GIDA ENFLASYONU, SABİT GELİRİ OLAN ve EMEK GÜCÜNE DAYANAN KESİMLER İÇİN YIKICIDIR.

GIDA ENFLASYONU, SABİT GELİRİ OLAN ve EMEK GÜCÜNE DAYANAN KESİMLER İÇİN YIKICIDIR.
MERKEZ
04.06.2024

GIDA ENFLASYONU, SABİT GELİRİ OLAN ve EMEK GÜCÜNE DAYANAN KESİMLER İÇİN YIKICIDIR.

 

03.06.2024, ANKARA

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) “Enflasyon Raporu”na göre, dünya genelinde gıda enflasyonu düşüş eğilimi gösterirken ülkemizde, kontrol edilemeyen bir şekilde yükselmeye devam etmektedir. Türkiye’nin ardından en yüksek gıda enflasyonuna sahip 30 ülkenin toplam enflasyonu Türkiye’nin oranına eşittir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) “Gıda Fiyatları Endeksi” Nisan'da geçen yılın aynı dönemine göre %7,4 gerilerken, Türkiye'de gıda fiyat endeksi Nisan'da yıllık olarak yüzde 68,4 artış göstermiştir.

Küresel gıda fiyatları, temel ürünlerdeki arzların güçlü olması nedeniyle düşerken, ülkemizde her ay artmasının ekonomik, sosyal, coğrafi ve politik nedenleri vardır. Tarımsal üretim yapısındaki gelişmeler, her yıl olumsuz etkilerini yaşadığımız küresel iklim değişikliği, mazot, gübre, yem ve elektrik fiyatlarındaki artışlar, tarım alanlarının madencilik, enerji, inşaat, sanayi gibi alanlara açılması, köyden kente artarak devam eden göç, plansız üretim ve verim düsüklüğü gibi etkenler gıdada fiyat artışlarına neden olmaktadır. Gıda enflasyonunun yüksek olması, toplam harcamalarınn büyük kısmı gıda ürünlerinden oluşan sabit ve dar gelirli kesimleri daha fazla etkilemektedir. Bu durum, özellikle gıda ithalatçısı konumundaki az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin temel sorunlarından biridir.

Uzun yıllardır devam eden ve giderek derinleşen ekonomik krizin boyutu, son dönemde uygulanan politikalar nedeniyle büyümüş ve emeğiyle geçinen herkesin yaşamını olumsuz etkilemiştir. Başlangıçta kur artışı ve yüksek borçluluk olarak kendini gösteren kriz, uzun zamandan beri hayat pahalılığı, işsizlik, güvencesizlik, geçim zorluğu, yoksulluk ve açlık gibi sosyal boyutlar kazanmış durumdadır. Gelinen noktada bu durum, geniş halk kesimlerinin en önemli sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Asgari ücretin açlık sınırının altında olduğu ülkemizde gıda harcamaları, çok büyük bir kesim için en büyük harcama kalemidir ve hane bütçesinde önemli bir paya sahiptir. Yükselen döviz fiyatları ve artan işsizlikle birlikte gıda enflasyonundaki artış vatandaşın alım gücünü büyük ölçüde azaltmaktadır. Bu durum, vatandaşın gıda alışverişinde öncelikli olarak fiyat kriterini baz almasına ve hangi ürün, nerede ucuzsa oraya yönelmesine neden olmaktadır. Burada karşımıza iki büyük sorun çıkmaktadır; birincisi neredeyse hammadde fiyatına satılan, merdiven altı veya kayıt dışı şekilde uygun olmayan koşullarda üretilen gıda maddeleri, ikincisi ise taklit ve tağşişdir. Her iki durum da halk sağlığı açısından risk teşkil etmektedir. Gıda güvenliğine yönelik yoğun tartışmaların olduğu, her gün başka bir gıda zehirlenmesi ve gıda ürünlerinde taklit/tağşiş haberi ile karşılaştığımız günleri yaşıyoruz. Yurttaşlar indirim günlerini takip edip hangi ürün nerede daha uygun fiyatlı diye araştırıyor. Halk ekmek büfelerinin, Et ve Süt Kurumu satış yerlerinin önünde uzun kuyruklarda çoğu zaman saatlerce bekliyor. Pazarın kapanma saatlerine yakın alışverişe giden hatta ne yazık ki, pazar toplandıktan sonra geride kalanları toplamak zorunda kalan yurttaşlarımızı da görüyoruz. Sabit ve dar gelirli vatandaşımız, artık 3-5 kuruş ucuz ürün satın alarak bütçesini denk getirme derdindedir. Sonuç olarak üzülerek diyoruz ki; enflasyon, sabit gelire sahip ve emek gücüne dayanan kesimler için yıkıcıdır.

Yüksek gıda enflasyonu sonucunda et ve süt ürünleri, yumurta, yağ, bakliyat, şeker gibi temel gıdalar ulaşılması zor ve neredeyse lüks tüketim malı haline gelmiştir. Şu an ülkemizde yeterli ve dengeli beslenemeyen yüzbinlerce insanımız, açlık snırında yaşarken temel ihtiyaç maddelerine bile ulaşamamakta, çocuklar okula aç gitmek durumunda kalmaktadır. Aynı zamanda, dar gelirli ailelerin sofralarında, çocukların bedensel ve zihinsel gelişim için gerekli olan proteince zengin gıda miktarı azalmakta, buna karşılık daha ucuz ve sağlıksız olan karbonhidratça zengin gıda oranı artmaktadır.

Diğer yandan, gıda sektörüne hammadde sağlayan çiftçilerimiz de her geçen gün üretimden kopmaktadır. Mazot, gübre, ilaç ve yem gibi temel girdi fiyatlarındaki olağanüstü artışlar sonucu, çiftçi ürettiği ürünü maliyetin altında satmak zorunda kalmıştır. Bir yıllık emeğinin karşılığını alamadığı gibi zarar etmektedir. Dolayısıyla, almış olduğu kredileri ödeyemez hale gelmiştir, her geçen yıl borçları artmaktadır, sorunların içinden çıkamamaktadır. Bu olumsuz gidişatın doğal sonucu olarak, çiftçimiz üretimi terk etmektedir. En kısa zamanda tarımsal üretimde yeterli ve etkili önlemler alınmaz ise gıdaya ulaşmakta daha da zorlanacağımız günler çok yakındadır. Gıda egemenliğimiz çok büyük yara alacak ve gıdada tam anlamıyla dışa bağımlı hale geleceğiz.

Bahsettiğmiz büyük sorunların çözümü için önerilerimizi sıralamak isteriz:

  • Fiyat artışı ve hayat pahalılığı anlamına gelen enflasyonun düşürülmesi için uygun para ve maliye politikaları oluşturulmalıdır.
  • TL‘nin değer kaybının önüne geçilmeli ve her geçen gün halkın cebindeki paranın erimesine izin verilmemelidir.
  • Tüm gıda maddelerinde KDV oranı %1`e çekilmelidir.
  • Gıda maddeleri üretiminde kullanılan temel girdi fiyatları düşük tutularak maliyetler indirilmeli, üretim artışı desteklenmelidir. Çiftçilik ve besicilik yapan insanlarımız desteklenmeli, üretimde kullandıkları mazot, gübre, tohum, ilaç, yem gibi girdiler sübvanse edilmeli, emeklerinin karşılığını alarak üretime daha bir istekle sarılmaları sağlanmalıdır. Tarımsal üretimde kullanılan mazotta ÖTV kaldırılmalı, KDV indirilmelidir.
  • Küçük aile işletmeleri ile özerk ve güçlü kooperatifler önemli bir fırsat olarak görülmeli, somut olarak desteklenmeli, işlevleri ve değerleri arttırılmalıdır.
  • Arazi Kullanım Planlaması yapılarak tarımsal üretim alanları amacı dışında kullanılmamalıdır.
  • Açıklanan çok yıllık desteklerle tarımsal üretim planlaması yapılmalı, öncelikle temel ürünlerde yeniden kendimize yeterli duruma gelinmelidir.
  • Hayvansal üretim artırılmalıdır. Türkiye’de hayvancılık ve hayvansal üretime ilişkin sağlıklı istatistiksel veri bulunmadığı için en kısa sürede genel tarım-hayvancılık sayımı yapılmalıdır. Hayvancılık işletmelerinin profesyonel olarak işletme tanımı yapılmalı, küçük ölçekli aile işletmeleri korunarak kârlı çalışmaları teşvik edilmelidir. Koruyucu hekimlik önlemlerinin arttırılması yönünde işletmeler teşvik edilmeli, bu önlemler üretici keyfiyetine bırakılmamalıdır. Hayvan hastalıklarının eradikasyonu ile ilgili var olan programlar, yetiştiricinin uyum sağlayacağı şekilde güncellenmeli ve arî hayvancılık işletmelerine verilen destekler arttırılmalıdır. Buzağı ölümlerinin önüne geçmek için, kuru dönemde gebe ineklere ve doğumdan hemen sonra buzağılara yapılan aşılar, devlet tarafından karşılanmalı, kamu veteriner hekimleri ve serbest veteriner hekimler tarafından yapılmalıdır. Buzağılara verilecek olan destek miktarı da arttırılmalıdır. Gıda kayıplarını ve hayvan hastalıklarının yayılmasını önlemek amacıyla, kurban kesimleri, seferberlik halinde denetlenmelidir.
  • İklim değişikliğinin uzun vadeli olumsuz etkileri dikkate alınarak modern sulama yatırımları artırılmalı, planlama yapılmalı ve maliyetler düşürülmelidir.
  • Fiyat dalgalanmalarının olumsuz etkilerini azaltmak için hükümet acil olarak; kayıt dışılığı azaltmalı, toprak analizleri yaptırarak bölgelerde üretilebilecek ürünleri belirlemeli, arz talep dengesizliğini ortadan kaldırmak amacına yönelik alım garantili üretim yaptırmalıdır. Bunun yanısıra, çiftçiler maddi olarak desteklemeli ve eğitim vermeli, çiftçileri üretimden uzaklaştıran olumsuzlukları düzeltmelidir. Kooperatiflere müdahale edilmemeli ve destekler artırılmalıdır. Üretici kooperatiflerinin yanı sıra tüketici kooperatifleri de yaygınlaştırmalı, lojistik kayıpların azaltılmasını sağlamalı ve ithalatçı politikalardan vazgeçmelidir.

Sonuç olarak, meralarımızı ve tarım arazilerimizi korumadan ve sürdürülebilir kılmadan, çiftçilerimizi eğitip sözde değil emeklerinin karşılıklarını alabilecekleri şekilde destekleyip yeniden üretime yöneltmeden, biyoçeşitliliğe ve yerel tohumlarımıza sahip çıkmadan, güçlü üretici, tüketici ve dağıtıcı kooperatiflerin yaygınlaştırılmasını sağlamadan, ülkemizi ithalat sarmalından kurtarmadan, gıda egemenliği ilkelerine dayalı bir tarım politikasını derhal hayata geçirmeden gıda enflasyonuna dur diyemeyiz ve bu konuyu ne yazık ki her ay konuşmaya devam ederiz.

Güvenilir gıdaya yeterince, kolay ve sürekli ulaşmak tüm yurttaşların hakkıdır. Gıdaya erişim bir sorun ve endişe kaynağı olmaktan çıkarılmalıdır. En temel ve ertelenemez ihtiyaç olan gıdanın, herkes için kolayca, yeterince ve sürdürülebilir şekilde erişilebilecek duruma getirilmesi elzemdir. Başta iktidar olmak üzere yetkili tüm kurum ve kuruluşları asli görevlerini yerine getirmeye ve çözümün bir parçası olmaya davet ediyoruz.


TARIM PLATFORMU

Okunma Sayısı: 39