ANKA HABER AJANSI: ZİRAAT MÜHENSİDLERİ ODASI BAŞKANI BAKİ REMZİ SUİÇMEZ, TARIMDA 2025 YILINI DEĞERLENDİRDİ: GEREK ÜRETİCİLER GEREKSE TÜKETİCİLER AÇISINDAN ÇOK ZOR BİR YIL OLDU-2 OCAK 2026

ANKA HABER AJANSI: ZİRAAT MÜHENSİDLERİ ODASI BAŞKANI BAKİ REMZİ SUİÇMEZ, TARIMDA 2025 YILINI DEĞERLENDİRDİ: GEREK ÜRETİCİLER GEREKSE TÜKETİCİLER AÇISINDAN ÇOK ZOR BİR YIL OLDU-2 OCAK 2026
MERKEZ
02.01.2026
 

Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez, “2025 yılı tarım ve gıda alanında ülkemiz açısından, gerek üreticiler gerek tüketiciler açısından çok zor bir yıl oldu. Bize göre şu anda 2026-2025’ten daha zor geçecek. Tarımdaki sorun teknik değildir, iklimin etkileri vardır ama sorun politika tercihlerindedir. Üretimden yana değil, ranttan yana, üreticiden yana değil, büyük şirketlerden yana olan politika tercihleriyle biz tarımda kendi kendimize yeterli olma beklentimizi maalesef gerçekleştiremiyoruz” dedi.

Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, tarımda 2025 yılına ilişkin ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu. 2025’in hem üretici hem tüketici açısından çok zor geçtiğini belirten Suiçmez, eğer genel ve tarım politikalarında köklü değişikliklere gidilmezse 2026 yılının çok daha zor geçeceğini söyledi.

“Don zararlarının bir kısmı tarım sigortalısı kapsamında karşılandı”

TÜİK’in verilerine işaret eden Suiçmez, şunları kaydetti:

“TÜİK’in açıkladığı bitkisel üretim tahmininde, hepimiz için stratejik bir ürün olan buğdayda 22 milyondan 20 milyon tonlara düşmüştük. 19,7’lik bir tahmin ve son tahmin bunu 17,9’lara düşürdü ki biz daha da aşağı olacağını söylemiştik. Bu şu demek; dahilde işleme rejimi dışında buğdayda ithalata devam edilecek. Hayvan yemi boyutunda çok önemli. 9,2 milyon ton üretim geçen yıl 8 milyona düşmüştü, bu yıl 6 milyona düştü. Arpada yem maliyetlerinin hayvancılık boyutunda ithalatla karşılanması gibi yanlışın devamı anlamına gelecek. Meyvelerde çok ciddi don zararı oldu. TÜİK’in rakamlarında da kayısıda, kirazda yüzde 75’lerin üstünde, antepfıstığında, fındıkta, elmada, hemen hemen tüm meyvelerde… Don zararlarının bir kısmı tarım sigortalısı kapsamında karşılandı, 23 milyar lira. TARSİM’li olmayıp Çiftçi Kayıt Sistemli (ÇKS) olanlara da hasarlarının bir kısmının ödenmesi gündeme geldi. 46 milyarlık bir zirai don zararı karşılandı. Ancak üreticilerin, yaklaşık 5 milyon üreticinin ÇKS’ye kayıtlı miktarı 2,3 milyon civarı. ÇKS’si olmayan üreticilerin meyvedeki zararları maalesef karşılanamadı.”

“Kuraklık bu yıl daha da yakıcı bir şekilde bizleri etkiledi”

Kuraklık geçen yıl vardı, bu yıl daha da yakıcı bir şekilde bizleri etkiledi. Özellikle yağışa bağlı kuru tarım arazilerinde, buğdayda, arpada, mercimekte, nohutta, ayçiçeğinde çok ciddi verim azalışları ve rekolte düşüşleri yaşandı. Bu da şu anlama geliyor: Kırmızı mercimekte örneğin yüzde 58, yeşil mercimekte yüzde 58, kırmızı mercimekte yüzde 38, nohutta yüzde 26’lık azalma. Yurt dışından bakliyat alımının da artarak devam edeceği anlamına gelir. Hayvancılık boyutunda çiğ süt referans fiyatı hep tartışıldı. Ulusal Süt Konseyi’nin en son Aralık’ta açıkladığı maliyet 19 lira, alım fiyatı 19,6 lira.

“Destekler maalesef yine yetersizdi, yine geç ödendi”

Dişi hayvanların kesime gitmesi, hayvan varlığının azalması sorunu ve ‘et ithal etmeyeceğiz’ denilmesine rağmen gerek canlı hayvan, gerek hazır et ithalatı önümüzdeki yıl da devam edecek. Bu aşamada Et Süt Kurumu’nun görevi üreticiyi korumakken belli şirketlerle yurt dışından getirilen et de tartışma konusu. Bu etik bir sorun değildir, bu aynı zamanda soruşturulması gereken bir sorundur. Destekler maalesef yine yetersizdi, yine geç ödendi. Enflasyonun tahminlerini tutmayarak yüzde 31 olarak gerçekleşeceği ortamda, gelecek yıl verilecek destekler yüzde 24 artışla 135 milyardan 168 milyara çıktı. Tarım Kanunu’nun 21. maddesi gereği Gayri Safi Milli Hasılanın en az yüzde 1’i devreye girseydi olması gereken 722 milyardı.

“Tarımsal üretim planlamasında ciddi sorunlar olduğunu yaşayarak gördük”

Tarımsal üretim planlaması için veri gerekir. 2001’den beri yapılmayan tarım sayımı TÜİK ve Bakanlık arasında yapılıyor. 2026’da da ilk sonuçlarını bekliyoruz. Gerek beyana dayalı olması gerek uydu görüntüleriyle esas olarak sayımın yapılması, arazide gerekli ölçümlerin yapılamaması tarım sayımı konusunda da bizlerde soru işareti oluşturuyor ama güncel sağlıklı veri için önemli. Tarım sayımı yapılmadan tarımsal üretim planlamasına geçilmişti. Tarımsal üretim planlamasında ciddi sorunlar olduğunu yaşayarak gördük.

“Çiftçinin takipteki borcu yılbaşında 4 milyarken 11 milyara çıktı”

Yüksek girdi maliyeti, düşük gelir boyutunda çiftçi tarladan, üretimden çekilirken, üst üste iki yıl ekilmeyen arazilerin kiraya verilmesi uygulaması başlatıldı. Ne kadar miktar alan ne kadar miktar üretim yapıldığı da ortaya konulmadı ki bu yaşanan köklü sorunun çözümü için yeterli değildi. Bu aşamada çiftçiler alım fiyatlarının yine baskılandığı, gerek kamu kuruluşları gerekse sözleşmeli üreticilikle sanayici ihracatçı boyutunda zarar ederken mecburen banka kredisi kullanmak zorunda kaldı. Çiftçinin bankalara olan kredi borcu 1,2 trilyona yükseldi. Çiftçinin takipteki borcu ise yılbaşında 4 milyarken 11 milyara çıktı.

“Tarımsal üretim alanları korunmadan üretim olmaz”

Tarımsal üretim alanları korunmadan üretim olmaz. Bu anlamda da 2025’te çıkan bir torba yasayla maalesef iklim kanununa göre fosil yakıtlar yasaklanması gerekirken termik santraller için ilk defa zeytinliklerle ilgili yasa değiştirildi. Meralar, ormanlar, tarım alanları enerji yatırımlarına, maden yatırımlarına açıldı. O konuda da anayasal ve yasal görevi toprakları, zeytinlikleri, meraları korumak olan Tarım ve Orman Bakanlığı sessiz kaldı.

“Gelecek dönemde de meyvecilikte ciddi bir sorun yaşayacağız”

Veteriner hizmetlerindeki artışın yüzde 70’lerde olduğu bir ortamda, biz zirai dona karşı belli önlemler aldık ama gelecek dönemde de meyvecilikte ciddi bir sorun yaşayacağız. Bu, kendi kendimize yeterli olduğumuz, ihraç ettiğimiz meyvelerde de sorun yaşamamız, ihracat gelirlerinin de azalması anlamına gelecek. Bu aşamada bize şu dayatılıyor; ülkede iklime bağlı olarak, dona, kuraklığa bağlı olarak, şap hastalığına bağlı olarak üretim düştü. Dolayısıyla sorun yapısal değildir, ekonomik değildir, iklimseldir. Biz de diyoruz ki; uzun yıllardır buğday ekim alanları ve verim düşüyorsa, meyvecilikteki bu yıl yaşadığımız zirai donun etkileri gerçekten ortadayken, şap hastalığı 81 ilde hayvan pazarları kapatıldı, zararımız ne? Açıklanmadı. Peki bu zararı gidermek için ne yapılıyor? Şu anda herhangi bir somut önlem yok.

“Yeterli, ucuz, sağlıklı gıdaya erişim anlamında sorunlar devam edecek”

Çiğ süt referans fiyatı açıklanan maliyetle verilen fiyatın artık birbirine eşit olduğu bir ortamda, hayvanların kesime gitmesi, yemde dışarıya bağımlılık, mazotta, gübrede, tohumda, ilaçta artan maliyetlerin olduğu bir ortamda çözüm; üretim alanlarını korumak, üreticiyi korumak, üreticiyi alandan tutmak, alım fiyatları üstünden kar etmesini sağlamak ve üretimde devamlılığı yürütmek iken, çözüm maalesef girdilerin dışında şu anda hububat, bakliyat, yağlık tohumlar, et dahil olmak üzere, dışarıya bağımlı ithalat politikalarının devam edeceği anlamına geliyor. İthalat çözüm değil. İthal edilen etlere rağmen et fiyatlarının düşmediği bir ortamda, özellikle tüketici gelirlerinin düşük olması, 22 bin liradan 28 bine çıkarılan asgari ücretin açlık sınırının altında olması, tüketicilerin de yeterli, ucuz, sağlıklı gıdaya erişimi anlamında sorunların devam edeceğini gösteriyor. Bu anlamda merdiven altı sağlıksız ürünlerin tüketilmesi, tarımdan yapılan tasarruf, çiftçiden yapılan, tüketiciden yapılan tasarrufun sağlık sorunları olarak bizlere dönmesine neden olacak.

Olağanüstü koşullarda kuraklık, don, şap hastalığı, kahverengi kokarca, dolu gibi özel önlemler alınması gerekirken, ek ekonomik ve tarımsal paketlerin açıklanmadığı, genel destek düzeyinin son derece düşük kaldığı, desteklerin yine geç ödendiği, alım fiyatlarının yine baskılanacağı, hal yasası gündeme getirilmesine rağmen tedarik zincirinin kısaltılmadığı, geniş halk kesimlerinin gelir dağılımında talebi karşılayacak düzeyde gelirinin olmadığı bir ortamda bizlere tarımda büyüme masalları anlatılmasın dedik.

“Bize göre şu anda 2026 yılı 2025’ten daha zor geçecek”

Bu ülke 2001’de çok büyük bir ekonomik kriz yaşadı ve tarım 14,3 küçülmüştü. Bu dönemin 2025’in ilk çeyreğinde, ikinci çeyreğindeki küçülmelerden sonra en derin küçülme yüzde 12,7 ile tarımda yaşandı. Tarım küçülüyorsa, üretim miktarları azalıyorsa ve gelir dağılımının açıklandığı bir ortamda en düşük gelir çiftçilere aitse 237 bin yıllık, yani yıl içinde aya bölersek, asgari ücretin altındaysa, her türlü koşullar zorluğa rağmen üreten çiftçi kar edemiyorsa, nüfusu yaşlanıyorsa, köye yönelik sağlık ocağı, okul dahil önlemler alınmıyorsa, çiftçinin üretim alanından çekilmesinin sorunu yapısaldır, iklimsel değildir. Bu nedenle de gerek taklit gıda listelerinin açıklanması, gerekse merdiven altı üretimin ister istemez düşük gelir nedeniyle gerçekleştiği bir ortamda, kamusal denetimin yetersizliği nedeniyle pestisit, aflatoksin sorunlarının gümrükten dönen gıdalarda tartışıldığı, iç tüketimde yeterli açıklamaların yapılmadığı bir ortamda, üretim alanı, üreticiyi destekleme, üretimi destekleme, tüketiciyi destekleme, gıda tedarik zincirini kısaltma, dışarıdan gümrük vergilerini sıfırlayarak ya da azaltarak ithalat yapma kolaycılığına kaçmama, iç piyasada fiyatlar yükselecek diye ihracat yaptığımız limon gibi, yumurta gibi, salça gibi, domates gibi ürünlerde ihracat kısıtlamalarına gitme yanlışlığına düşmemek gerekir ki, bize göre şu anda 2026-2025’ten daha zor geçecek.

“Tarım bir milli güvenlik sorunuysa tarımdan tasarruf edilemez”

Sorun teknik değildir. İklimin etkileri vardır. Sorun politika tercihlerindedir. Üretimden yana değil, ranttan yana, üreticiden yana değil, büyük şirketlerden yana olan politika tercihleriyle biz tarımda kendi kendimize yeterli olma beklentimizi maalesef gerçekleştiremiyoruz. İthalat çözüm değil. Tarım bir milli güvenlik sorunuysa tarımdan tasarruf edilemez. Ekonomi politikaları, tarım politikaları, kamu denetimi, özelleştirmelerin bitmesi, girdilerde ve temel ürünlerde ithalatın bitmesi, desteklerin olması gereken düzeye arttırılması gibi kamucu tarım politikalarına geçilmediği sürece maalesef tarım ve gıdada üretici ve tüketici olarak hepimizi çok daha zor günler beklemekte. Oysa Türkiye doğru politikalarla, doğru ekonomik tercihlerle, doğru tarım politikası tercihleriyle, tarımsal varlığı, üreticisi, teknik bilgisi, mühendisliğiyle bu sorunları aşabilecek kapasitededir. Bu nedenle ekonomi politikaları, yönetim krizi dahil olmak üzere politika tercihlerinin 2026’da tümden değiştirilmesi gerekir ki üreticimiz de, tüketicimiz de hepimiz mutlu bir ülkede hem üretelim hem de sağlıklı, ucuz, yeterli bir şekilde tüketelim.”

Haber: Halil YATAR
Kameraman: Yasin KABADAYI

Haberin kaynağına ulaşmak için lütfen TIKLAYINIZ.

Okunma Sayısı: 110