Bİ'NEVİ GAZETE: GIDA FİYATLARINA SAVAŞ DARBESİ…- 28 MART 2026

Bİ'NEVİ GAZETE: GIDA FİYATLARINA SAVAŞ DARBESİ…- 28 MART 2026
MERKEZ
28.03.2026
 

ABD–İsrail–İran hattındaki gerilim küresel enerji ve tedarik zincirlerini sarsarken, kullanılan gübre ve mazotta bağımlılığı yüzde 90’a ulaşan Türkiye’de, zaten yüksek seyreden gıda enflasyonu daha da yukarı yönlü baskı altına giriyor. Tarım uzman ve akademisyenlerine göre risk yalnızca zam değil; aynı zamanda arz daralması ve kalıcı bir “sofra küçülmesi”.

Orta Doğu’da tırmanan savaş, petrol fiyatlarından gübre arzına kadar tarımın tüm girdilerini etkileyerek küresel üretimi tehdit ederken gıda enflasyonun katılaştığı, tarladaki ürünün fiyatı ile tezgahtaki fiyat farkının sürekli açıldığı, ne üreticinin ne de tüketicinin memnun olduğu Türkiye tarım sektöründe farklı risklerin gündeme geleceğine işaret ediyor.

Zira Türkiye’de yüzde 90’ı aşan gübre hammaddesi bağımlılığı, artan maliyetlerin gıda fiyatlarına daha sert yansımasına neden oluyor. Savaşın etkisi, enerji fiyatlarından gübre arzına, lojistik hatlardan üretim tercihlerine kadar uzanan zincirleme bir kırılma yaratıyor.

Tarım sektörünün en kritik girdilerinden biri olan enerji, bu kırılmanın ilk halkasını oluşturuyor. Petrol fiyatlarındaki artış; traktörden hasat makinalarına, sulamadan taşımaya, gıda işleme tesislerinden soğuk zincire kadar tüm üretim süreçlerini doğrudan etkiliyor. Bu durum, üretimin her aşamasında maliyetlerin yükselmesine yol açıyor.

Enerji krizi gübreyi vurdu

Enerji fiyatlarındaki artışın en kritik yansıması ise gübre sektöründe görülüyor. Azotlu gübre üretiminde temel girdi olan doğalgaz fiyatlarının yükselmesi, üretim maliyetlerini küresel ölçekte artırıyor.

Körfez bölgesi, küresel gübre arzında stratejik bir konumda bulunurken, savaş bu bölgedeki üretim ve sevkiyatı doğrudan etkiliyor. Denizcilik verilerine göre Körfez ülkeleri küresel gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sini oluştururken, üre üretiminin önemli bölümü bu coğrafyada yoğunlaşıyor.

İran’ın Katar’daki enerji ve sanayi tesislerine yönelik saldırıları sonrası QatarEnergy’nin üretimi durdurması, piyasadan ciddi miktarda arzın çekilmesine neden oldu. Hürmüz Boğazı’nda artan riskler ise amonyak ve üre taşımacılığını sekteye uğratarak küresel tedarik zincirinde kırılma yaratıyor.

Fiyatlar sıçradı, üretim kararları değişiyor

Savaş öncesinde ton başına 430-490 dolar seviyesinde olan üre fiyatı 700 doların üzerine çıkarken, Türkiye’de son bir ayda 21-25 bin lira olan ton fiyatı 34-35 bin liraya kadar yükseldi.

Uzmanlar, bu artışın sadece maliyet değil, üretim desenini de değiştireceğine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre çiftçiler, yüksek maliyetler nedeniyle daha az gübre gerektiren ürünlere yönelebilir.

Bu durum, özellikle buğday ve mısır gibi temel ürünlerde verim düşüşü riskini beraberinde getiriyor.

Türkiye’de kırılgan yapı daha da baskı altında

Türkiye’de gübre hammaddelerinde dışa bağımlılık yüzde 90’ın üzerinde bulunuyor. Azotlu, fosforlu ve potasyumlu gübrelerin üretiminde kullanılan temel girdiler büyük ölçüde ithal ediliyor ve döviz kuruna bağlı maliyet baskısı yaratıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında gübre üretimi yüzde 3 azalırken, tüketim yüzde 6 geriledi. Bu düşüş, çiftçinin yüksek fiyatlar nedeniyle kullanımını kısmaya başladığını gösteriyor.

Aynı dönemde mazot fiyatlarının 75-80 lira seviyesine çıkması, üretim maliyetlerini daha da ağırlaştırıyor. Çiftçil artan maliyetler karşısında üretimi sürdürebilmenin giderek zorlaşmasında şikayetçi…

Savaşın bir diğer kritik etkisi lojistikte yaşanıyor. Hürmüz Boğazı’nda artan gerilim, küresel gübre ve enerji taşımacılığının en önemli hatlarından birini risk altına sokuyor.

Artan gübre ve enerji maliyetleri, üretimden tüketime kadar tüm zincirde fiyatları yukarı çekiyor. Bu durum, halihazırda yüksek seyreden gıda enflasyonunu daha da artırma riski taşıyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre dünya tarımı yılda 190 milyon tonun üzerinde gübre kullanımına dayanıyor. Bu sistemde yaşanacak aksaklıklar, verim kaybı ve üretim düşüşü yoluyla doğrudan gıda krizine dönüşebiliyor.

“Çiftçi  üretim kararlarında ciddi bir belirsizlikle karşı karşıya”

Savaşın Türkiye tarımsal üretimi ve gıda fiyatlarına etkisini ele alan Bloomberg Businessweek Türkiye’nin sorularını yanıtlayan sektör uzmanları ve akademisyanler, ABD–İsrail–İran hattındaki gerilim küresel enerji ve tedarik zincirlerini sarsarken, Türkiye’de zaten yüksek seyreden gıda enflasyonu daha da yukarı yönlü baskı altına girdiğine dikkat çekiyor.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi  Prof. Dr. Bülent Gülçubuk’a göre risk yalnızca zam değil; aynı zamanda arz daralması ve kalıcı bir “sofra küçülmesi”.

Türkiye, küresel gerilimlerden bağımsız olarak dahi yüksek bir gıda enflasyonu sürecinden geçiyor. Şubat 2026 itibarıyla yıllık TÜFE yüzde 32, gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonu ise yüzde 36,44 seviyesinde. Şubat ayında gıda grubunda aylık artış yüzde 6,90 olup, özellikle sebze ve beyaz et fiyatlarının öne çıktığını belirtiyor.

Aynı dönemde tarımsal girdi fiyatları yıllık yüzde 30,59, tarım ürünleri üretici fiyatları ise yüzde 40,10 artmış durumda.

Prof. Dr. Bülent Gülçubuk’a göre bu tablo, savaşın “yeni bir enflasyon yaratmadığını”, aksine zaten yüksek olan maliyet baskısını daha da artıran bir çarpan etkisi yarattığını ortaya koyuyor. Bu ortamda çiftçi ise üretim kararlarında ciddi bir belirsizlikle karşı karşıya kalıyor.

Fiyatların artacağı kaygısı yerinde bir kaygı

Gıda fiyatlarının savaşın uzamasıyla daha da artacağı yönündeki endişeyi Gülçubuk net bir şekilde “haklı ve rasyonel” olarak değerlendiriyor. Çünkü savaş; enerji, gübre, akaryakıt, lojistik ve kur kanallarıyla doğrudan tarım sektörünü etkiliyor.

Hürmüz Boğazı’nın küresel petrol ve LNG ticaretindeki kritik rolü, aynı zamanda gübre ticaretinin önemli bir bölümünü etkilemesi, bu riskin boyutunu büyütüyor. Nitekim Brent petrol fiyatı mart ayında yaklaşık yüzde 65 artarak 119,5 dolar/varil seviyesine ulaştı.

Türkiye’nin enerji ve tarımsal girdi bağımlılığı ise bu etkiyi daha da derinleştiriyor. Özellikle gübre sektöründe girdilerin yüzde 70’inden fazlasının ithal olması, fiyat artışlarını kaçınılmaz hale getiriyor.

Zincirleme etki

Savaşın en hızlı etkisi akaryakıt fiyatlarında görülüyor. Şubat 2026’da akaryakıt fiyatları bir ayda yüzde 4,52 artarken, bu artışın yalnızca ulaşımı değil; sulamadan hasada, lojistikten market rafına kadar tüm zinciri etkilediği vurgulanıyor.

Özellikle sebze-meyve, süt ve et ürünleri gibi soğuk zincire bağlı ürünlerde maliyet artışı daha sert hissediliyor. Bu durum en çok sabit gelirli kesimleri etkiliyor.

Gübre tarafında ise etkiler daha kalıcı. Savaş sonrası üre fiyatlarının yüzde 30–35 artması, üretim maliyetlerini doğrudan yukarı çekiyor. Gübre kullanımının azalması ise ilerleyen dönemde verim kaybı ve arz daralması riskini beraberinde getiriyor.

Sofrada daralma kaçınılmaz mı?

Gülçubuk’a göre savaşın yurttaşa etkisi en çok “mutfak enflasyonu” üzerinden hissedilecek. TÜİK sepetinde gıdanın payının yüzde 24,44 olması, bu kalemdeki artışların genel enflasyonu güçlü biçimde yukarı çektiğini gösteriyor.

Basit bir hesapla, gıda enflasyonuna eklenecek 10 puanlık artış manşet enflasyona yaklaşık 2,44 puan ekliyor. Bu da özellikle düşük gelirli kesimler için daha az çeşit, daha küçük porsiyonlar ve daha sınırlı alışveriş anlamına geliyor.

En temel risk ise reel alım gücünün erimesi. Ücret artışları nominal olarak yapılsa bile, gıda fiyatlarındaki hızlı yükseliş sofradaki çeşitliliği azaltıyor.

Yapışkan gıda enflasyonu kalıcı hale gelebilir

Gıda fiyatlarında kalıcı bir düşüş beklentisi ise mevcut koşullarda oldukça uzak görünüyor. Çünkü fiyatlar yalnızca arz-talep dengesine değil; kur, enerji, lojistik ve girdi maliyetlerine bağlı olarak şekilleniyor.

Savaşın sona ermesi, enerji ve gübre piyasalarında normalleşme ve Türkiye’de maliyet istikrarının sağlanması düşüş için temel koşullar arasında. Ancak mevcut görünüm bu senaryonun henüz yakın olmadığını gösteriyor.

Türkiye’de uzun süredir hissedilen “yapışkan gıda enflasyonu”, savaşın etkisiyle daha da kalıcı hale gelebilir. Gülçubuk’a göre fiyatlar yükseldiğinde aynı hızla geri gelmiyor; savaş ise bu süreci daha da güçlendiriyor.

Enerji maliyetleri, lojistik, sigorta ve finansman giderlerindeki artış; yalnızca taze ürünleri değil, işlenmiş gıdadan et ve süt ürünlerine kadar geniş bir yelpazeyi etkiliyor. Bu da enflasyonun daha yaygın ve kırılması daha zor bir yapıya dönüşmesine neden oluyor.

Türkiye, gıda enflasyonu açısından benzer ülkelerden belirgin biçimde ayrışıyor. OECD ülkelerinde enflasyon yüzde 3,3 seviyelerine gerilerken, Euro Bölgesi’nde yüzde 1,9, Hindistan ve Brezilya’da ise çok daha düşük oranlar görülüyor.

Buna karşılık Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 36,44 seviyesinde. Bu farkın arkasında kur geçişkenliği, enerji bağımlılığı, tarımsal planlama eksiklikleri ve yüksek girdi maliyetleri bulunuyor.

Savaşın uzaması durumunda, düşük enflasyonlu ülkelerde etkiler sınırlı kalabilirken, Türkiye’de aynı şokun daha güçlü ve kalıcı hissedilmesi bekleniyor.

Sonuç sadece zam değil, çok boyutlu bir etki

Prof. Dr. Bülent Gülçubuk’a göre savaşın uzaması halinde Türkiye’de etkiler üç aşamada hissedilecek: Kısa vadede: Pazara ve mutfağa zam, orta vadede: Verim kaybı ve arz daralması ve  uzun vadede: Daha yapışkan ve yüksek gıda enflasyonu… Buna bir de alım gücündeki zayıflama eklendiğinde, ortaya çıkan tablo yalnızca ekonomik değil, sosyal bir etki de yaratıyor: daha küçük sofralar, daha az çeşit ve artan geçim baskısı.

“Gıda enflasyonu daha da derinleşebilir”

‘Savaşın gölgesinde tarım’ dosyamız için sorularımızı yanıtlayan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez’e göre, ABD–İsrail–İran hattında derinleşen savaş yalnızca küresel dengeleri değil, Türkiye’de zaten kronikleşmiş olan gıda enflasyonunu da daha ağır bir tabloya sürüklüyor. Ancak asıl sorun, dış gelişmelerden çok içerideki yapısal tercihlerde yatıyor.

Orta Doğu’da genişleyen çatışma ortamı, enerji ve tarımsal girdi fiyatları üzerinden küresel piyasaları etkilerken, Türkiye’de tüketicinin en yakıcı gündemlerinden biri olan gıda fiyatları için de yeni bir risk alanı oluşturuyor.

Suiçmez, iklim koşulları, savaş ya da küresel gelişmelerin etkisinin inkâr edilemeyeceğini belirtirken, “sorunun kökenine inilmeden ve tarımda tasarrufa gidilmeden kalıcı çözüm üretilemeyeceğini” ifade ediyor.

Tarımın en kritik girdileri olan mazot ve gübrede dışa bağımlılığın, savaş ortamında daha belirgin hale geldiğine dikkat çeken Suiçmez, bu kalemlerde yaşanacak küresel fiyat artışlarının doğrudan üretim maliyetlerini yukarı çekeceğini belirtiyor.

Mazottan vergi yükü kaldırılmalı

Artan maliyetler karşısında üreticinin iki seçenekle karşı karşıya kaldığını vurgulayan Suiçmez, “Çiftçi ya üretimden çekilecek ya da daha az girdi kullanarak verim kaybını göze alacak. Her iki durumda da sonuç değişmiyor: Piyasaya arz azalıyor, raf fiyatları yükseliyor” değerlendirmesini yapıyor.

Enerji maliyetlerinden lojistiğe kadar uzanan zincirin tamamında hissedilen bu artış, tüketiciye doğrudan yansıyor. Suiçmez’e göre savaş ortamında tarımsal üretimde kullanılan mazottan vergi yükünün kaldırılması gibi somut adımların atılması gerekiyor. Aksi halde maliyet baskısı kalıcı hale geliyor.

Gübre tarafında ise yalnızca ithalat vergilerinin düşürülmesi ya da ihracat yasaklarının tek başına çözüm olmadığına dikkat çekiliyor. Esas mesele, çiftçinin gübreye zamanında ve uygun fiyatla erişebilmesi. Bu sağlanamadığında verim kaybı kaçınılmaz hale geliyor.

Üretimde daralma, ithalata bağımlılık

Türkiye tarımı son yıllarda önemli bir üretim daralmasıyla karşı karşıya. TÜİK verilerine atıf yapan Suiçmez, 2025 yılında tarım sektöründe 2001 krizinden bu yana en ciddi küçülmenin yaşandığını dile getirerek, azalan üretim ve birçok üründe kendine yeterliliğin gerilemesi, gıda arz açığını büyütürken çözüm olarak ithalatın öne çıkarılması ise fiyatları düşürmek bir yana, bağımlılığı artırdığına dikkat çekiyor.

Suiçmez’e göre, mevcut politikalar devam ettiği sürece gıda fiyatlarında anlamlı bir düşüş beklemek gerçekçi değil. Zaten uzak olan bu ihtimal, savaşın etkisiyle daha da zayıflıyor.

Her dönem bir günah keçisi var

Türkiye’de yıllardır yüksek seyreden gıda enflasyonunun her dönemde farklı gerekçelere bağlandığını hatırlatan Suiçmez; pandemi, deprem, iklim ya da bugün savaş gibi faktörlerin “günah keçisi” haline getirildiğini ifade ediyor.

Oysa temel sorun değişmiyor: yerli üretimi yeterince desteklemeyen, ithalata dayalı ve üreticiyi korumayan politikalar… Bu yaklaşım sürdükçe gıda enflasyonunun “yapışkan” bir karakter kazanması kaçınılmaz görünüyor.

Birçok ülkenin olağanüstü dönemlerde tarımını güçlü şekilde desteklediğine dikkat çekilirken, Türkiye’de kamunun geri çekildiği ve tarımın büyük ölçüde piyasa koşullarına bırakıldığı eleştirisi öne çıkıyor.

Örnek olarak İspanya’yı gösteren Suiçmez, savaş gibi kriz ortamlarında bile tarımın aktif şekilde korunduğunu, Türkiye’de ise benzer bir yaklaşımın eksik kaldığını belirtiyor.

Suiçmez’in değerlendirmesinde çözüm önerileri de net:

“Tarımda yapısal sorunların giderilmesi, Yerli üretimin somut şekilde desteklenmesi, Girdi maliyetlerinin düşürülmesi, Uzun vadeli ve veri temelli planlama yapılması, Üretici ve tüketiciyi koruyan kamucu politikaların güçlendirilmesi.”

Ayrıca kuraklık, don, hastalıklar ve diğer olağanüstü koşullara karşı özel destek paketlerinin devreye alınması da gerekli.

Savaş etkili ama belirleyici değil

Ortaya çıkan tablo, savaşın tarım ve gıda fiyatları üzerindeki etkisinin inkâr edilemeyeceğini, ancak belirleyici unsurun tercihler olduğunu gösterdiğini dile getiren Suiçmez, “Türkiye’nin gıda enflasyonu sorunu, yalnızca dış şoklarla açıklanamayacak kadar derin. Bu nedenle çözüm de kısa vadeli müdahalelerden değil, üretimi merkeze alan kapsamlı bir dönüşümden geçiyor” değerlendirmesini yapıyor.

Savaşın etkisi artık cephelerle sınırlı değil

Zaten yüksek maliyet baskısı altında üretim yapan çiftçi, savaşın tetiklediği yeni fiyat artışlarıyla daha da zorlanığının altını çizen Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, özellikle gübre ve mazot kalemlerinde yaşanan hızlı yükseliş, üretimde daralma ve gıda fiyatlarında yeni bir sıçrama ihtimalini güçlendirdiğine dikkat çekiyor.

Savaşın başlamasıyla birlikte gübre fiyatlarında dikkat çekici bir sıçrama yaşandığını dile getiren Bayraktar savaşın Türk tarım sektörüne yapağı etkiyi, “Kalsiyum amonyum nitratta yüzde 26,5, amonyum sülfatta yüzde 23,3 ve üre gübresinde yüzde 19,5 oranındaki artış, üretim maliyetlerini hızla yukarı çekti. DAP gübresindeki yüzde 9,6 ve kompoze gübredeki yüzde 8,3’lük yükseliş de maliyet baskısının geniş tabana yayıldığını gösteriyor.

Artan girdi maliyetleri nedeniyle üretimin daralması, gıda fiyatlarında yeni bir artış dalgasını tetikleyebilir. Bu tablo, hem üretici hem de tüketici açısından çift yönlü bir baskı anlamına geliyor.

Savaşın etkisi artık cephelerle sınırlı değil; tarlaya, üretime ve mutfaklara kadar uzanıyor. Tarımda maliyet krizi yönetilemezse, önümüzdeki dönemin en belirleyici başlığı yine gıda fiyatları olacak” sözleriyle özetliyor.

Dar gelirli kesimler etkiyi daha ağır hissedecek

Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı Hidayet Muslu ise petrol fiyatlarındaki artış, döviz kuru baskısı, lojistikte yaşanan aksamalar, tedarik zinciri sorunları ve ticari kısıtlamalarla birleştiğinde tarımsal üretim üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu durum yalnızca maliyet artışıyla sınırlı kalmayarak üretimde daralma riskini de beraberinde getiriyor.

Artan maliyetler ve üretim baskısı, gıda fiyatlarında yeni yükselişleri tetikleyebilir. Bu sürecin devam etmesi halinde, enflasyonun ötesinde gıda arzında sorunlar, gıdaya erişimde zorluklar ve daha geniş ölçekte bir gıda krizi riski gündeme gelebilir.

Özellikle Türkiye gibi tarımsal üretimde güçlü bir potansiyele sahip ülkelerde dahi, yüksek girdi maliyetleri ve kur etkisi nedeniyle gıda fiyatlarının ulaştığı seviyeler dikkat çekiyor. Mazot ve diğer petrol türevlerindeki fiyat artışlarının döviz kuru ile birlikte daha da belirgin hale gelmesi bekleniyor.

Artan fiyatların özellikle dar gelirli kesimler üzerindeki etkisi daha ağır hissedilecek.”

Haber: Deniz DEMİR

Haber kaynağına ulaşmak için lütfen TIKLAYINIZ. 

Okunma Sayısı: 12