GENEL MERKEZ ( )
12.01.2023 (Son Güncelleme: 14.01.2023 20:04:13)

“CUMHURİYETİMİZİN 100. YILINDA TÜRKİYE TARIMI” SEMPOZYUMU

Tarımsal öğretime başlanmasının 177. yılı nedeniyle düzenlediğimiz “Tarım Haftası 2023” etkinliklerimizde, “Cumhuriyetimizin 100. Yılında Türkiye Tarımı” sempozyumunu 12 Ocak 2023 Perşembe günü, Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirdik.

Sempozyum, Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK, aziz şehitlerimiz ve aramızdan ayrılan meslektaşlarımızın manevi huzurunda saygı duruşu ve takiben İstiklal Marşımızın okunması ile başladı.

ODA Yönetim Kurulu Yazman Üyemiz Mehtap ERCAN BİLGEN’in sunuculuğunda gerçekleşen Sempozyumun açılış konuşmaları; ZMO- Genç Üyemiz Mehmet ÇINAR, ODA Yönetim Kurulu Başkanımız Baki Remzi SUİÇMEZ ve TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin KORAMAZ tarafından yapıldı.

Açılış konuşmalarının ardından Ödül Törenine geçildi. Bu bölümde, Bilim-Hizmet ve Teşvik Ödülü Seçici Kurulumuz ve ODA Yönetim Kurulu Üyelerimiz tarafından belirlenen 2022 yılı ZMO Bilim-Hizmet-Özel ve Basın Ödüllerinin sahipleri sahneye tek tek çağrılarak, ödül alma gerekçeleri okunarak ödülleri takdim edildi.

ZMO 2022 Yılı Bilim Ödülümüze değer bulunan Prof. Dr. Yalçın KAYA’ya plaketini ODA Başkanımız Baki Remzi SUİÇMEZ,

ZMO 2022 Yılı Hizmet Ödülümüze değer bulunan Doç. Dr. Coşkun ERÜZ’e plaketi Trabzon Şube Başkanımız Cemil PEHLEVAN,

ZMO 2022 Yılı Hizmet Ödülümüze değer bulunan Mehmet İrfan MUTLUAY’a plaketi Çanakkale Şube Başkanımız Hicri NALBANT,

ZMO 2022 Yılı Özel Ödülü’ne değer bulunan Ayhan BARUT’a plaketi ODA Başkanımız Baki Remzi SUİÇMEZ,

ZMO 2022 Yılı Basın Ödülü’ne değer bulunan Kanal B TV’den Gizem KÜÇÜKTEPE’ye plaketi ODA Yönetim Kurulu Üyemiz Doç. Dr. Yener ATASEVEN,

ZMO 2022 Yılı Basın Ödülü’ne değer bulunan Kanal İzmir TV’den Prof. Dr. Harun Raşit UYSAL’a plaketi önceki dönemler ODA Başkanımız Turhan TUNCER,

ZMO 2022 Yılı Basın Ödülü’ne değer bulunan Cumhuriyet Gazetesinden Mustafa ÇAKIR’a plaketi ODA II. Başkanımız Tahsin Erman ÇAĞDAŞ tarafından takdim edildi.

Bilim- Hizmet- Özel ve Basın Ödül takdimi, ödül sahiplerinin teşekkür konuşmaları ile sona erdi.

ODA’mız, Ziraat Mühendisliğine gönül vererek mesleğe emek veren çok değerli üyelerimize 35. ve 50. yıl plaketlerini takdim etti.

50.yıl plaketlerini almaya hak kazanan Meslek Büyüklerimiz; A. Naci ANIT, Ali Rıza TEMEL BECER, Ali ŞENYURT, Ali TAN, Eşref BAYSAL, Fatma Uğur AYDIN, Güler SÜRMELİ, Gürbüz MIZRAK, Halil APAYDIN, Hasan ÇELİK, Hasan TATLIDİL, Hasan Zafer ÜNLÜSOY, Hıdır YILDIRIM, Hüseyin AYDEMİR, Medar KALKAN, Mehmet Fatih SÖNMEZ, Mehmet HAKSÖZ, Mehmet Kadir BAĞCI, Mehmet Latif TÜREDİ, Mevlüt ÖZTÜRK, Nushet Meral ÖZARTAM, Oktay Arman TARHAN, Osman BAYRAM, Pembegül KUYUCU, Sait Beyhan ÇINĞI, Selma TAYLAN, Timur ERKMAN ve Turhan UTKU’nun isimleri okunarak, etkinliğimize katılım sağlayanlara ODA Yönetim Kurulu Üyelerimiz ve Denetleme Kurulu Üyelerimiz tarafından plaketleri takdim edildi.

35.yıl plaketlerini almaya hak kazanan Meslektaşlarımız; Adil KOÇDEMİR, Ahmet AVCI, Ahmet ÇAMLIBEL, Aksoy KAHRAMAN, Ali ARIKAN, Ali KOÇ, Ali SERT, Asım KAÇAR, Asuman ÖZTÜRK, Aşkın KOR, Atila UYAR, Aydan ŞİMŞEK, Ayetullah İNCİ, Ayhan ÇETİN, Aylin KIRKIK, Ayşe BAYRAK, Ayşen BÜTÜN, Ayten ÇULHA, Ayten MAĞDEN, Bayhan IŞIK, Behcet Kemal EV, Belgin ŞAHİN, Bengü HASBAY ERSAN, Berna BERKTAŞ, Bilge OMAR, Binnur CEYLAN, Caner GÜRSES, Celal MUTLU, Davut ÖZGÜR, Doğan BULUT, Dursun Murat AKTAŞ, Emel ERTUNÇ, Emine OLHAN, Ergin KAHVECİ, Esra ÇOPUR, Fatma MAMAK, Feridun CEMALİGİL, Feridun KÖYLÜ, Füsün Erduran NEMUTLU, Gazi ALTIN, Gülay BARAN, Güngör YILMAZ, Gürsel ÇETİN, Hakan HORASAN, Hanife BİRBEN, Hasan HOTAMAN, Hasan Yılmaz DURSUN, Hayriye ÇETİNKAYA, Hülya ÖRDEK, Hülya ÖZKAN, Hüseyin ERCAN, Hüseyin GÜNALTAY, İbrahim Halil DUMAN, İbrahim SOYSAL, İbrahim YAVUZ, İlyas ÇİÇEK, Kadir Gökhan BAYRAK, Kaşif SAĞLAMÖZ, Kemal DOĞAN, Kenan ÇULHA, Mazlum AKGÜN, Mebuse ÇELİK, Mehmet Nazmi CEYLAN, Mehmet Önder SERVETOĞLU, Mehmet ŞAHİN, Melih YAHŞİ, Metin GÜNEY, Metin KIZILTEPE, Mithat BAL, Muazzez KOÇ, Muhammet TEMEL, Mustafa HATİPOĞLU, Mustafa Hayri BİLİM, Mustafa KEÇELİ, Mustafa MAMAK, Münevver AKGÜNDÜZ, Nejat AYDIN, Nesrin ÖZCAN, Neşat ÖZDEMİR, Önder DEDE, Özer ÇINAR, Özlem TEZERİŞENER, Rifat ŞAHİN, Sadık UÇAN, Safiye Sema KAYA, Sariye ELDELEKLİOĞLU, Selahattin KARACAOĞLAN, Sercan ŞAŞMAZ, Serhat ŞENSOY, Serpil AKTAŞ, Serpil AVGIN, Seydali PÖRKLÜ, Sırrı ÇELİK, Sıtkı Taner ÇİFTCİ, Şaban Aydın AYTAÇ, Şenay EKEN, Şükran DAĞLI, Tahsin AYDIN, Talat Ali KÜNDEŞ, Tamer KARTAL, Turgay KODALOĞLU, Ufuk DEMİR, Uğurcan KÜÇÜKAĞAOĞLU, Vahap ASLAN, Veysel DOĞRU, Yahya Utku IŞILAR, Yaşar BOSTANCI, Yaşar Murat ÇELİK, Yavuz DOĞAN, Yücel TEKİN, Zafer ÇELİK, Zehra SAVCI ve Zeynel AÇIKGÖZ’ün isimleri okunarak, etkinliğimize katılım sağlayanlara ODA Yönetim Kurulu Üyelerimiz ve Denetleme Kurulu Üyelerimiz tarafından plaketleri takdim edildi.

Etkinliğimiz öğle yemeğinden sonra “Cumhuriyetimizin 100. Yılında Türkiye Tarımı Sempozyumu” kapsamında düzenlenen 2 ayrı oturum ile devam etti.

Türkiye tarımının analiz edildiği I. Oturum, önceki dönemler ODA Başkanımız, TARGET Başkanı Prof. Dr. Cemal TALUĞ’nun kolaylaştırıcılığında gerçekleştirildi. Bu bölümde Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz KONUKMAN tarafından  “Dünyada ve Ülkemizde Ekonomi Politikalarının Tarım ve Gıda Üzerine Etkileri”, 21. Yüzyıl İçin Planlama Grubu Koordinatörü Dr. Serdar ŞAHİNKAYA tarafından “1923 Türkiye İktisat Kongresi ve Mustafa Kemal Paşa’nın Kılıç-Saban İkilemi ile Çiftçi Grubunun İktisat Esasları”, önceki dönemler ODA Başkanımız Doç. Dr. Gökhan GÜNAYDIN tarafından “Türkiye’de Tarımsal Yapının Dönüşümü” konu başlıklarında açıklamalar yapıldı. Oturum soru yanıtlar sona erdi.

Türkiye tarımının analiz edildiği II. oturum ise önceki dönem ODA Başkanımız, TMMOB Yürütme Kurulu Üyesi Özden GÜNGÖR’ün kolaylaştırıcılığında gerçekleştirildi. Bu oturumda Ziraat Mühendisi, Sosyolog, Yazar Ergin KAHVECİ tarafından “Tarım Tarihi, Osmanlı Toprak Yapısı, Cumhuriyet, Tarımsal Gelişmelerin Dönemsel Değerlendirmesi”, Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul AKSOY tarafından “Türkiye’nin Toprak ve Arazi Politikası”, ODA Yönetim Kurulu Üyemiz, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yener ATASEVEN tarafından Türkiye’de Tarım Politikalarındaki Değişimler ve Sonuçları”, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ tarafından “Tarımsal Yükseköğrenimin Analizi” konu başlıklarında açıklamalar yapıldı. Oturum soru yanıtlar sona erdi.

Tarım Haftası 2023 Programımız aynı gün akşam ODA Lokalimizde düzenlediğimiz “Makarna Şarap Etkinliği” ile sona erdi.

 

ODA Başkanımız Baki Remzi SUİÇMEZ tarafından yapılan açılış konuşması:

Değerli meslek büyüklerim, meslektaşlarım

Sevgili öğrenciler

Değerli konuklar,

Değerli basın emekçileri.

Sizleri, TMMOB ZMO 48. Dönem Yönetim Kurulu adına, Yönetim Kurulu Başkanı olarak, sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyetimizin 100. Yılında Türkiye Tarımı Sempozyumu’muza

Hoş Geldiniz.

Ülkemizde Tarımsal öğrenimin eğitimin başlangıcının 177. Yılı.

Çok köklü bir tarih, uzun uzadıya her açıdan irdelenmesi gereken bir tarihi deneyim.

1846’dan 2023’e, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne, geçmişten bugüne, 177 yıl.

Tüm dünyada geçmişte hak ettiği yeri alan ve gelecekte alacak olan Ziraat Mühendisliği mesleğimiz adına, 10 Ocak tarihi, ülkemizde çok önemli, anlamlı ve bizler için çok onurlu bir tarih.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olarak, 80 ilde ODA Örgütlülüğümüz ile eşzamanlı hep birlikte Tarım Öğreniminin başlangıcının 177. Yıl dönümünü kutluyoruz.

Kutlarken, aslında, sorunlarımızı da sorguluyoruz, çözüm önerilerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz.

1978 yılında katledilen Adana Şube Başkanımız Akın ÖZDEMİR’in deyimiyle; “İnsanı aç, toprağı aç, hayvanı aç bir ülkede kutlama yapılmaz, olsa olsa hesaplaşılır.” 

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. Yılı.

Tüm yurttaşlar olarak düşünmek, sorgulamak, tartışmak, gecikmeden hemen şimdi geleceğe yön verme zamanı.

Ülkemizde Tarımsal öğrenimin başlangıcının 177. yılında;

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılında;.

Tarımsal yükseköğrenimdeki sorunlara,

Meslektaşlarımızın/üyelerimizin yaşadıkları sorunlara,

Tarım ve gıda sektörlerinde yaşanan sorunlara

dikkat çekmek ve çözüm önerilerimizi paylaşmak üzere birlikteyiz.

Bizler bugün burada, meslek ve meslektaşlarımız üzerinden ziraatı, tarımı, gıdayı, ekonomiyi konuşacağız, tartışacağız, çözüm önerilerimizi kamuoyuna sunacağız, geleceğe yön çizeceğiz.

Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.

1954 yılında kurulan ve üst örgütümüz Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) bünyesinde faaliyet gösteren ODA’mız, Anayasanın 135. Maddesinde tanımlanan kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur.

3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu, 7472 sayılı Ziraat Yüksek Mühendisliği Hakkında Kanun, Ziraat Mühendislerinin Görev ve Yetkilerine İlişkin Tüzük ile TMMOB ve ODA mevzuatı hükümleri doğrultusunda mesleki faaliyette bulunan ODA’mızda; 65.000’i aşkın üyelerimiz arasında, Ziraat Mühendisleri ile birlikte, Su Ürünleri Mühendisleri, Balıkçılık Teknolojisi Mühendisleri, Su Bilimleri ve Mühendisleri, Biyosistem Mühendisleri, Tütün Teknolojisi Mühendisleri de yer almaktadır.

ODA’mız, Ziraat Mühendisleri ile birlikte ODA’mıza kayıtlı tüm üyelerimizin, meslektaşlarımızın sorunlarıyla ilgilenmektedir.

Bu süreçte öğrencilerin ODA’mız ile tanışmasını sağlayan ZMO-GENÇ yapılanmasından da bahsetmek gerekiyor. Çünkü, gençler bizim geleceğimiz.

Değerli konuklar

Dünyada henüz üstesinden gelinemeyen yeni paylaşım savaşları, salgın hastalıklar ve insan eliyle yaratılan iklim değişikliği gibi olağanüstü koşullar sürecinde; gıda egemenliği, gıda güvencesi ve gıda güvenliği sorunları üzerinde çok durulmakta ancak ne yazık ki sürdürülebilir ve kalıcı çözümlere ulaşılamamaktadır.

Günümüzde dünya üzerinde üretilen tarım ve gıda ürünleri dünya nüfusunu beslemeye yetecek miktardadır. Ancak, dünyada 800 milyonun üzerinde insan, yani her dokuz kişiden biri yatağa aç girmektedir. Ülkemizde ise insanlarımızın %22`si dengeli ve yeterli beslenememekte, %8,5`u ise açlık sınırında yaşamaktadır. Yaşanan bu açlık sorunu; adil olmayan gelir ve gıda dağılımından kaynaklanmaktadır.

Cumhuriyetimizin 100. Yılında meslek alanımız çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadır.

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan enkaz üzerinde 1923 yılında kurulduğunda, kanla kazanılan siyasi bağımsızlığı pekiştirmek için ekonomik bağımsızlığını sağlamaya yöneldi.

Ekonomik bağımsızlık, tarımın modernleştirilmesinden ve de sanayileşmekten geçtiği için, özel sermayenin yeterli birikimi olmaması nedeniyle 1930’lara kadar uzanan liberal dönem bir yana bırakılarak, 1929 Dünya Krizi’nin de etkisiyle bir devlet politikası olarak uygulanan “devletçilik” sayesinde, “karma ekonomi” modeliyle bir taraftan tarımda önemli adımlar atıldı, hızla güçlü bir sanayi oluşturuldu, diğer taraftan uluslaşma sürecinde önemli aşamalar gerçekleştirildi.

Ülkemizde Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devreden tarımsal miras; ilkel bir tarımsal yapı, adaletsiz bir toprak düzeni, imtiyazlar ve yabancılara ait arazilerdir.

Bağımsızlık savaşını kazandıktan sonra ekonomik bağımsızlık savaşı başlatan Cumhuriyet’in bu sorunların çözümüne temel yaklaşımı; demokratik yollarla feodal güçlere dayalı “köylü” ilişkilerinin tasfiyesi, yabancıların mülk ediniminin kısıtlanması, tarımı modernleştirme ve kendimize yeterlilik, sanayileşmeyi ve çağdaş kentleşmeyi gerçekleştirme şeklindedir.

Cumhuriyeti ilan etmeden önce, 17 Şubat–4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de toplanan İktisat Kongresi’nde çiftçi, işçi, tüccar ve sanayici kesimden 1135 delegenin katılımı ile ekonomideki yeni yol haritası belirlendi.

Maliye, Dışişleri, Ticaret, İktisat bakanlıkları bünyesinde olan tarım, ilk kez ayrı ve bağımsız bir bakanlık olan Tarım Bakanlığı olarak 1924’te kuruldu.

1924 yılında çıkarılan bir kanunla Ziraat Bankası, bir devlet kurumu olmaktan çıkarılıp çiftçi bankası olacak şekilde anonim şirket haline getirildi

Tarımda kooperatifçiliğe büyük önem verilerek 1924 yılında “İtibari Zirai Birlikler Kanunu”, 1929 yılında “ Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu”, 1935 yılında “Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu” çıkarıldı ve ülke düzeyinde Tarım Kredi Kooperatifleri kuruldu.

İzmir İktisat Kongresi Çiftçi Grubu’nun talepleri arasında yer alan

Aşar Vergisi 1925 yılında kaldırıldı.

Genel Borçlar İdaresi (Duyun-u Umumiye) kaldırıldı ve Reji İdaresi 1925 yılında tasfiye edildi.

Eskişehir’de ilk tohum istasyonu, ardından diğer tohum istasyonları kuruldu.

Temeli 1925 yılında atılan ilk şeker fabrikası Alpullu Şeker Fabrikası 1926’da açıldı. Ardından Uşak, Eskişehir ve Turhal Şeker Fabrikaları kuruldu.

1925 yılında Ankara Yenimahalle`de bulunan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından parça parça ve farklı bireylerden satın alınan araziler üstünde Türk tarımına öncülük eden çiftlik olan ve 1937 yılında millete bağışlanan Atatürk Orman Çiftliği kuruldu.

1926’da Hayvan Islah Kanunu çıkarıldı.

İlk tarım sayımı 1927’de yapıldı.

1933’te çiftçinin pamuğunu beze dönüştürerek katma değer kazandıran Sümerbank kuruldu. 

1935’te Tarım Satış Kooperatifleri Yasası kabul edildi.

Buğday üretimini ve üreticisini desteklemek ve korumak için 1938’de Toprak Mahsulleri Ofisi kuruldu ve ertesi yıl buğday ithalatı durduruldu.

1923 yılından 1938 yılına kadar ki dönemde, Lozan Antlaşması ile Osmanlı borçlarının bir bölümü devralındı ve düzenli olarak ödendi.

Özetle; 1923-1938 yılları arasında, Tarımda önemli gelişmeler yaşandı ve dışarıya bağımlılık kaldırıldı. Eğitim ve sağlık alanında büyük başarılar elde edilerek, kitleselleşmeleri sağlandı.

Bu büyük başarıların tümü, 1927 tarım buhranına ve 1929 Dünya buhranına karşın, “borçlanmadan, denk bütçelerle ve ulusal kaynaklarla” gerçekleştirildi.

Toprak reformu girişimleri, çiftçiyi topraklandırma ve halkı bilinçlendirme çabaları, Köy Enstitülerinin kuruluşu, köklü bir değişimi öngören yönelik politik tercihlerdir.

Cumhuriyet kadroları toprak-insan ilişkilerini kırsal alanda toprak reformu ile çözmeye çalışmış ancak iç ve dış dinamiklerin etkisiyle başarılı olamamıştır. Olağanüstü koşullarda çıkarılabilen toprak reformu yasaları siyasi düzlemde etkisiz kılınmıştır. Aydınlanmanın en önemli kurumu olan Köy Enstitüleri çok partili sisteme geçiş sürecinde siyasi kaygılarla kapatılmıştır.

Türkiye’de izlenen tarım politikalarını;

1923-50 döneminde “Kendi Kendine Yeterli Olma”,

1950-60 döneminde “Hızlı Makineleşme ve Kısmi Serbest Piyasa”,

1960-80 döneminde “Tarımda Modernizasyona Devlet Desteği ve Desteklemeler”,

1980 sonrası dönemde ise “Küresel Neoliberal Tarım Politikaları”

şeklinde gruplayabiliriz.

1980’li yıllarda ülkemizde tarımda da uygulanmaya başlanan ve günümüzde de devam eden tarımsal KİT’leri özelleştiren, kamu kurumlarını işlevsizleştiren, tarımsal destekleri azaltan, küçük üreticiyi büyük şirketler karşısında korumasız bırakan, alanı tümüyle özel sektörün insafına terk eden, girdilerde ve ürünlerde dışarıya bağımlılığı artıran neoliberal tarım politikaları, meslek alanımızda derinleşerek artan ciddi sorunların temel nedenidir.

Geçmişten günümüze ülkemiz tarım sektörünün çözülemeyen kronik sorunlarını şöyle özetleyebiliriz.

  1. TÜİK ve şimdiki adıyla Tarım Orman Bakanlığı dahil, ilgili kamu kurumlarınca üretilen “tarımsal/kırsal veriler” birbirleriyle uyumlu ve sağlıklı değildir. Dolayısıyla ileriye yönelik yapılacak projeksiyonlar ve planlamalar da sağlıklı sonuçlar doğurmamaktadır.
  2. Ülke düzeyinde mekansal “Arazi Kullanım Planlaması” olmaması nedeniyle tarım arazileri, meralar, zeytinlikler özel yasaları olmasına karşın sahipsiz olup, yeterince korunamamaktadır.
  3. Tarım arazilerinde, “büyük ovalar” dahil, “Tarımsal Üretim Planlaması” yokluğu, üretim miktarı ve verimlilikte dalgalanmalara yol açmaktadır. Verimlilik ve ürün kaybı sorunları ciddi boyutlardadır.
  4. Ülkemizde bugün tarımsal işletmelerin temel öğesi olan toprakların hem mülkiyet dağılımı açısından, hem de yetersiz işletme genişliği ve parçalılık yönünden sorunları vardır. Tarım arazileri küçük, çok parçalı ve dağınık olup, Arazi Toplulaştırması ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri yeterince uygulanamamaktadır. Sulanabilir arazilere yönelik sulama yatırımları da istenen düzeyde değildir.
  5. Mazot, tohum, gübre, yem, ilaç vb. tarımsal girdilerde dışarıya bağımlı olup, üretim için zorunlu girdilerin üreticiye maliyetleri çok yüksektir.
  6. Tarımsal kamu yönetim yapısı sürekli değişmekte, “reorganizsayon”lar ile kurumsal hafıza yok edilmekte, kurumsallaşma sağlanamadığı gibi sürekli değişen liyakatsız yöneticilerle etkili kamu hizmeti verilememektedir.
  7. Tarımsal üretici örgütlenmesi dağınık ve etkisiz olup, farklı yasalarla birbirine rakip çok sayıda ve farklı statüde işlevsiz örgüt yaratılmakta, devlet güdümlü kooperatifçilikte vesayet ilişkisi sürerken, demokratik kooperatifçiliğe halen ideolojik yaklaşılmaktadır.
  8. Örgütsüz üreticinin karşısında monopol /oligopol yapıda “sözleşmeli üretim” modeli ile ürünü tarladan/bahçeden ucuza alan sanayici/market zincirlerinin varlığı, üretici kadar, ucuz ve sağlıklı gıdaya erişmeye çalışan tüketiciyi de olumsuz etkilemektedir.
  9. Piyasaları düzenleyecek makro ve mikro tarım politikalarının yokluğu, spekülasyon ve manipülasyonu yaygınlaştırmaktadır. Piyasaları düzenleyecek kamu kurumlarının özelleştirilerek kapatılması sonrası halen varlığını sürdüren TMO, ESK, TİGEM gibi kamu kurumları işlevsiz ve etkisizdir.
  10. Tarım Kanunu gereği verilmesi gerekenden az olsa da verilen destek ve hibelerin etki analizi yapılmamakta, destek üretime değil arazi sahibine yaramaktadır.
  11. İhracatta alternatif pazarlar bulma ve katma değerli ürünleri pazarlama sorunları sürmektedir.
  12. İthalat üreticiyi terbiye aracı olarak kullanılmakta, üretemez duruma düşen çiftçi arazilerini ekmemekte ve üretimden uzaklaşmaktadır.
  13. Teknoloji araştırma-geliştirme çalışmaları çok yetersiz olup, üretici-üniversite bağı kopuktur.
  14. Aynı iktidarda dahi, değişen Bakan’a göre kadrolar ve politikalar tümden değişmekte, günlük ya da kısa süreli pansuman müdahaleler kalıcı çözümler yaratamamaktadır.

Pandemi ve küresel iklim değişimi koşullarına ek olarak Rusya-Ukrayna Savaşı ortamında ülkemizde tarım ve gıda sektörüne yönelik somut korumacı politikaların yaşama geçirilmemesi, döviz artışı ve yüksek enflasyonla belirginleşen ekonomik kriz ortamında dışarıya bağlı mazot ve gübre dahil girdilerdeki fahiş artışa karşın somut indirimler yapılmaması, tarımsal desteklerin yetersiz olması ve geç ödenmesi, çiftçinin uygun faizli kredi kullanamaması gibi pek çok nedenle üretim miktarlarımızın azalması, üreticilerimizin üretimden vazgeçmesi, kendimize yeterlilik sorunumuzun artması, yurtdışından yüksek fiyatlarla ürün alınması, bugün tüketicilerimizi de “gıda enflasyonu” boyutunda olumsuz etkilemektedir.

Gıda fiyatlarındaki yüksek artış, bir başka sorunu da beraberinde getirmektedir. Halkımız, görece ucuz olduğu için merdiven altı üretim denilen, nerede ve ne koşulda üretildiği belli olmayan, büyük oranda taklit ve tağşiş yapılan ve hatta sağlık riski taşıyan gıdalara yönelmektedir.

Market baskınlarıyla üretim boyutu görmezden gelinip, tüketim aşamasında fiyat indirimi baskısının çözüm olmadığı görülmeli,  köklü sorunlara kalıcı çözüm olarak üretime dayalı kamucu tarım politikası değişikliğine gidilmeli, yerli üretim ve üretici desteklenmelidir.

Tarım Bakanlığı yeniden yapılandırılmalı, ehliyetli ve liyakatlı kadrolar göreve gelmelidir.

Üretim ortamı olan verimli tarım arazilerimiz, meralarımız, zeytinliklerimiz Arazi Kullanım Planlaması kapsamında amaç dışı kullanımlara karşı koşulsuz korunmalıdır.

Dışarıya bağımlı temel ürünler öncelikli olmak üzere gıda arzı sorunumuzu gidermek için somut yeterli desteklerle yönlendirilen ülke düzeyinde Tarımsal Üretim Planlaması yapılmalıdır.

Dışarıya bağımlı temel girdilerde girdi maliyetleri ve dışarıya bağımlılık azaltılmalıdır.

Sulama yatırımları artırılmalı, arazi toplulaştırması dahil altyapı hizmetleri tamamlanmalıdır.

Yem-süt-et sorunu çözülüp hayvancılık geliştirilmelidir.

Gıda tedarik zincirinde çok uluslu şirketler ve zincir marketlerin sırf kâr amacına boyun eğmeyecek şekilde örgütlenen demokratik üretici ve tüketici kooperatifleri desteklenmelidir.

Değerli konuklar

Bugün mesleki eğitim alanımızda ciddi sorunlar yaşamaktayız.

Ülkemizde ilk tarımsal eğitim-öğretim faaliyetleri, 10 Ocak 1846 tarihinde İstanbul’da bugünkü adı ile Yeşilköy semtinde bulunan Ayamama Çiftliği’nde kurulan Mekteb-i Zirai Şahane ile başlamış ve bu tarihten itibaren 10 Ocak Günü’nü kapsayan hafta ülkemizde “Tarım Haftası” olarak kutlanmaktadır.

1891 yılında Bursa Ziraat Mektebi, 1893 yılında İstanbul Halkalı Ziraat Mektebi sonrası, Ankara’da 30 Ekim 1933  tarihinde açılan Yüksek Ziraat Enstitüsü ile ülkemizde meslek alanımızda ilk yükseköğretim kurulu açılmış, 1946 yılında çıkarılan Üniversiteler Yasası ile Yüksek Ziraat Enstitüsü Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi haline gelmiştir.

1955 yılında Ege, 1957 yılında Atatürk, 1967 yılında Çukurova Ziraat Fakülteleri açılmış ve bunları bugün sayıları 47’yi bulan değişik isimlerde diğer ziraat fakültelerinin açılması izlemiştir.

Ülkemizde farklı adlarla gereğinden fazla ziraat fakültesi ve gereğinden fazla bölüm bulunmaktadır. Ziraat Fakültesi, Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Tarım ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi adları altında yılda yaklaşık 5.000 mezun verilmektedir.

Yeni mezun sayısı kadar yeni unvanlar da bir başka sorun alanıdır.

Pandemide tarımın öneminin artmasına karşın 2021/22 yılı Üniversite Yerleştirme Sonuçlarına bakıldığında tarımsal öğrenime yönelik açılan kontenjanların yarısının boş kalması, 2022/23 yılında ise tüm kontenjanların dolması plansızlığın somut yansıması olup, son derece düşündürücüdür.

Yükseköğrenimdeki sorunların çözümü için öncelikle, 12 Eylül Askeri Darbesi ürünü antidemokratik YÖK sistemi kaldırılmalıdır.

Üniversitelerin mutlak merkeziyetçi bir sistemle yönetilmesi yerine, üniversiteler idari, mali ve bilimsel açıdan özerk olmalı, rektörler ve dekanlar atama yerine seçimle göreve gelmeli, akademisyenler ve öğrenciler üniversitelerde söz yetki ve karar sahibi olmalı, eğitimde nicelik ve nitelik sorunları çözülerek özgürce bilim ve teknoloji üretilmelidir.

Eğitim-istihdam planlaması yapılarak; fiziki mekanı dahil altyapısız, yeterli laboratuvarı olmayan, nitelikli öğretim elemanı bulunmayan, sonrasında işsiz kalmaya mahkum olan çok sayıda meslektaşımızı mezun eden yeni fakülte ve bölüm açılmamalı, mevcutlarda da yetersiz koşulları içerenler bir an önce kapatılmalıdır.

Ziraat Fakültelerinde; giriş puanlarındaki dengesizliklerden eğitim müfredatındaki sürekli değişen karmaşıklığa kadar, uygulama ve staj yetersizliğinden yüksek lisansa ve doktoraya kabul edilmeye kadar ki liyakatsız tercihlere kadar, yüzdelik dilimler ve boş kalan kontenjanlar dahil, tarımsal yüksek öğrenimde nitelik ve nicelik sorunu çözülmelidir.

Tarımsal ar-ge bütçesi artırılmalı, tekrarlanan sonuçsuz projeler ve israflar yerine, kamu-üniversite-özel sektör işbirliğinde bilim ve teknolojinin bizzat uygulamaya geçmesini sağlayan somut ortak projeler yaşama geçirilmelidir.

Bugün mesleki istihdam alanımızda da ciddi sorunlar yaşamaktayız.

Tarımsal kamu yönetimi güçlendirilmeli, ilgili yönetsel birimlere meslek dışı atamalardan vazgeçilmeli ve liyakat sahibi Ziraat Mühendisleri atanmalıdır. Tarımsal potansiyeli çok yüksek olan ülkemizde mezuniyet sonrası kamuya başvurup anlamsız gerekçelerle yıllardır atanamayan meslektaşlarımızın atanma sorunu ivedilikle çözülmeli, tarımsal yayım ve gıda denetimi gibi kamusal hizmet alanları serbest piyasaya açılmamalı, kamuda yüzlü sayılarla değil 10 binli sayılarla yeterli sayıda gerekli kadrolar sürekli açılmalı, atanan meslektaşlarımız sözleşmeli değil güvenceli koşullarda kadrolu çalışmalıdır.

Emek ve insan odaklı, güvenceli bir çalışma yaşamı ve güvenceli bir gelecek tüm mühendislerin, en temel hakkıdır. Ülkemizdeki açlık ve yoksulluk sınırları gözetilerek kamu emekçisi mühendis, mimar ve şehir plancılarının maaşları insanca yaşayacakları bir düzeye yükseltilmeli ve ek göstergeleri 4800-6400 arasında artırılmalıdır. Çalışan kadar emekli meslektaşlarımızın sorunları da çözülmelidir.

Tarım danışmanlarının yıllardır ihmal edilen, görülmeyen, ötelenen mali ve özlük hak sorunları ivedilikle giderilmeli, mühendise yakışır çalışma ortamı oluşturulmalıdır.

Tarımsal girdi bayilerimizin, tarım danışmanlarımızın halen süren mevcut sorunları Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından bir an önce çözülmelidir. BKÜ, tarım ilacı konusunda, yanlış kullanımın zehir olduğu ortamda, alanın Orman Mühendislerine açılmasını doğru bulmuyoruz, meslektaşlarımızın açılan sınava katılmasının zorunlu tutulması doğru bulmuyoruz, bu konularda defalarca yargıya başvurduk, Bakanlığın süreci yeniden değerlendirerek bu yanlıştan dönmesini bekliyoruz.

Mezun olan meslektaşlarımız, özel sektörde mühendise yakışır ücretle, güvenceli çalışma ortamında, meslek alanlarında istihdam edilmelidir. TMMOB-SGK Asgari Ücret Protokolünün yeniden hayata geçmesi, ZMO-KMO-GıdaMO’nun belirlediği Çalıştırılması Zorunlu Personel asgari ücretlerine uyularak meslektaşlarımızın mühendise yakışır ücret almalarını istiyoruz.

Tarım sektörü bir bütün. Bir parçası eksik kalırsa köklü sorunlar kalıcı olarak çözülemez. Ülkemizde üretirken kâr eden, yaşlanan değil gençleşen çiftçilerin, mühendislerin bilimsel üretimde bulunduğu bir tarımsal istihdam politikasına geçilmelidir.

Değerli konuklar

Sonuç olarak;

Cumhuriyetimizin 100. yılında tarım ve gıdada yine çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayız

Neoliberal yıkım politikaların tarım sektörümüze ve çiftçilerimize etkilerini somut olarak değerlendirdiğimizde, günümüzde ortaya şu özet tablo çıkmaktadır:

Tarım sektörünün ekonomideki ağırlığı her geçen yıl azalmaktadır.

Ülkemizde çiftçiler yeterince desteklenmemekte olup, borç batağına sürüklenmiştir. 

2006 tarih ve 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21. maddesi ile; 2007 yılından itibaren tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılacak kaynağın milli gelirin %1’inden az olamayacağı hükmü getirilmesine rağmen, verilen desteğin milli gelire oranı %0,4-0,6 aralığında kalmış ve hiçbir zaman %1 dahi olmamıştır.

Desteklerin geç ödenmesi üreticinin önünü görmesini zorlaştırmaktadır.

Tarımsal desteklerde aradığını bulamayan çiftçiler gittikçe artan miktarda banka kredisine yönelmiş, borç-haciz kıskacına sürüklenmiştir.

BBDK verilerine göre bankaların çiftçiye verdiği tarımsal kredi miktarı 2021 kasım ayında 163 milyar TL iken 2022 kasım ayında 201 milyar TL’ye yükselmiştir. Kısa vadeli borçlar ise 46 milyardan 115 milyara çıkmıştır.  Çiftçinin özel sektör ve bayiler dahil borcu 370 milyar TL nin üstündedir. Borcu borçla ödemek çözüm değildir.

Türkiye’de üreten çiftçi para kazanamamakta, tüketiciler pahalı gıda tüketmektedir.

Dünyadaki gelişmeleri göz ardı etmemekle birlikte, ülkemizdeki yüksek enflasyon ve de gıda enflasyonundaki sürekli artış, Kasım 2021 de uygulama konan Yeni Ekonomi modeliyle doğrudan ilişkilidir.

TÜİK’e göre Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) 2022 Eylül ayında % 85, Aralık ayında yıllık %64, gıda enflasyonu ise Eylülde %102, Aralıkta % 77.

Tarımsal girdi fiyat endeksi yıllık Eylülde %138, Ekim’de yüzde 134.76.

Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi, Kasım 2022’de yıllık % 169.45.

Üretim maliyetleri düşürülmediği sürece önümüzdeki ay ve yıllarda bizleri çok daha zor günler beklemektedir.

Ülkemizde çiftçilerimiz üretimden çekilmekte, işlenen tarım alanları azaltmaktadır.

Ülke genelinde tarım alanları 1990’larda 27 milyon hektar, 2002’de 26.5 milyon hektar iken, 2022’de 19 milyon hektara düşmüştür.

Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre, 2002 yılında Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS)`ye kayıtlı çiftçi sayısı 2,8 milyon iken, 2022 yılında bu sayı 2,1 milyona düşmüştür.

Gerek üretim alanlarının daralması, hem çiftçi sayısındaki düşüş tarımda bir üretim sorunu olduğunu açıkça göstermektedir.

Oysa, üretemezsek tüketemeyiz.

Ülkemiz tarımsal ürünlerde net dışa bağımlı hale gelmiştir.

Dünyada tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olan Türkiye, günümüzde fındık, fıstık, üzüm, kayısı ve narenciye dışındaki diğer tarım ürünlerini çeşitli gerekçelerle değişen miktarlarda 125 farklı ülkeden ithal etmektedir.

Tarım alanlarının, tarımsal üretimin, çiftçi sayısının, kırsal alan nüfusunun sürekli düştüğü bu süreçte, en büyük pay aracılara ve sözleşmeli tarımla çiftçiyi taşeronu olarak kullanan büyük şirketler ile ithalatçı firmalara gitmektedir. Bu durum, bırakın rekabet edebilmeyi; küçük çiftçinin üretim yapamaz durumuna gelmesine, yoksullaşmasına, üretimden vazgeçmesine, arazisini satmasına, kente göç ederek vasıfsız işsizler yığınına katılmasına, kentlerde artan sorunların yeni ortaklarından biri olmasına yol açmaktadır.

Algı yönetimi ile yaşanan sorunlar çözülemez.

Bu aşamada tarım sektörünün yönetiminden sorumlu Tarım Bakanlığı’nın tutumunu irdelemek yararlı olacaktır. Dönemin Tarım ve Köyişleri Bakanı, 2002 Yılı Bütçe görüşmelerinde; şu açıklamaları yapmıştır.

“.... Bana göre biz, kendimize yeterli ülke olamadık hiçbir zaman; ama, olma gücümüz var, dışarıya satma gücümüz var. İşte, 2023 yılına kalmadan, ama 2023 yılında, Türkiye, dünyada kendine yeten ve dışarıya satan toplam üç ülkeden birisi olmalıdır. Hedefimiz bu. ... Ama, şu iyi bilinsin ki, biz köylüler olarak, biz tarımda çalışanlar olarak şunu söylüyoruz, gerekirse karasabanla süreceğiz, kânıyla çekeceğiz, düvenle ezeceğiz, yel bekleyip savuracağız, su değirmenlerinde dövüp un yapacağız, un yapacağız, fırıncıya vereceğiz, hiç kimse Türkiye’yi gıda pazarı olarak görüp iştahlanmasın. ... Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkanım, kısa keseceğim ama çok önemli, herkes bunu konuşuyor, televizyonlarda artık tarımı konuşmaya başladılar. Biz tarımda ne yaptık, en büyük başarımız şu, bunu muhalefetteki arkadaşlarım özellikle çok iyi dinlesinler. Hiç konuşulmayan tarımı son iki senedir gündeme getirdik, en büyük başarımız bu, belki bunda biraz köylümüzün çok fazla sıkıntılı olmasının da etkisi vardır.”

2023 yılında tarımda çöküş iyice hızlanmışsa, 2021 Yılında -2,9 küçülmüş, 2022 yılının ilk iki çeyreğinde küçülme devam etmiş ise izlenen bu yanlı ve yanlış tarım ve gıda politikalarıyla bir Başarı Hikayesinden bahsedilemez.

Özetle; tarım arazilerini korumayan, girdi maliyetlerini düşürmeyen, gerekli ve yeterli ürün desteklerini içermeyen ve sadece ithalata dayalı politika ve uygulamalarla tarımda belirlenen ve istenilen hedeflere ulaşılması mümkün değildir. Kronikleşen sorunlara geçici/pansuman çözümler değil, kalıcı çözümler getirmek bir gerekliliktir.

Faize ve ranta değil, yatırıma kaynak aktaran bir bütçe yapısı ve bu kaynakları akılcı kullanan sektörler arası bütüncül politikaların uygulanması ile kamusal desteklerin üretime ve istihdama yönlendirilmesi durumunda, tarımdaki potansiyel gücümüzden en doğru şekilde yararlanılacak, doğal kaynaklarımız korunacak, geliri artan çiftçilerin sorunlarını çözülebilecek, tüketici sağlıklı ve ucuz gıdaya ulaşabilecek, dengeli ve sağlıklı kentleşme gerçekleştirilebilecektir.

Söylem değil, eylem zamanı.

Yaşadığımız gıda krizinden kurtulabilmek; rant ve beton ekonomisi yerine üretim ekonomisini, sermayenin öncelikleri yerine kamusal ve toplumsal çıkarları, gündelik politikalar yerine planlı kalkınmayı önceleyen “Kamucu Tarım ve Gıda Politikaları”nı savunmakla ve yaşama geçirmekle mümkündür.

10 Ocak’ta, bu anlamlı günde öncelikle belirtmek isteriz ki; “Milli ekonominin temeli, tarımdır.” diyen, “Ülkenin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki müstahsil olan köylüdür.” diyen, “Saban, kılıçtan üstündür.” diyen, “Üniversiteler özgür olmalıdır, özgür kalmalıdır” diyen Cumhuriyetimizin kurucusu Ulusal Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tarım politikaları ve de eğitim politikalarına yönelik yıllar öncesinden bizlerle paylaştığı geleceği öngören hedefleri, hedeflerimizdir.

Küreselleşme sürecinde Ülkemizin dış dinamiklerin etkisi altında sömürge durumuna düşürülmemesi ve iç dinamiklerin belirleyiciliğinde bağımsızlık çizgisini koruyarak çağdaş dünyada yerini alabilmesi için, Gıda Egemenliğimiz için, 2023 koşullarında, Atatürk ve kadrosunun gösterdiği “irade” bir kez daha anımsanmalı ve somut Kamucu Tarım ve Gıda politikaları gecikmeden yaşama geçirilmelidir.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, “zenginleşmenin zenginleştiği” süreçte, bilgi ve deneyim birikimine sahip bilinçli üyeleriyle, ülkemizin çağdaşlaşma yönünde vereceği bağımsızlık ve onur mücadelesinde her zamanki gibi yerini ön safhalarda alacaktır.

Ülkemizde tarım öğreniminin başlangıcının 177. yıl dönümünde, Cumhuriyetimizin 100. Yılında, meslek ve meslektaşlarımız boyutunda mevcut ve de artan sorunlarımızı gerçeklerden kaçmayarak hep birlikte çözebilmek umut ve dileğiyle, teşekkür ediyor, selam sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Baki Remzi SUİÇMEZ  

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası

Yönetim Kurulu Başkanı

 

 

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin KORAMAZ tarafından yapılan açılış konuşması:

Sayın Konuklar, Değerli Arkadaşlar

Ülkemizdeki mühendis, mimar ve şehir plancılarının mesleki demokratik kitle örgütü olan TMMOB Yönetim Kurulu adına hepinizi dostlukla selamlıyorum.

Cumhuriyetimizin 100. Yılında Türkiye’de Tarımın durumunu konuşacağımız bu anlamlı etkinlikte sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum.

Cumhuriyetimizin 100. Yılını ve ülkemizdeki tarımsal eğitimin başlangıcının 177. Yılını yürekten kutluyorum. Mekteb-i Zirai Şahane’den bu yana ülkemizde tarımsal eğitim ve öğretime katkı veren kurum, kuruluş ve kişileri saygı ve minnetle anıyorum.

Değerli arkadaşlar,

Sürekli altı çizildiği gibi tarımsal üretim, gıda ve beslenme konuları günümüzde dünyanın en önemli ve ortak sorun alanlarının başında yer alıyor.

Tarımsal üretimin çok uzun yıllara dayanan geçmişine rağmen, yaşanan tüm teknolojik ilerlemelere ve üretim tekniklerindeki gelişmelere rağmen gıdaya erişim, açlık ve beslenme sorunu giderek büyüyor.

Beslenme, her canlı gibi insanın da biyolojik doğasının en temel ihtiyacıdır. Dolayısıyla daha iyi koşullarda beslenme çabası, insanlık tarihinin en önemli önceliklerinden birisi olmuştur. Hatta bildiğiniz gibi insanların beslenme tercihlerindeki değişimler, medeniyetimizin gelişiminde de belirleyici bir rol oynamıştır.

İlkel çağlardan günümüze tarımsal üretim metotlarındaki değişim ve bu alandaki bilimsel gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda açlık ve beslenme sorununun bugün insanlar için büyük bir tehdit oluşturuyor olması oldukça şaşırtıcıdır.

Çünkü akla yatkın olan şey, gelişen teknoloji ve ziraat teknikleri sayesinde ürün verimliğinin artması ve insanların bu ürünlere ulaşımının kolaylaşmış olmasıdır.

Oysa dünya çapında bugün yaşanan gerçeklik bu beklentinin çok dışında olup, bugün dünya çapında 830 milyon insan, açlık sorunu yaşamaktadır.

Etkilerini göz ardı etmemekle birlikte, bu durumu sadece “iklim değişikliği” gibi doğal sebeplerle ya da “savaş” ve “göç” gibi politik gelişmelerle açıklamak mümkün değildir.

Bugün gıda ve tarımda yaşanan sorunların pek çoğu, sermayenin çıkarlarını insanlığın ortak çıkarlarının üstünde gören küresel kapitalist sistemdir.

Bugün açlık denilince Afrika, Asya ve Orta Doğu’nun geliyor olmasının nedeni, gelişmiş kapitalist ülkelerin bu bölgelerin kaynaklarını yüzyıllar boyunca sömürmesidir.

Kapitalizmin eşitsiz gelişimi, yıllar boyu eşitsizliğe ve sömürüye maruz kalan bu coğrafyaların açlık ve sefaletle yüz yüze kalmasına neden olmuştur.

Bu açıdan bakıldığında Dünyada yaşanan açlığın ve yetersiz beslenmenin nedeni üretim yetmezliği değil, üretim ve tüketimin adaletli bir şekilde sağlanamamasıdır.

Bu durumun sorumlusu ise tarım ve gıda üretiminde tekelleşmedir.

 Günümüzde küresel sermaye tarımsal üretimin tüm aşamalarında; yani tohum üretiminden, zirai mücadeleye, gıda üretiminden bu gıdaların tüketimine kadar tüm süreçleri kontrol etmek istemektedir.

Çünkü bu şirketler dünyaya egemendir ve gıda temel besin aracı olmaktan çıkıp bunların rant aracına dönüşmüştür.

Bu şirketler tekellerini pekiştirmek için, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası gibi kuruluşlar aracılığı ile geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelere tarım ve gıda alanında kamusal üretim ve denetimin ortadan kaldırmaları noktasında dayatmalarda bulunmaktadır.

Ülkemizde de benzer bir süreç yıllardır işletilmektedir.

1980’li yıllardan itibaren uygulanan neoliberal politikalar sonucunda Et-Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, Zirai Donatım Kurumu, TEKEL, Türkiye Şeker Fabrikaları, TİGEM’ler, Azot Sanayi, Türkiye Gübre Fabrikaları ve Yem Sanayi gibi kamu iktisadi teşekküllerinin bir kısmı özelleştirilmiş, bir kısmı da kapatılmıştır. Toprak Mahsulleri Ofisi gibi KİT`lerle birlikte, Tariş, Çukobirlik, Fiskobirlik gibi üretici kooperatif ve birliklerinin ise içi boşaltılarak işlevsizleştirilmiştir.

Son 30 yıl içinde tarımsal üretimi ve çiftçileri desteklemeye yönelik çok sayıda kurumun satılması, tarımsal alana yönelik sübvansiyonların kaldırılması, tohum-mazot-gübre gibi temel girdilerin aşırı pahalanması, yasa değişiklikleri, özelleştirmeler, tarım ve gıda alanındaki kamu kurumlarının tasfiyesiyle yaşanan talan süreci, çiftçilerimizin ve köylülerimizin hayatını olumsuz etkilediği gibi, kentlerde yaşayanların ucuz ve sağlıklı gıdaya erişimini de engellemektedir.

Bütün bunların sonucunda bir zamanlar kendi kendisine yeten ülke olarak övündüğümüz ülkemiz, gıda ve tarım alanında büyük oranda dışa bağımlı hale gelmiştir.

TMMOB olarak biz, yıllardan beri sanayiden eğitime, üretimden planlamaya, beslenmeden sağlığa, enerjiden tarıma kadar her alanda tam bağımsızlık şiarıyla politikalar üretiyoruz.

Özellikle tarımsal anlamda dışa bağımlılığın ortadan kaldırılması, açlık ve yoksulluğun önüne geçilmesinde hayati önem arz etmektedir.

Bunun için her şeyden önce IMF ve Dünya Bankası ile Dünya Ticaret Örgütü’nün ülkemiz tarımı ve kırsal yaşam üzerindeki, genel düzenleyici işlem yapma yetkisi kaldırılmalı, her türlü dayatma reddedilmelidir.

Avrupa Birliği "Ortak Tarım ve Gıda Politikası" adı altında yürürlüğe sokulan  Türkiye`nin gıda ve tarım sektörünü piyasalaştıran tüm neoliberal yasalar kaldırılmalı, bunların yerine  yerli üretimi teşvik eden ve tüketicileri koruyan  yasalar yürürlüğe sokulmalıdır.

Su ve toprak gibi hayati öneme sahip doğal kaynaklarımızın  korunması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Tarım üreticileri doğru yöntemlerle desteklenip, üretim süreçlerinde tutulmaya çalışılmalı, üretici ile mühendislik bilgisi buluşturulmalı, tarımsal AR-GE` ye daha fazla yatırım yapılmalı,  tarımsal ürün planlaması yapılarak israf önlenmelidir.

Üreticiden tüketiciye doğrudan bir beslenme zinciri kuran, gıda üretim ve dağıtım zincirini kamusal denetime tabi tutan, kamusal destekleri üretime ve istihdama yönlendiren, gıda güvenliği ve gıda güvencesini önceleyen bir yaklaşım esas alınmalıdır.

Değerli Arkadaşlar,

Tarım alanlarının amacı dışında kullanımı ülkemizde son yıllarda yaşadığımız en büyük sorunlardan birisi haline geldi. Verimli tarım alanlarının organize sanayi bölgelerine, madenlere, santrallere, barajlara tahsis edilerek ortadan kaldırılması tarımsal üretime büyük bir zarar veriyor.

Eskişehir’de büyük ova koruma alanı içinde kalan verimli tarım arazilerine termik santral kurulmak istenmesi, Büyük Menderes Havzasında ve yoğun olarak Aydın ilimizde büyük ova koruma alanı içinde kalan verimli tarım arazilerine, zeytinliklere, incir başta olmak üzere dikili arazilere sınırsız ve kontrolsüz bir şekilde jeotermal enerji santralleri kurulması, Kanal İstanbul Projesi ile İstanbul’un verimli tarım arazilerinin kamulaştırılarak yok edilmesi gündemdeki birkaç örnektir.

Tarım alanlarının amacı dışında kullanımı yoluyla miktar azalması dışında, son 17 yılda uygulanan yanlış tarım politikaları nedeniyle 2002 yılında 26,5 milyon hektar olan tarım arazileri bugün 23 milyon hektara inmiştir. 2002’de Çiftçi Kayıt Sistemi’ne üye 2,8 milyon çiftçi varken, bu sayı 2022’da 2 milyona düşmüş, son 20 yılda 800 bin çiftçi üretimden vazgeçmiştir.

Tarım sektörünün geleceği için öncelikle verimli topraklarımızın ve temiz su kaynaklarımızın korunmasının gerekli olduğuna inancıyla, siyasi iktidarın doğal varlıklar, su ve toprak kaynaklarını tahrip eden girişimlerini dava açarak engelleyen TMMOB ve bağlı meslek odaları da iktidarın hedefi haline gelmiştir. Meslek örgütlerini parçalayarak etkisizleştirecek ve bakanlıkların yönetimine bağlayarak işlevsizleştirecek yasal düzenlemelerle odaların bağımsızlığı ortadan kaldırılmak istenmektedir.

TMMOB ve bağlı Odaları, kent içerisinde halkın yaşadığı sorunlara, doğal alanlardaki tahribatlara karşı mücadele etmekte, kamusal yarar ve değerleri korumak amacıyla yürütülen dava süreçlerinde öncü rol üstlenmektedir. Tüm baskılara karşın mühendis, mimar, şehir plancıları ve diğer meslek örgütleri; kamu yararı, meslek ve meslektaş haklarına yönelik mücadelesini sürdürecektir.

Sözlerime son verirken, stratejik bir sektör olan tarım sektörünün ekonomik, ekolojik, sosyal, politik tüm yönleriyle irdelenerek sorunların saptanacağı ve çözüm önerilerinin belirleneceği Kongremiz için Ziraat Mühendisleri Odamızın tüm temsilcilerine, değerli bilgilerini bizimle paylaşacak uzmanlarımıza ve emeği geçen tüm çalışan arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

İnsanların aç ve yoksul yaşamadığı, herkesin sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme imkânlarına ulaşabildiği, eşit adil bir ülke ve dünya özlemi ile TMMOB Yönetim kurulu adına sevgi ve selamlarımı sunuyorum.

Emin KORAMAZ

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı

Okunma Sayısı: 71
Fotoğraf Galerisi