ANADOLU- ESKİŞEHİR’DE YAKLAŞAN FELAKET- 14 MART 2026

ESKİŞEHİR
23.03.2026
 
Eskişehir’de yaklaşan felaket

Ziraat Mühendisleri Odası Şube Başkanı Selma Güder, Eskişehir’de yaklaşan susuzluk felaketine dikkat çekti. Yıllardır uzmanlar, büyük felakete dikkat çekiyor. Ancak bizler sorunlarımızı çözmek yerine, birbirimizle kavga etmeyi tercih ediyoruz.

Ziraat Mühendisleri Odası Şube Başkanı Selma Güder, Eskişehir’de yaklaşan susuzluk felaketine dikkat çekti. Yıllardır uzmanlar, büyük felakete dikkat çekiyor. Ancak bizler sorunlarımızı çözmek yerine, birbirimizle kavga etmeyi tercih ediyoruz.

Kuraklığın nasıl bir felaket olduğu hakkında, bizim neslimizin hiçbir fikri yok. Çünkü kendimize barajlar inşa ettik ve 6 – 7 yılda bir gerçekleşen kuraklıklardan fazla etkilenmedik. Ancak şimdi işler değişiyor. Artık kuraklık 6 – 7 yılda bir gerçekleşmiyor. Son üç yıldır sürekli devam eden bir susuzluk sorunumuz var. Böyle olunca barajlarımızdaki sular da yeterli olmuyor. İşin kötü tarafı uzmanların, bu yıl da kuraklıkla karşılaşacağımızı söylüyor olması.

Eskişehir büyük ihtimalle kuraklıktan en çok etkilenecek illerin başında bulunuyor. Nitekim Tarım Bakanlığı Türkiye genelinde 52 ilçede su kısıtı uygulaması başlattı ve bu 52 ilçenin 6’sı Eskişehir’de bulunuyor.

Peki çözüm ne? 

Çözüm Sayın Selma Güder’in de ifade ettiği gibi tarımda planlama yapılmasından geçiyor. Mısır gibi, pancar gibi ve ayçiçeği gibi çok su isteyen ürünleri terk edip, hububat ağırlıklı bir ziraate geçmemiz lazım. Ama bu konuda da hiçbir adım atmıyoruz. Siyaseten boş konuşmalar ve karşılıklı suçlamalar üretmenin dışında bir şey yapmıyoruz.

Sanayici de isyan ediyor

Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, Eskişehirli sanayicilerin üretimi sürdürdüklerini, ancak kârlarının her geçen gün azaldığını söyledi. 

Şimdi öyle bir memlekette yaşıyoruz ki herkes isyan ediyor. İşçi isyanda, esnaf isyanda, çiftçi isyanda, doktorundan avukatına kadar her meslek grubu isyanda. Gariban emeklileri saymıyorum bile. Normal olarak herkesin fakirleştiği bir ülkede, birilerinin zenginleşmesi gerekir. Ancak sanayicimiz de isyanda. Sanırım bu memlekette sırtını AK Parti’ye dayayan elitler hâriç herkes isyan ediyor.

Kesikbaş’ın da ifade ettiği gibi sanayicimiz üretimi artırıp, ihracat yapıyorsa, kâr oranlarının artması gerekirdi. Ancak ağır vergiler ve döviz kurunun baskılanması gibi sorunlar yüzünden sanayicimiz de para kazanamıyor. 

Şimdi birileri çıkıp “Amerika savaş açtı” gibi bahaneler üretip, suçu yine başkalarına atarak algı yaratmaya çalışacaktır. Elbette dünyada savaş olmasının bazı zararları olabilir. Ancak 4 yıldır savaşan Ukrayna’da enflasyon yıllık 8,7 ise ve Türkiye’de yüzde 50’lerde seyrediyorsa, ortada başka bir durum var demektir.

Ve bu “Başka durum” dediğimiz şey, mevcut iktidarın beceriksizliğinden başka bir şey değildir.

Türkiye’ye tuzak mı kuruluyor?

Millî Savunma Bakanlığı, İran’dan ateşlenerek Türk hava sahasına giren bir balistik mühimmatın Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirildiğini açıkladı. Bu füze, bir hafta içinde İran’dan ülkemize ateşlenen 3’üncü füzeydi. 

“Bizim S-400’lerimiz nerede?” diyerek hükümetimizi aşağılamak istemiyoruz. Zaten utanç içindeler. Mesele söz konusu füzelerin gerçekten de İran tarafından ateşlenip ateşlenmediği. İran tarafından ateşlendiyse de gerçekten Türkiye’yi mi hedef aldığı yoksa yanlışlıkla hava sahamıza mı girdiği.

Orta Doğu’da çok büyük bir savaş oluyor ve Amerika – İsrail ittifakı için bu savaş, istedikleri gibi gitmiyor. Yani katil Netenyahu Hükumeti ve pedofil ortağının evdeki hesapları, çarşıya uymamış durumda. Bu durumda İsrail Türkiye’yi İran’a karşı kışkırtmak isteyebilir. Özetlemek gerekirse savaştaki tarafsızlığımızı korumalı ve bize karşı kurulan tuzaklara karşı dikkatli olmamız lazım.

İmamoğlu aylar boyunca konuşamayacak

Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart darbesiyle hapishaneye atılmasının üzerinden koskoca bir yıl geçti. Nihayet konuyla ilgili bir dava açıldı ve İmamoğlu hakkındaki iddialara cevap verebilmek için hâkim karşısına çıktı.

Ne tuhaf bir ülkede yaşıyoruz; Cumhurbaşkanı adayının zindana tıkılmasını savunan aynı çevreler, vatan haini Apo’nun salıverilmesi için yoğun bir çaba harcıyorlar. 

Bu arada Ekrem İmamoğlu hakkında da pek çok suçlamanın AK Basın tarafından yapıldığını görüyoruz. İmamoğlu’nun casus olduğu, zimmetine para geçirdiği, bir voleybolcu kızla eşini aldattığı gibi iddiaları her gün basında okumak mümkün. 

Şimdi İmamoğlu’nun bu iddialara yanıt vermesi gerekecek. Ancak anlaşılan o ki, İmamoğlu’nun savunma yapmasına daha 6 – 7 ay izin vermeyecekler. Önce 6 – 7 ay boyunca mahkeme salonuna çıkan kişiler İmamoğlu hakkında suçlamalarda bulunacak. İmamoğlu ise orada put gibi ayakta bekletilecek. Tek kelime etmesine müsaade edilmeyecek.

Tabii bu arada 6 – 7 ay boyunca AK Basın iddialara dillendirecek ve “Gördünüz mü, İmamoğlu cevap bile veremiyor” diyecekler. Hâlbuki ki İmamoğlu’nun savunma yapmasına izin verilmeyeceğini gizleyecekler. 

Açık konuşmak gerekirse önümüzde Cumhurbaşkanı adayının itibarının aylarca kirletileceği ve kendisinin tek kelime cevap vermesine izin verilmeyeceği bir süreç bizi bekliyor. Alın size tarafsız hukuk sistemi…

Söke Söke alalım

Şampiyonluk yolunda emin adımlarla ilerleyen Eskişehirspor, bugün deplasmanda Söke karşısında ter dökecek. Ligin bitmesine sadece 6 hafta kaldı. Bu 6 maçtan birini, 8 puan önümüzde bulunan Kütahya ile ATATÜRK Stadında oynayacağız. Bu hafta Kütahyaspor ise evinde Oktaş Uşakspor’u konuk edecek. Kütahya’nın rakibi biraz daha güçlü olmasına karşın, onlar da kendi evlerinde oynama avantajına sahipler.

Eskişehirspor ligin ilk haftalarında gereksiz puan kayıpları vermesinin cezasını çekiyor. Ancak umutlarımız da tükenmiş değil. Kalan 6 hafta içerisinde Kütahya’nın 4 puan kaybetmesini bekleyeceğiz ki, kendi evimizde oynayacağımız Kütahya maçının bir anlamı olsun.
Ben Eskişehirsporlu futbolcularımıza güveniyorum. Söke maçını da söke söke alacaklarına inanıyorum.

Tarihte Bu Hafta
12 Mart unutuldu

Bundan 55 yıl önce 12 Mart 1971’de Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi, hükümete bir muhtıra vererek Süleyman Demirel hükümetinin istifasına yol açtı. Resmî söylemde amaç, artan siyasi şiddeti ve istikrarsızlığı durdurmaktı. Ancak fiili sonuçları açısından bakacak olursak 12 Mart muhtırası Türkiye’de düzen ve istikrarı sağlamadığı gibi, siyasal şiddetin daha da artmasına neden oldu.

Elbette 12 Mart’ı, “Bir grup asker, gece yarısı karar verip, demokrasiye darbe vurdu” diye basitleştiremeyiz. Nitekim 12 Mart’tan 3 gün önce 9 Mart’ta sosyalist görüşlü bir klik, darbe yaparak demokrasiyi askıya almaya kalkmışlardı. Bu arada yükselen sol hareketin içinden, teröre yönelen ciddi gruplar bulunuyordu. Dolayısıyla 12 Mart’tan önce demokrasi, açık bir tehdit altındaydı.

Ancak 12 Mart’ın getirdiği düzen, Türkiye’nin daha da karmaşık bir sorunlar yumağına dönüşmesine neden oldu. 1961 Anayasası iyice askıya alındı ve siyasal düzen, askeri vesayet altında şekillenmeye başladı. Özellikle temel hak ve özgürlüklerde daralma, baskılar, tutuklamalar ve muhalefetin sınırlandırılması dikkat çekti.

Özet olarak 12 Mart, Türkiye’de düzen arayışı adı altında demokrasinin alanını daraltan bir askerî müdahaledir. Memlekete hiçbir faydası olmadığı gibi, sorunların daha da ağırlaşmasına neden olmuştur. 
Türk Milleti olarak darbelerden, muhtıralardan ve “Tek Adam” rejiminden çok çektik. Demokrasimize ve Cumhuriyetimize sahip çıkmaktan başka çaremiz bulunmadığını artık anlamalıyız.

Kerem Akyıl

Haberin Linki: https://www.anadolugazetesi.com/makale/eskisehir-de-yaklasan-felaket.html 

Okunma Sayısı: 1