20 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren "Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliği" ve buna bağlı uygulama tebliği, gıda güvenliği, yerli hayvancılığın geleceği ve tüketici sağlığı ekseninde yeni bir siyasi tartışmanın fitilini ateşledi. Kamuoyunda ve siyasi kulislerde "yapay etin Türkiye’ye giriş vizesi" olarak yorumlanan düzenleme, muhalefet ile Tarım ve Orman Bakanlığı’nı karşı karşıya getirdi.
CHP'li Adem: Yasaklama değil, kontrollü geçiş altyapısı
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi (PM) Üyesi Erhan Adem, yayımlanan yönetmeliğe ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, bürokrasinin kamuoyundan gizleyerek stratejik bir düzenlemeyi yürürlüğe koyduğunu iddia etti. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın bu yönetmelikten sadece 9 gün önce "Yapay et diye bir gündemimiz hiç olmadı, bundan sonra da olmayacak. Bakanlığımızın bu konuda herhangi bir çalışması bulunmamaktadır. Yapay et Türkiye’ye giremez" açıklaması yaptığına dikkati çeken Adem, şu tespiti paylaştı:
"Yayımlanan yönetmelik incelendiğinde, doğrudan hücre kültürü ve doku kültürü yoluyla üretilen gıdalara ilişkin açık hukuki tanımların mevzuata dahil edildiği görülmektedir. Bu durum, kamuoyuna verilen siyasi mesaj ile bakanlık bürokrasisinin hazırladığı teknik altyapı arasında dikkati çekici bir uyumsuzluğu ortaya koymaktadır. Eğer gerçekten böyle bir gündem yoksa, neden laboratuvar ortamında üretilen gıdaların Türkiye’de izin süreçlerini düzenleyen ayrıntılı bir mevzuat hazırlanmıştır?
Daha da önemlisi, bu düzenleme yalnızca teorik bir tanımlama içermemekte; aynı zamanda üretim, ithalat, bilimsel komisyon değerlendirmesi ve izin mekanizmalarını da kurmaktadır. Bu da fiilen, 'yasaklama' değil 'kontrollü geçiş altyapısı' anlamına gelmektedir. 'Yapay et' ifadesini kullanmaktan özellikle kaçınılıp, bunun yerine uluslararası literatürde aynı anlama gelen teknik tanımların tercih edilmesi, toplumdaki hassasiyetlerin farkında olunduğunu göstermektedir. Ancak mesele terminolojiyle gizlenebilecek kadar basit değildir."
Bakanlık: Algı çalışması asılsız, yasal bariyer daha da güçlendi
Tartışmaların büyümesi üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileri ve Bakan İbrahim Yumaklı cephesinden iddiaları yalanlayan resmi açıklamalar geldi. Bakanlık, kamuoyunda "yapay ete onay verildiği veya altyapı hazırlandığı" yönünde oluşturulmak istenen algının tamamen asılsız ve gerçek dışı olduğu açıklamasında bulundu.
Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, yeni yönetmeliğin iddia edilenin aksine yapay et yasağını çok daha güçlü bir hukuki dayanağa kavuşturduğu belirtildi. Resmi açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Türkiye sınırları içinde yapay et üretimi, ithalatı ve tüketimi söz konusu değildir ve bundan sonra da olmayacaktır. Yönetmelikte yer alan 'bitkiler ve mikroorganizmalar gibi organizmalardan elde edilen...' ibareleri, başvuru aşamasında hayvansal dokulardan laboratuvar ortamında elde edilebilecek hücre ve doku kültürlerinin önünü tamamen kapatmaktadır. Bu yasal bariyer nedeniyle yapay et veya bunu çağrıştıracak herhangi bir ürün için bakanlığımıza başvuru yapılması dahi hukuken imkansız hale getirilmiştir. Bu düzenleme, gıda güvenliğini uluslararası standartlarda korumak amacıyla hazırlanmıştır."
Avrupa Birliği mevzuatına uyum tartışması
CHP'li Adem, düzenlemede Avrupa Birliği (AB) mevzuatındaki değişikliklerin Türkiye’deki süreçlere doğrudan etki edebilmesine imkân tanıyan maddelerin de yer aldığını belirterek, bunun Türkiye’nin bağımsız gıda politikalarını riske atacağını ileri sürdü. "Bakanlığın "çalışmamız yok" açıklamasına rağmen bu yönetmelik hangi süreçte ve kimlerle hazırlanmıştır?" sorusunu yönelten CHP'li Adem, "Hücre kültürüyle üretilen gıdalar için neden özel bir izin ve bilimsel komisyon mekanizması kurulduğunu, Bu düzenlemeler hazırlanırken hangi uluslararası yapılar veya şirketlerle görüşüldüğü, toplum sağlığı, etik kaygılar ve yerli hayvancılık sektörü üzerindeki etkiler konusunda hangi analizler yapıldığı" sorularını bakanlığa yöneltti.
Akıllara hayvan ithalatında yaşanan artış geldi
Yapılan yasal düzenleme ve yapay et alternatifleri etrafındaki tartışmalar sürerken, Türkiye’nin kırmızı et ve canlı hayvan tedarikini akıllara getirdi. TÜİK, Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü'nün (TEPGE) yayımladığı resmi veriler, hayvancılık sektörünün mevcut mali portresini ve yapısal sorunlarını hatırlattı.
Verilere göre Türkiye'nin son 10 yılda büyükbaş, küçükbaş ve kırmızı et ithalatı için harcadığı kümülatif döviz miktarı 8,5 milyar doları aştı Bu bütçenin 8,1 milyar dolara yakın kısmı doğrudan büyükbaş hayvan ve kırmızı et kalemlerine gitti. Resmi kayıtlara göre son 10 yılda Türkiye; yaklaşık 560 bin baş damızlık, 3 milyon 715 bin baş besilik ve 800 bin baş kesimlik büyükbaş hayvan ile 3 milyon baş küçükbaş hayvan ithal etti. 2025 yılı verileri, Türkiye'nin tarihinin en yüksek ikinci canlı hayvan ithalat dönemini yaşadığını gösterdi. 2025'te toplam 739 bin baş canlı hayvan ithal edildi. Bu hayvanların yüzde 88'ini oluşturan 670 bin 999 başı doğrudan kesime veya besiye giden hayvanlardan oluşurken, sadece 68 bin 707'si damızlık vasfı taşıyor. TEPGE'nin Temmuz 2025 tarihli Dana Tarım Ürünleri Piyasaları Raporu'na göre, 2020 yılından bu yana Türkiye’deki toplam büyükbaş hayvan varlığı yüzde 6,4 oranında azaldı. Yerli üretimin gerilemesiyle birlikte, 2024 yılında net ton bazında dana eti ithalatı bir önceki yıla göre 2,3 kat artarak 81 bin 164 tona ulaştı.
ZMO Başkanı Murat Kapıkıran: Yapay üretimin bir hayvanın et kalitesini yakalaması mümkün değil
Türkiye'de yapay et tartışmalarını üretici ve tüketici cephesinden Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Murat Kapıkıran 24 Saat'e değerlendirdi. Küresel ölçekte son 10 yıldır tartışılan ancak kamuoyunun yeterince bilgi sahibi olmadığı "yapay et" ve laboratuvar tabanlı gıda üretimi teknolojileri, Türkiye'de yayımlanan son mevzuat değişikliklerinin ardından yeniden gündeme geldi. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Murat Kapıkıran, yapay et projelerinin arkasındaki emisyon iddialarını, saklanan enerji maliyetlerini, sağlık risklerini ve Türkiye’deki mevzuat arka planını hukuki ve teknik boyutlarıyla değerlendirdi.
"Hayvancılık günah keçisi ilan ediliyor, sorumlu fosil yakıtlar"
Yapay et üretiminin gerekçelendirilmesinde küresel şirketlerin "geleneksel hayvancılığın sera etkisi ve metan gazı salınımı üzerinden karbon emisyonunu artırdığı" argümanını dikte ettiğini belirten Murat Kapıkıran, emisyon verilerinin madalyonun diğer yüzünü sakladığını ifade etti: "Dünyadaki toplam emisyon hacmini değerlendirdiğimizde; tarım ve hayvancılık sektörü genel anlamda bu hacmin yaklaşık yüzde 14'ünü oluşturuyor. Bu yüzde 14'lük payın içinde hayvancılığın oranı ise yüzde 10 civarında. Yani tartışılan o büyük emisyon yükünün sadece yüzde 10'u hayvancılık kaynaklı. Madalyonun diğer yüzünde ise kimsenin konuşmadığı yüzde 86'lık devasa bir emisyon hacmi var. Bu geri kalan oranın yüzde 70'inden doğrudan fosil yakıtlar sorumlu. Ne hikmetse kimse 'Fosil yakıtları durduralım, hızla yeni ve temiz enerji kaynaklarına geçelim, sera gazı etkilerini ve emisyonu buradan düşürelim' demiyor da hayvancılığı günah keçisi ilan ediyor. Bu yaklaşım en başta bilimsel ve tarafsız bir bakış açısı değildir."
"Hayvancılık baltalanırsa meralar ranta açılır ve çölleşme başlar"
Geleneksel hayvancılığın bitirilmesi veya yapay gıdalarla baltalanması durumunda dünya meralarının vasıf değiştireceğini ve bunun küresel bir ekokırıma yol açacağını söyleyen Kapıkıran, meraların ekosistem için hayati önemini şu sözlerle anlattı:
"Geleneksel hayvancılığın göz ardı edilen çok ciddi faydaları var ve bunlar kamuoyunun gözünden kaçırılıyor. Birincisi; sağlıklı hayvancılık mera dayanaklı yapılır. Meracılık da doğası gereği o meraların korunmesini zorunlu kılar. Ormanlar ve meralar, dünyanın en büyük karbon yutak alanlarıdır. Hayvancılık aslında bu yutak alanların varlığını destekleyerek kendi emisyonunu tolere ediyor. İkincisi; ormanlar ve meralar devasa su tutma alanlarıdır. Yağmurları toplar, suyu bünyesinde tutar ve altlarındaki yer altı su kaynaklarına aktarırlar.
Dünyada mera varlığının korunmasının en temel insani ve ekonomik gerekçesi, insanların hayvansal ürünlere olan ihtiyacıdır. Eğer yapay et gibi projelerle hayvancılık ve hayvansal ürünlere olan ihtiyaç ortadan kaldırılmak istenir veya bu süreç baltalanırsa, meraların kullanım amacı değişikliklerine yol açılır. Meralar başka amaçlarla kullanılmak üzere ranta ve yapılaşmaya açılır. Bu da dünyada hem karbon yutak alanlarının yok olmasına hem de eko kırıma uğramış, çölleşmiş arazilerin ortaya çıkmasına neden olur. Bu durum insanlığın ve küresel ekosistemin geleceği için çok büyük bir felakettir."
"Uzun vadeli etkiler belirsiz: Süreç GDO lobileri tarafından gizleniyor"
Laboratuvarda hücre büyütme teknikleriyle üretilen bu gıdaların insan sağlığı üzerindeki etkilerinin yeterince araştırılmadığına dikkat çeken Kapıkıran, dünyada bu alanda 30 civarında firmanın çalıştığını, Türkiye'de de Ankara Üniversitesi Teknokent bünyesinde bir firmanın denemelere başladığını aktararak teknik risk tablosunu paylaştı:
"Buralarda yapılan tartışmalar etik, bilimsel teknik güvenilirlik ve sağlık boyutundan ziyade 'bu etin laboratuvarda üretilebilme başarısı' üzerine yoğunlaşıyor. Üretim sürecinde kullanılan kimyasalların ve bu kimyasallarla laboratuvarda çoğaltılan hücrelerin, insan gıdası olarak tüketildiğinde uzun vadede ne tür etkiler yaratacağına dair bilimsel çalışmalar tamamlanmış değil. Risk aynen devam ediyor.
Bunu geçmişte Genetiği Değiştirilmiş Organizmalarda (GDO) da yaşadık. Biliyorsunuz, GDO'lu ürünlerin Türkiye'ye insan gıdası olarak girişi yasak, ancak hayvan yemi olarak serbest. Biz ziraat mühendisleri olarak buna hep muhalefet ettik. Hayvan bu yemi tükettiğinde, o genetik değişiklikler hayvan bünyesinden hayvansal ürünlere geçiyor ve oradan da insan bünyesine etki ediyor. Dünyada tespit edilmiş kanserojen etkilerin bu yolla insana geçmesine dair eleştirilerimiz ve endişelerimiz hala güncelliğini koruyor. Yapay ette de durum farklı değil. Süreç küresel GDO lobileri tarafından gizlenerek, perdelenerek yürütülüyor veya yapılan muhalefetler baskı altına alınmaya çalışılıyor."
"Geleneksel metotlardan katbekat daha kirletici ve pahalı"
Yapay et projelerinin ekonomik ve enerji tüketim maliyetlerini de açıklayan Kapıkıran, laboratuvar üretimlerinin iddia edilenin aksine doğaya daha fazla zarar verdiğini şu verilerle ortaya koydu:
"Şu an dünyada yapay etin kilogram maliyetinin 3.000 dolar civarında olduğu belirtiliyor. Çeşitli tekniklerle bunu 50 dolar seviyelerine indirmeyi planlıyorlar. Oysa bugün dünyada normal sığır veya koyun eti fiyatlarının kilogram başına 1.9 dolar ile 6.5 dolar arasında değiştiğini biliyoruz. Yani yapay et hedefledikleri en düşük maliyette bile normal etin neredeyse 10 katı pahalı.
Daha da önemlisi; yapay et teknolojisindeki enerji tüketimi, doğal hayvansal üretimdeki enerji tüketiminden kat ve kat daha fazladır. Devasa üretim tanklarının, laboratuvarların çalışması için inanılmaz bir enerji gerekiyor. Eğer bu enerji güneş veya rüzgar gibi sürdürülebilir, doğaya tahribat vermeyen kaynaklardan tam anlamıyla karşılanabilirse belki bir maliyet ve emisyon avantajı yaratılabilir ancak şu an dünyada böyle bir altyapı söz konusu değil. Mevcut şartlarda enerji tüketimi bakımından geleneksel hayvancılıktan çok daha yüksek maliyetli ve kirletici bir süreç karşımızda duruyor. Dünyadaki et tüketim hacminin parasal değeri yaklaşık 1 trilyon dolar civarında. Bu, küresel şirketlerin iştahını kabartan devasa bir rakam. Dolayısıyla 'Hayvanlar kesilmeyecek, öldürülmeyecek; karbon ve metan salınımı engellenecek' gibi kulağa hoş gelen argümanlarla, bu 1 trilyon dolarlık pazar ele geçirilmek isteniyor. Bunu başaran yapılar küresel bir tekel ve muazzam bir finansal güç elde edecekler."
"Oda olarak hukuki yollara gidebiliriz"
Dünyadaki ticari uygulamalarda ABD ve Singapur’da tavuk eti üzerine onaylar bulunduğunu; Hollanda, İngiltere ve bazı laboratuvarlarda yapay süt çalışmalarının sürdüğünü belirten Kapıkıran, dikkate değer uluslararası gelişmeleri ve Türkiye'deki hukuki durumu şöyle aktardı:
"İngiltere’de bu laboratuvar tanklarında yetiştirilen yapay etlerin evcil hayvan (köpek) maması olarak kullanımı halihazırda başladı ve devam ediyor. İngiliz Gıda Standartları Ajansı (FSA) bu laboratuvar gıdalarının onay sürecini hızlandırma eğiliminde. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ise laboratuvarda üretilen domuz yağı hücreleriyle bitkisel proteinlerin birleştirildiği hibrit ürünlerin insan gıdası olarak tüketilmesine izin verme aşamasında. Amerika'da bazı restoranlarla anlaşmalar yapıldı, üretim tamamlandığında buralarda satışa sunulacak. Türkiye boyutuna gelirsek; Tarım ve Orman Bakanlığı daha önce yaptığı açıklamalarda 'Gündemimizde yapay et diye bir şey yok, izin vermeyi düşünmüyoruz' demişti. Ancak çok yeni yayımlanan yönetmelikte, 'yeni gıdalar' kalemi adı altında yapılan tanımlamalar ve getirilen düzenlemeler, bizde bu sürecin arka planını hazırlamaya yönelik bir altyapı çalışması olduğu algısını yarattı. Ziraat Mühendisleri Odası olarak bu yeni yönetmeliği tüm detaylarıyla inceliyoruz; kamuoyuyla da paylaşacağız. Eğer endişelerimizi haklı çıkaracak hukuki bir açık görürsek dava açma yoluna da gideceğiz."
"Yapay etin çocuk ve yaşlılara nasıl etki yaratacağını kimse öngöremiyor"
Türkiye'nin coğrafi yapısı gereği yüksek bir hayvancılık potansiyeline sahip olduğunu ve yerli üreticinin desteklenmesi gerektiğini söyleyen Kapıkıran, yapay et gündeminin sosyo-ekonomik tehlikelerine işaret ederek sözlerini tamamladı:
"Bu tamamen kapitalist ekonominin yeni bir pazar, yeni bir meta oluşturma ve bunun üzerinden küresel sermayeye para kazandırma çabası. Laboratuvarda üretilen bir ürünün, doğada kendi halinde beslenen bir hayvanın et kalitesini yakalaması mümkün değildir. Örneğin; Ağrı Dağı'nın eteklerinde, büyük yaylalarda, meralarda özgürce beslenen; doğadaki yüzlerce çeşit otu, kekiği yiyen bir hayvanın etindeki faydalı bileşenlerin zenginliği ile hazır yemle ağırdan çıkmadan beslenen hayvanın et kalitesi bile aynı değil. Doğal etin içindeki o mikro besinleri, meradaki kekiğin ete verdiği o organik bileşenleri laboratuvarda ancak dışarıdan yapay kimyasallar ekleyerek taklit edebilirsiniz. Adına et dersiniz ama o bileşenlerin monolitik yapısı, aminoasit ve mineral dengesi çocuk gelişiminde, yaşlıların beslenmesinde nasıl bir etki yaratacak, bunu kimse öngöremiyor.
"Tamamen kapitalist bir pazar dayatması, istihdamı yok eder"
Ülkemiz için yapay et konusunun tartışılması bile çok erkendir; bilim çevrelerinde dahi tam olgunlaşmamıştır. Ayrıca bu durum, tarım ve hayvancılık geleneğinin en sağlıklı biçimde sürdürülmesinin önünde büyük bir engeldir. İşin sosyo-ekonomik boyutunu da göz ardı edemeyiz. Bugün Türkiye'de hayvancılıkla geçinen milyonlarca insan, yüz binlerce aile var. Yapay et gibi dayatmalar ileride bu ailelerin istihdamını yok edecek, kırsaldan kente göçü artıracak ve devletin sırtına çok büyük bir ekonomik istihdam yükü bindirecek. Bizim yapmamız gereken; yapay et gibi yapay, şaibeli ve etik dışı alanlara kaymadan, kendi hayvan popülasyonumuzu artırmaktır. Bunun yolu da hayvanların sağlıklı beslenme alanları olan meralarımızın artırılması ve kalitelerinin yükseltilmesinden geçer. Tabii çiftçimizin de bu işten para kazanmasını, emeğinin karşılığını almasını sağlamak zorundayız. Aksi takdirde üretici hayvancılıktan kaçıyor, maliyetleri karşılayamadığı için gebe hayvanlarını bile kesime gönderiyor. Doğru, yerli, üretici ve tüketiciyi önceleyen bir hayvancılık planlamasıyla, küresel şirketlerin yapay et tuzaklarına düşmeden tüm protein ihtiyacımızı kendi doğal kaynaklarımızla karşılamamız fazlasıyla mümkündür."
Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar
Haber kaynağına ulaşmak için lütfen TIKLAYINIZ.