kooperatiflerinin kuruluşu (1935). Pamuk işleri, çeltik ekimi, T.C. Ziraat Bankası’nın kuruluşu, Devlet Meteoroloji İşleri Umum Müdürlüğü’nün kuruluşu 1937 yılındadır. Ayrıca 1933 yılında Yüksek Ziraat Enstitüsü kurulmuş ve sonra bu Enstitüden Ankara Üniversitesi Ziraat ve Veteriner Fakülteleri doğmuştur. Yine bu dönemde önemli bir atılım olarak şeker pancarı ekimi ile Şeker Fabrikalarının kuruluşu Türkiye Cumhuriyeti Tarım Politikası’nın değişmez temel taşlarındandır. Şeker pancarı ziraati için fabrikalar, çiftlikler Macaristan’daki örneklerine göre kurulmuştur. Diğer taraftan Aşar’da bu dönem de kaldırılmıştır. Bütün bu çalışmalar yapılırken özellikle Alman ve Macar Tarım Uzmanlarından yararlanmıştır.

Atatürk dönemi tarım alanında önünde bulunan bütün engelleri bilen ve bu engelleri aşmanın yollarını ortaya koyan çok ilerilere dönük bir stratejiyi uygulayan bir tarım politikasıdır.

Amuran: Bugüne dönelim. Yılın başında “Milli Tarım Projesi” uygulanmaya başlandı. Sözü edilen projede  yer alan maddelerden biri “sertifikalı tohum kullanımının desteklenmesi." Ancak bugün sertifikalı tohum kullanımının azaldığı yazılıyor çiziliyor.

Güngör: Projenin adı var, kendi yok ya da duyan var gören yok. Proje; kısaca tanımlamak gerekirse, belirli bir amaca ulaşmak için dikkatlice planlanan ve tasarlanan bir girişimdir. Ortalıkta bir “Milli Tarım Projesi” lafı var, bu projenin ne olduğu, amacı, kapsamı, hedefleri, kapsadığı faaliyetler, bütçesi gibi bir projede olması gerekenler yok, bunları bilmiyoruz. En üst düzeyde dile getirilen söylemlerden sadece belli niyetleri öğrenebiliyoruz.

Söylemlerde dile getirilenlerden en önemlisinin, desteklemelerin tarım havzalarına göre yapılacak olmasını anlıyoruz. Yıllardır oda olarak, tarımsal üretimde üretim planlamasının önemini vurguluyoruz. Bu nedenle desteklemelerin, üretim planlamasını sağlamaya yönelik olarak yapılacak olmasını önemli ve anlamlı buluyoruz. Ancak buradaki temel sorun, proje belli olmadığı gibi Bakanlığın kafasının da karışık olmasıdır.

Sertifikalı tohum kullanımını yaygınlaştırmak için 2018 üretim yılında sertifikalı tohum kullanmayana tarımsal destek verilmeyeceği açıklandı. Önceki Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in gündeme getirdiği uygulama kapsamında çiftçiler tarımsal destekten yararlanmak için sertifikalı tohum kullanmak zorunda, sadece 5 dekarın altında üretim yapanlar için bu şart aranmayacak. Türkiye’de yılda 2 milyon 700 bin ton tohum, toprakla buluşurken, bunun 1 milyon tonu sertifikalı. 2018 yılında sertifikalı tohum ekmeyene destek vermeme uygulaması birçok çiftçinin mağdur olmasına yol açabilir. Tohumculuk sektörü ise bu konuda farklı görüşler dile getiriyor. Sektör temsilcilerinden bazıları uygulamanın sektör açısından çok önemli olduğunu ve sertifikalı tohum üretimini artıracağını ve buna bağlı olarak tarımda verimin artacağını savunuyor. Bir diğer görüş ise, çiftçinin sertifikalı tohum ekmeye zorlamanın yanlış olacağını ve yeterli tohum olmayacağı için çiftçinin mağdur olacağını belirterek, uygulamanın geri çekilebileceğini ifade ediyor.

MİLLİ TARIMIN SÖZKONUSU EDİLDİĞİ 2017 YILINDA TÜRKİYE İTHALAT CENNETİ OLDU

Amuran: 2017 yılı Milli Tarım yılı ilan edilmişti. Ama bugün tarımsal ürünlerin ihracatında değil, ithalatında büyük artışlar var. Gıda ihtiyacımızda dışarıya bağımlı hale geldik. Bugün hangi ürünleri nerelerden temin ediyoruz artış oranlarıyla ilgili de birkaç rakam verebilir misiniz?

Güngör: Milli tarımın söz konusu edildiği 2017 yılında Türkiye ithalat cenneti oldu. Tarım arazilerinin yarıdan fazlasında tahıl, onun içinde de en yaygın buğday ekiliyor. Buğday ithalatının 2016 yılında 4,2 milyon tondan, 2017 yılında 5 milyon tona, bu ithalat için ödenen miktar da 2,7 milyar TL`den 3,8 milyar TL`ye yükseldi. Tahıl üretmek yerine ithalata yönelince, haliyle sap ve saman eksikliği oluyor. Tarihimizde 2012 yılında başlayan saman ithalatı, 2013 yılında zirve yapmış ve son bulmuştu. Ancak, ithalat 2017 yılında yeniden başladığı, bu üç yıl için sırasıyla saman ithalatına 1,1 milyon TL, 25,5 milyon TL ve 14,2 milyon TL olmak üzere toplam 40,8 milyon lira ödeme yapıldı.

İhracatımız 3,4 milyar lira olurken, ithalatımız 21,8 milyar lira, açığımız ise 18,4 milyar oldu. Her iki kalemin toplamından oluşan tarım ürünleri dış ticaretimiz ise 2,1 milyar lira açık vermiş oldu. Yerli Tarım Projesi(!) ile yeterince desteklenmeyen çiftçimiz yerine, yabancı ülke çiftçisinin refahına aktarılan paramızla, şu ülkelerden şu ürünleri alıyoruz:

Armut: Şili, Arjantin, Çin, Güney Afrika

Arpa: Ukrayna, Fransa, Rusya, Almanya

Ayçiçeği: Moldova, Bulgaristan, Romanya

Antep Fıstığı: İtalya, Almanya, Mısır, İran

Buğday: Rusya, Kazakistan, ABD, Meksika

Çay: Sri Lanka, Kenya, Endonezya, Çin, İran

Domates: Rusya, KKTC, Romanya, Ukrayna

Elma: Şili, İtalya, Fransa, Bosna Hersek, ABD

Kuru Fasulye: Çin, Mısır, Arjantin, Peru

Salatalık: Rusya, Belarus, Gürcistan

Kabak: Ukrayna, Rusya, Çin, Güney Afrika

Patates: Hollanda, Almanya, Fransa, KKTC

Kuru Soğan: Hollanda, İran, Rusya

Nohut: Meksika, Hindistan, Arjantin

Bu sonuçlara bakılınca “Milli Tarım Projesi”nin varlığından söz etmek mümkün mü?

Amuran: Çiftçinin üretime devam etmesi için tarımsal destekler büyük önem taşımaktadır. Birçok desteğin aynı kalması, artışların da sınırlı olması, üstelik mazot ve gübre için destek oranlarında da bir artış olmaması hububat ekim alanlarında çok ciddi bir daralmaya yol açıyor değil mi?

Güngör: 2018 yılı tarımsal desteklere ilişkin kararda ilk göze çarpan, kapsamındaki desteklemelerin birçoğunun değişmediği, değişenlerdeki artış oranlarının da oldukça düşük kaldığı oluyor. Yıllık enflasyonun %12’ler seviyesinde, devletin aldığı vergilere artışta uyguladığı, yeniden değerleme oranının, %14.47 olduğu göz önüne alındığında, tarımsal desteklemelerde bu oranların dikkate alınmadığı görülüyor. Geçmiş yıllarda yapılan desteklemelere bakıldığında da desteklemelerin birçoğunun değişmediği, değişenlerdeki artış oranların da enflasyonu karşılamaya bile yetmediğini görüyoruz. Bu durum destekleme kategorisi aynı olduğu için karşılaştırma imkânı olan kalemlerde son beş yılın destekleme miktarına bakıldığında açıkça görülüyor.

Bu yılki mazot desteklemelerinde geçmiş yıllardan farklı olarak, mazot fiyatlarında artış olması durumunda, mazot destekleme birim fiyatlarının, günlük mazot fiyat artış oranları ortalaması kadar oranda Maliye Bakanlığının uygun görüşü ile artırılarak uygulanacağı hususuna yer verilmiş olması dikkat çekiyor. Artışa ilişkin uygulamanın ne şekilde hesap edileceğini, ancak uygulama tebliği yayımlandığında öğrenmiş olacağız.

Amuran: Çiftçi yılda ne kadar mazot kullanıyor?

Güngör: Çiftçi, tarımda yılda yaklaşık olarak 3,5 milyar litre mazot kullanıyor,  2017 yılına 4,59 TL fiyatla başlayan mazot, yılı, 5,09 TL`den kapattı. Mazot fiyatını bu iki rakamın ortalaması olarak kabul edersek, çiftçi 2017 yılında kullandığı mazota yaklaşık 4,84 TL x 3,5 milyar litre = 17 milyar TL ödedi.

Lüks otomobillerde olduğu gibi çiftçinin de traktöründe kullandığı mazotun yaklaşık yüzde 60`lık kısmını vergi oluşturmakta, buna göre çiftçinin 2017 yılında mazota ödediği 17 milyar TL`nin 10,2 milyar TL`lik kısmı vergidir. Tarımsal destekleme ödemeleri kapsamında 2017 yılında çiftçiye 12,7 milyar TL destekleme ödemesi yapıldığı dikkate alındığında bunun 10,2 milyar TL`lik kısmının sadece mazotun vergisi olarak geri alındığı ortadadır.

2018 yılında, alan bazlı destekler kapsamında olan mazot desteği bir önceki yıla göre yüzde 9 ile yüzde 27 arasında artırıldığı görülmektedir. Aşağı yukarı enflasyon oranında artırılmıştır.

Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü`nün verilerine göre 2017 yılında çiftçiye 700 milyon TL mazot desteği ödemesi yapıldı, buna karşın, çiftçiye ödenen bu miktar yüzde 100 hatta yüzde 500 oranında artırılsa bile bırakın mazot masrafının yarısını karşılamasını, devletin mazottan aldığı verginin yarısını bile karşılayamadığı açıkça ortadadır.

Mazotun 26 Şubat 2018 tarihi itibarıyla fiyatının 5,16 TL olduğu üzerinden hesapladığımızda 1 dekar pamuk üretmek için çiftçi 25 litre x 5,16 TL = 129 TL`lik mazot harcamaktadır. Bakanlar Kurulu Kararı ile pamuk üreticisine ödenecek mazot desteği miktarı ise 40 TL`dir. Görüldüğü üzere verilen destek pamuk üreticisinin bırakın yarı mazot masrafını karşılamasını, masrafının yüzde 30`unu ancak karşılamaktadır.

Amuran: TBMM de görüşülen Torba yasa tasarısında “Meskenlerde kullanılan içme suyu saati uygulaması, tarla sulamalarında da kullanılacak” deniliyor özetle. Bu tasarıyla birlikte “bir veya birden çok havzadaki su varlıklarının gerçek ve tüzel kişilere su kullanım izni verilerek tahsis edilmesi” öngörülüyor. Bu Torba tasarıyla amaçlanan  kamusal yarar ne olabilir?

Güngör: Meskenlerde kullanılan içme suyu saati uygulaması, tarla sulamalarında da kullanılacak. Üretici kullanmış olduğu suyun bedelini ödeyecek, ödemez ise icra yoluyla tahsis edilecek ve bir daha su kullanımına izin verilmeyecek. Su, canlı yaşamını sürdürmek için mutlak gerekli olan bir varlıktır. Korunması ve her damlasının boşa harcanmaması başta devlet olmak üzere tüm kesimlerin en önemli görevidir. Küresel iklim değişikliği de göz önüne alınarak su ile ilgili ciddi tedbirlerin acilen hayata geçirilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bugün gelinen noktada ne yazık ki sudan tasarruf edilmesine yönelik olarak tarlalara su saati takılması öngörülmektedir. Buna karşın akarsu ve derelerimizin HES’ler ile boğazı kesildiğinde duyarlılık gösterilmemiş olması da düşündürücüdür.

Suyun korunmasını birinci öncelikli hedef olarak seçen gelişmiş batı ülkeleri, su kaynaklarının korunmasına ilişkin hukuki düzenlemeler yapmaktadır. Başta canlı yaşamının sürdürülebilirliği olmak üzere tarımsal üretim açısından da yaşamsal bir önemi olan su kaynaklarının korunması ile ilgili olarak batı toplumunun bütün kesimleri bilinçlenmiş durumdadır. Batılı ülkeler ihtiyatlılık ilkesiyle su kaynaklarına zarar verecek her türlü yapılaşmayı önlenmekte, planlı ve bilimsel bir bakış açısıyla suyun korunması için tüm kesimlerin ortak fedakârlık yapmasını sağlanmaktadırlar.

Türkiye’de ise ülkeyi yönetenler başta olmak üzere toplumun çoğu kesiminde aynı duyarlılığın oluşmadığı görülmektedir. Ülkemizde bir taraftan su kaynakları plansızca yapılaşmaya açılmakta, diğer taraftan ormanlık alanlar katledilerek yağmur rejimlerinin değişmesine sebep olacak uygulamalar yapılmaktadır. Öncelikle şunu söylemek gerekirse, çiftçimiz, başta girdi maliyetlerinin yüksekliği olmak üzere, tarımsal riskler ve uygulanan neoliberal politikalar karşısında, mucizevi bir şekilde üretim yapmaya devam etmektedir. Yapılacak bu değişiklik; bunca zorluğa rağmen üretimi sürdürmeye çalışan üreticinin üzerine önemli bir yük bindirecektir. Son 15 yılda artan maliyetlerle 35 milyon dekar alanda üretim yapamayan üretici, tarımda kullanılan suya da para harcamak zorunda kalınca daha fazla alanı işlemekten zorunlu olarak vazgeçecektir.

Amuran: Sonuçları neler olabilir?

Güngör: Bu değişiklikle beraber, ülkemizde daha az tarımsal üretim gerçekleştirilecektir. Ülkemiz insanının gıda ihtiyacı ise artan ölçüde ithalatla karşılanmaya çalışılacaktır. Kırsaldan kentlere göç artacaktır. Köyünde kalan üretici ise tarlasında kullanamadığı suyun akışını seyredecektir.

Sonuç olarak görüleceği gibi hükümet; bir yandan doğayı acımasızca katlederek su kaynaklarını birer birer sermayenin kullanımına sunarken, diğer yandan su kullanımına sözde sınırlama getirme çabası içerisindedir. Su kullanımının kontrol altına alınması için hedef kitle olarak çiftçi seçilmiştir. Üretim yapmaktan vazgeçmemek için varoluş savaşı veren çiftçinin cebindeki paraya göz dikilmiştir. Bilinçli ve programlı olarak kurutulan su kaynaklarının bedeli üretken köylüye ödettirilmektedir.

BİR AĞACIN HAYATI BOYUNCA BİR TON KARBONDİOKSİT EMDİĞİNİ UNUTMAMALIYIZ

Amuran: Su israfının engellenmesi için suyun ticarileştirilmesini de engelleyecek nasıl politikalar önerirsiniz, sularımız nasıl bir yasal statüye bağlanmalı?

Güngör: Ülkemizde yağmurun azalması ve yer altı su kaynaklarımızın çekilmesi sonucu ırmaklarımızdaki su debisi azalmakta göllerimiz ise kurumakta. Küresel ısınmayı durduracak kalıcı tedbirler alınmazsa gelecek nesillere bırakabileceğimiz bir hayat olmayabilir. Bilindiği gibi, kışın sıcaklıklar artıyor, ilkbahar erken geliyor, sonbahar gecikiyor, hayvanların göç dönemleri değişiyor. Küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı artarken bazı bölgelerde uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme etkili olmaktadır. Yani iklimler değişiyor. 2030 yılında yaklaşık 100 milyon nüfusa sahip olacağı tahmin edilen ülkemizdeki yıllık kişi başına düşen su miktarının ise 1.870 metreküpten 1.120 metreküpe kadar azalacağı tahmin edilmektedir. En büyük tehlikenin Marmara ve özellikle Ege`deki Küçük Menderes havzasında yaşanacağı belirtiliyor. Akdeniz Bölgesi de bu durumdan etkilenecek bölgeler arasındadır. Ülkemizde 42 milyar m3 su kullanılmaktadır. Bunun yaklaşık % 75’lik miktarı tarımsal sulamada kullanmaktayız. Bunun için kapalı devre basınçlı damlama ve yağmurlama sulama sistemlerine acilen geçmeliyiz. Baraj yapılmalarına önem vermeliyiz. Yağışın bol olduğu dönemlerde bu suları depolama için çözümler bulmalıyız. Halkımızı bilgilendirerek suyumuzu tasarruflu kullanmalıyız. Ormanlarımızı tahrip etmemeliyiz. Hatta ağaç dikimlerini teşvik etmeliyiz. Bir ağacın hayatı boyunca bir ton karbondioksit emdiğini unutmamalıyız. Kısaca mevcut iktidarın bununla ilgili A-B-C planlarının olması gerekir.

Amuran: Torba tasarısında yer alan bir başka düzenlemeyle ülkemizin tarım sektörünü ilgilendiren yapısal bir değişiklik önerisi göze çarpıyor. “DSİ tarafından bağlı olduğu bakanlığın talebi ve Bakanlar Kurulu Kararı ile isteğe bağlı ya da maliklerin muvafakati aranmaksızın zorunlu arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri yapılabilir” hükmü yer almakta. Bu düzenleme zorunlu kamulaştırmanın yolunu kolaylaştırmayacak mı, ayrıca Anayasa ile güvence altına alınmış olan mülkiyetin korunması ilkesiyle nasıl bağdaşacak?

Güngör: Tasarı ile orman kooperatiflerinin ve orman köylülerinin kazanılmış hakları gasp ediliyor. Küçük üreticilerin elindeki toprakların toplulaştırma adı altında şirketlerin eline geçmesi kolaylaştırılıyor. Ayrıca su kaynaklarının özel sektöre tahsis edileceği yeni bir sisteme geçiliyor.

Bu Kanun Tasarısı ile ülkemizin ormanlarının, tarım arazilerinin ve sularının “rant”a ve talana açılması kolaylaştırılmaktadır. Tasarının 19`uncu maddesi ile bilim ve fen bakımından orman olarak tutulmasında yarar görülmeyen ve tarım arazisine dönüştürülemeyen yerler ile üzerinde yerleşim yeri bulunan veya yerleşim yeri oluşturulması uygun olan taşlık, kayalık alanlar orman sınırları dışına çıkartılacaktır. Bu madde ile orman talanına yeni kapı aralanmaktadır.

Tasarının bir düzenlemesinde "Sahiplerinin rızası aranmaksızın zorunlu arazi toplulaştırma yapılabileceği, asgari tarımsal arazi büyüklüğünün altındaki tarımsal arazilerin toplulaştırabileceği veya kamulaştırabileceği; böylelikle asgari büyüklükte yeni tarımsal araziler oluşturulabileceği" belirtilmektedir. Böylelikle küçük aile tarımı değil, şirketlere dayalı bir tarımsal yapının desteklendiği ortaya çıkmaktadır.

Tasarının bir başka maddesi ile "Kamu kurum ve kuruluşları dışındaki tüzel kişilere devredilen sulama tesislerinde, kullanıcıların ödeyeceği ücretlerin devir sözleşmesi ile belirleneceği" belirtilmektedir. Bu madde ile su kaynaklarını eline geçiren özel şirketlere hiçbir sınırlama olmaksızın ücret belirleme ve bu ücreti istediği zaman tahsil etme yetkisi verilmiş olacaktır.

Tasarının bir diğer maddesinde "Sulama tesisleri, DSİ tarafından hizmet alımı suretiyle veya işletme hakkı devri yoluyla özel hukuk tüzel kişilerine işlettirilebilir" denilmektedir. Bu uygulama ile tarımı darbe alacak, sulu tarım yapılamaz hale gelecek, tarım tekelleşerek istihdam azalacaktır.

ORMAN TOPRAKLARINA YAPILACAK HER TÜRLÜ DEPOLAMA TESİSİSİNİN ORMAN ALANLARINA EKO SİSTEMİNE ZARAR VERECEĞİ MUTLAKTIR

Amuran: Tasarıda ormanlarımızla ilgili de bir düzenleme var. “Ormanların altına, bedeli karşılığında yirmi dokuz yıllığına her türlü depolama yapılması imkânı” getirilecekmiş. Bu karar ormanların ekosistemlerine zarar vermez mi, bu depolama hangi maddeler için düşünülüyor, bir tahmininiz var mı?

Güngör: Bu maddenin ucu açıktır, amaç tam yansıtılmamaktadır. Orman topraklarına yapılacak her türlü depolama tesisinin orman alanlarına, ekosistemine zarar vereceği mutlaktır. Orman topraklarının depolama anlayışı, orman, su üretim hizmetlerinin zarar görmesine ve olası sızıntıların suların kirlenmesine neden olabileceği bir gerçektir.

Hâlen mevcut Orman Kanunu`nda savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğal gaz, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerine kamu yararı ve zarureti olması hâlinde izin verileceği zaten yer almaktadır. Bu maddede, yer altı depolama ile ilgili net bir açıklamanın bulunmaması, beraberinde şüpheleri de akla getiriyor. Mesela tehlikeli atıkların depolanması için bu madde getirilmiş olmasın. Mersin`de Akkuyu Nükleer Santrali atıklarının o bölgede bulunan orman alanlarının olduğu yerlerde, kapalı yerlerde bertaraf edilmesi düşüncesiyle böyle bir düşünce mantığında bu getirilmiş olabilir mi?

Amuran: “Tarımsal üretim için elverişli olan ancak yanlış kullanımlar yüzünden çeşitli nedenlerle toprak kaybı ve arazi bozulmalarının olduğu ovalar için” büyük koruma alanları ilan ediliyor. Resmi Gazete`nin 16 Mart 2018 tarihli sayısında, "Bazı Ovaların Büyük Ova Koruma Alanı Olarak Belirlenmesine İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı ile 6 ilde daha 13 adet Büyük koruma alanı” ilan edildi. Bu koruma alanları amacına uygun değerlendiriliyor mu?

Güngör: Son yapılan bu ilanlarla toplam 59 ilimizde 205 alan büyük ova koruma alanı olarak belirlenmiş oldu.

Büyük ova koruma alanı 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamında ilan ediliyor. Büyük ova koruma alanı ilan edilmesi, tarım alanlarının korunması bakımından büyük önem taşıyor, bizleri sevindiriyor. Ancak uygulamanın sadece ilanla kalmaması, bu alanların amaç dışı kullanımının önlenmesi gerekiyor. Son olarak Eskişehir’de Büyük ova koruma alanı olarak ilan edilmiş Alpu Ovasında, termik santral yapılması ile ilgili alınan karar, sevincimizi gölgelendiren bir karar oldu. Ziraat Mühendisleri Odası gerek bu kararın iptalinin sağlanması, gerekse tarım alanlarının amaç dışı kullanımları konusundaki her türlü girişimin önlenmesi konusundaki çabasını kararlılıkla sürdürecektir.

ÇİVİ ÇAKILAMIYACAK DENİLEN OVALARDAN BİRİ OLAN ALPU OVASINA ŞİMDİ TERMİK SANTRAL YAPILMAK İSTENİYOR

Amuran: Eskişehir’de “Büyük ova koruma alanı olarak” ilan edilmiş Alpu Ovasında, termik santral yapılması ile ilgili alınan kararın, riskleri nelerdir?

Güngör: Bakanlar Kurulu Kararı yayımlanırken hükümet yetkilileri; “Bu ovalara bir çivi bile çakılamayacak" demişti. "Çivi çakılamayacak" denilen ovalardan biri olan Alpu Ovası`na şimdi termik santral yapılmak isteniyor.

Termik santral yapılmak istenen Alpu Ovası, buğday, arpa, nohut, yulaf, şekerpancarı üretiminin yapıldığı, hayvancılığın geliştiği verimli ovalardan birisi… Eskişehir Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü verilerine göre, Alpu İlçesi`nin toplam tarım arazisi 447 bin 170 dekar. Bunun 328 bin 999 dekarı ekiliyor, 110 bin 575 dekarı nadasa bırakılıyor. Ayrıca, 6 bin 130 dekar alanda sebzecilik, 1466 dekarda meyvecilik yapılıyor.

Devlet, Alpu İlçesi Bozan Mahallesi`nde 16 bin dekar alanda kapalı sistem sulama projesi uyguluyor. Proje ile 35 derin kuyunun rehabilitasyonu yapılarak kapalı sisteme çevrilecek. Proje bedeli 1.9 milyon lira.

Alpu`da 2016 verileri ile “Çiftçi Kayıt Sistemi`ne” kayıtlı 1908 çiftçi var. İlçede 1084 büyükbaş ve 400 küçükbaş hayvancılık, 70 kanatlı işletmesi var. Ayrıca 10 adet arıcılık ve 3 adet su ürünleri işletmesi var. Yaklaşık 50 bin sağmal hayvana sahip ve 813 ton kırmızı, 177 ton beyaz et, 300 ton süt üretimi yapıyor. Eskişehir`de hastalıktan ari iki hayvancılık işletmesinden birisi Alpu İlçesi`nde.

Sadece Alpu İlçesi`nde yaşayan ve ovada tarımsal üretim yapan çiftçiler değil, Eskişehir`de yaşayan hemen herkes, ülke genelindeki duyarlı sivil toplum örgütleri, çevreciler, tarımcılar bu termik santralin yapılmasına karşı çıkıyor.

Türkiye`nin sahip olduğu enerji potansiyeli, üretim kapasitesi dikkate alındığında Eskişehir Alpu`da termik santrale ihtiyaç yok. Ülkenin gıdaya, tarım ürünlerine ihtiyacı var. Enerjiyi, güneş, rüzgâr ve diğer alternatif kaynaklardan elde edebilirsiniz, fakat gıda üretimi için toprağa ihtiyacımız var. Dünyada hızla terk edilen fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi gelecek kuşaklara bırakılacak bir miras olamaz. Gelecek kuşaklara güvenilir gıda üretecek topraklar bırakmalıyız.

Amuran: Son yıllarda kamuoyunda tartışılan en önemli konulardan biri de organik tarım özlemi. Hormonlu yiyecekler yanında tarımda kullanılan kimyasal ilaçların, dozunda kullanılmadığı iddiaları da var. Bazı rahatsızlıkların artışında etkili olduğu söyleniyor. Bu konudaki değerlendirmelerinizi de alalım.

Güngör: Dünyada bitki gelişim düzenleyiciler; ruhsat ve denetim, ayrıca çevre ve sağlık açısından, pestisitler (tarım ilaçları) içerisinde bir alt grup olarak işlem görmektedir. Türkiye’de bitki gelişim düzenleyicilerin ithal, üretim ve satışları 1988 yılından itibaren pestisitlerde olduğu gibi ruhsata tabidir.

Hormon uygulamalarında, diğer kimyasallarda olduğu gibi kurallara uyulmadığında ve çok sıklıkla kullanıldığında hem üreticilerde hem de tüketicilerde sağlık anlamında bir risk, tehlike ve zarara uğrama söz konusu olabilir. Pazarda ve markette zaman zaman anormal şekilli meyve ve sebzelere rastlanılabilir. Bu tür anormallikler yoğun hormonlardan kaynaklandığı gibi, bazen bitkilerin çeşit özelliğinden, bazen de bazı zararlı türlerin beslenme zararından kaynaklanmaktadır. Herhangi bir kimyasal analiz yaptırılmadan üreticilerin yoğun hormon kullandıkları yönünde suçlanması doğru bir yaklaşım değildir. Yine pazar ve marketlerde çok iri meyve ve sebzelere rastlamak mümkündür. Bir analiz yaptırmadan bu sebze ve meyvelerde yoğun hormon kullanıldığını söylemek bilimsel bir yaklaşımla bağdaşmamaktadır. Son yıllarda sebze ve meyve üretiminde verim açısında önemli aşamalar kaydedilmiştir. Islah çalışmalarıyla verimleri yüksek, iri yapılı, piyasaya uygun, hastalık ve zararlılara dayanıklı sebze ve meyve çeşitleri üretilmektedir. “İri meyve ve sebzeler”, hormonludur yaklaşımı da doğru değildir. Tüketicilerin, çevrecilerin, sivil toplum örgütlerinin ve basının; tarım ilacı ve hormon gibi sentetik girdilerin azaltılmasını ve bilinçli kullanılmasını istemeleri makul karşılanabilir. Ancak konu uzmanı olmayan ve herhangi bir kalıntı analizi yaptırılmadan medyada açıklama yaparak tüm üreticileri zan altında bırakarak maddi açıdan üreticileri zor duruma düşürmek de doğru değildir.

Ülkemizde de bu tür sentetik girdilerin azaltılması ve doğru kullanılması yönünde önemli gelişmeler kaydedilmektedir. Günümüzde birçok gelişmiş ülkede bitkileri tozlanma amacı ile hormon yerine Bombus adlı arılar kullanılmaktadır. Ülkemiz seralarında Bombus arısı, üreticiler tarafından da kabul görmüş ve kullanımı her geçen gün yaygınlaşmaktadır. Tarım ilacı alternatifi biyolojik mücadele uygulamaları, kültürel önlemler ve tuzak uygulamaları hızlı bir şekilde yaygınlaşmaktadır. Diğer taraftan tarım ilaçları ve hormonların doğru kullanımı için eğitimler ve sıkı denetlemeler yapılmalıdır. Bitki gelişim düzenleyicileri amaca göre belirlenen ve önerilen şekilde uygulanmalı. Uygulama zamanının tam olarak tespiti çok önemli. Uygulama dozu konusunda yeterli duyarlılık gösterilmeli, etiket bilgilerine dikkat edilmeli. Yetiştiriciler bitki gelişim düzenleyicileri kullanmadan önce mutlaka konunun uzmanlarına danışmalıdır. Özetle, tarımda hormon ve ilaç kullanımı yaygın. Ne kadar bilinçli kullanıldığı ise tartışmalı. Birçok denetime, analize rağmen ihraç ürünlerinde bile ilaç kalıntısı görüldüğüne göre, denetimlerin daha sık ve etkin yapılması şart.

Amuran: Ülkemizde tarım sektörüne genel olarak baktığımızda nasıl bir manzara ortaya çıkıyor?

Güngör: Cumhuriyet`in kuruluş yıllarında kalkınmanın itici gücü, milletin efendisi olarak görülen tarım sektörü, uygulanan neoliberal politikalar sonucunda ülke ekonomisindeki ağırlığını her geçen gün kaybetmektedir. Gümrük Birliği Anlaşmasından sonra Türkiye birçok tarım ürününde dışa bağımlı hale gelmiştir. Türkiye`de tarım alanları daralıyor, çiftçi tarımdan kopuyor, tarımda daha çok ithalatçı oluyoruz, kırsal nüfus giderek azalıyor. Tarımsal girdilerin (mazot, gübre, tohum, yem) fiyatları ürün fiyatlarına göre daha hızlı ve daha yüksek oranda artıyor. Bu nedenle küçük ve orta büyüklükte çiftçiliğin yaygın olması, piyasada çiftçinin korunmasını zorunlu hale getiriyor. Çiftçilerimizin desteklenmesi keyfi bir tercih değil, tarımsal üretimin kendine has özellikleri ve üretim yapılan kırsal alanların sosyo-ekonomik özelliklerinin getirdiği bir zorunluluktur. Tarımda koruma ve müdahaleyi zorunlu hale getiren bir başka etken ise çiftçilerin girdi satın alırken ve/veya ürünlerini satarken, piyasa koşullarından dolayı çift yönlü sömürüye açık olmalarıdır. Tarımsal desteklerinin düşüklüğü, girdi maliyetlerinin yüksekliği ve ürününü değerinde satamaması nedeniyle para kazanamayan çiftçi, ürününden elde ettiği geliri aldığı kredi borçlarına yatırmaktadır. Destekleme ödemelerinin yetersizliğinden dolayı çiftçilerin yaşadığı finansman sorununu banka kredilerine başvurarak çözmeye çalışması, bir yandan kredi oranını yükseltmekte; öte yandan ürettiğinden beklediği geliri sağlayamayan çiftçiler kredi borçlarını ödemekte zorlanmaktadır. Bu koşullarda çiftçi ya tarımdan koparak hizmet sektöründe sömürülmeye devam etmekte veya yine tarımda güç bela üretim yaparak yine tarımda sömürülmektedir. Son yıllarda çiftçinin tarımsal üretimi güç bela sürdürmesi kredilere bağlı hale gelmiştir. Tarıma yönelik destekleri yeterince artırmak yerine kredi hacimlerini yükseltmek çiftçiyi borç batağına sürüklemekte, onu tarlasından kopartmakta, bu durumda tarlaların boş kalması nedeniyle üretim düşmekte, tarım arazileri el değiştirmekte ve hızla betonlaşmaktadır. Küresel iklim değişikliği; toprak, su ve biyolojik çeşitlilik gibi doğal kaynakların tahrip edilmesi; açlık ve yoksulluk gibi küresel sorunlar tüm dünyada gündemin ilk sıralarında yer almakta ve insanlığın geleceğini tehdit etmektedir. Artan nüfusu doyuracak yeterli üretimi gerçekleştirmek ve tarım arazilerini koruyabilmek için stratejik sektör olan tarımın, özellikle küçük çiftçilerin her zamankinden daha çok desteklenmesi ve desteklerin uzun vadeli planlanması şarttır; çiftçi şirketlerin ve bankaların insafına terk edilmemelidir.

Amuran: Açıklamalarınızı değerlendirirsek, Cumhuriyetin kuruluş yıllarında uygulanan Milli Tarım politikasından asla vazgeçmemeliyiz. Bizi aydınlattınız, çok teşekkürler.

Güngör: Ben teşekkür ederim.

Nurzen Amuran

Odatv.com

Bağlantılar: 
https://odatv.com/milli-tarim-dediler-ithal-cenneti-olduk-22041856.html
 

 

—Dosyalar

(112 KB) (24.04.2018 11:22:46)

PDF uzantılı Makale dosyalarını veya diğer Ek Dosyaları okuyabilmeniz için
Acrobat® Reader®'ın bilgisayarınızda yüklü olması gerekmektedir.
Acrobat® Reader® yüklemek için

Okunma Sayısı: 717

Tüm Yazılı Basında Odamız »

Google Windows Live Yahoo! MyWeb Del.icio.us Technorati Digg Facebook Twitter Sık Kullanılanlar e-Posta Gönder RSS Haber Kaynağı

ADANA ·  ANTALYA ·  AYDIN ·  BALIKESİR ·  BURSA ·  ÇANAKKALE ·  DENİZLİ ·  DİYARBAKIR ·  ERZURUM ·  ESKİŞEHİR ·  GAZİANTEP ·  HATAY ·  İSTANBUL ·  İZMİR
KAYSERİ ·  KAHRAMANMARAŞ ·  KONYA ·  MANİSA ·  MERSİN ·  MUĞLA ·  RİZE ·  SAMSUN ·  ŞANLIURFA ·  TEKİRDAĞ ·  TRABZON ·  VAN

COPYRIGHT © 2004-2018 TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
KARANFİL SK. 28/18 06640 KIZILAY / ANKARA
TEL: 444 1 966   FAKS: (+90) 312 418 51 98   e-POSTA: zmo@zmo.org.tr

Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME 
 

Key İnternet Hizmetleri Ltd. Şti.