TMMOB 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ETKİNLİĞİ

TMMOB 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ETKİNLİĞİ
MERKEZ
09.03.2026
 

TMMOB, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla 8 Mart 2026 Pazar günü bir dizi etkinlik düzenledi.

Etkinlik, saat 12.00’de Kuğulupark’ta gerçekleştirilen enstalasyon çalışmasıyla başladı. Hazırlanan enstalasyon aracılığıyla, kadın emeğinin görünürlüğüne ve kadınların çalışma yaşamındaki mücadelesine dikkat çekildi. Çalışma, kadınların üretimdeki katkısını ve dayanışma ruhunu simgesel bir anlatımla izleyicilere aktardı.

Enstalasyon çalışmasının ardından saat 14.00’te basın açıklaması yapıldı ve Yüksel Caddesine yürüyüş düzenlendi.

Etkinliğe ODA Yönetim Kurulu Yazman Üyemiz Özgür Cemile GÖKTAŞ KÜÇÜK de katıldı. Yapılan basın açıklamasında, laikliğin aşındırıldığı, hukukun dini referanslarla yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı bir zeminde kadınların eşitliğinden söz edilemeyeceğine vurgu yapıldı.

TMMOB Kadın Çalışma Grubu basın açıklaması;



LAİK, EŞİT VE ÖZGÜR BİR YAŞAM İÇİN BURADAYIZ

8 Mart, yalnızca bir anma günü değil; eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesinin tarihsel birikiminin simgesidir.
Kadınların çalışma yaşamında, kamusal alanda ve toplumsal hayatta eşit yurttaşlık talebiyle verdiği mücadele, bugün de güncelliğini ve yakıcılığını korumaktadır. TMMOB’li kadınlar olarak, mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı alanlarında yürüttüğümüz mesleki faaliyet ile toplumsal sorumluluğumuzu birbirinden ayrı görmüyor; bilimin ve tekniğin ışığında eşit bir geleceğin kurulmasının zorunlu olduğunu savunuyoruz.

Bugün Türkiye’de kadınların yaşam hakkı, ekonomik bağımsızlığı ve eşit yurttaşlık statüsü siyasi iktidarın giderek derinleşen gerici politikalarıyla kuşatılmaktadır. Cumhuriyet’in kamusal akla, bilime ve laikliğe dayanan birikimi sistemli biçimde tasfiye edilirken, kadınların tarihsel kazanımları da hedef haline getirilmektedir.

Kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi ve yaşam hakkının güvence altına alınması amacıyla kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı ve şiddete karşı koruyucu ve önleyici tedbirleri düzenleyen 6284 sayılı Kanun’un etkin biçimde uygulanmaması, kadınların yaşam güvencesini zayıflatan bilinçli siyasal tercihlerdir. Oysa şiddetle mücadele, yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, kamusal sorumluluğun ve sosyal devlet ilkesinin gereğidir. Mevzuatın tasfiyesi ya da etkisizleştirilmesi, kadınların yaşam hakkını doğrudan tehdit eden sonuçlar doğurmaktadır.

Nafaka hakkının sınırlandırılması, aile arabuluculuğu adı altında şiddetin görünmez kılınması, miras hukukuna dönük müdahaleler; kadınları yeniden aile içine hapseden ve ekonomik bağımlılığı derinleştiren bir düzen inşasının adımlarıdır.

Aynı doğrultuda, LGBTİQ+’ların varoluşunu hedef alan; ayrımcılığı meşrulaştıran, nefret söylemini ve şiddeti körükleyen politikalar da toplumsal eşitliğe yönelmiş açık bir saldırıdır. Bu politikalar, yaşam hakkını, ifade özgürlüğünü ve eşit yurttaşlık ilkesini hedef almakta; farklı kimlik ve yönelimleri kamusal alandan dışlamayı amaçlayan gerici bir toplumsal mühendislik anlayışının parçası olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bizleri hiçe sayan bu düzende yaşamayı kabul etmiyoruz!

Biliyoruz ki; haklarımızın bir bir elimizden alındığı, laikliğin aşındırıldığı, hukukun dini referanslarla yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı bir zeminde kadınların eşitliğinden söz edilemez. Laiklik, kadınların özgürce var olmasının ve haklarının güvence altına alınmasının temelidir; bu temel zayıflatıldığında hedef alınan doğrudan kadınların yaşam güvencesidir.

Bugün kamusal kaynaklar ve siyasal destekle büyütülen tarikat ve cemaat yapılarının yarattığı karanlık tablo da bu gerilemenin en acı ve en somut sonuçlarını göstermektedir. Bir tarikata karşı kendisini ve kızını korumaya çalışırken yaşamlarını yitiren Fatmanur Çelik ve kızı, bu karanlığın kadınların hayatına nasıl mal olabildiğinin en son örneği olmuştur. Bu olayın ardından adalet duygusunu güçlendirecek bir yargı sürecinin işletilememesi ve sorumluların hesap vermediği bir tablonun ortaya çıkması, kadınların yaşam hakkını tehdit eden bu gerici örgütlenmelerin nasıl bir cezasızlık iklimi içinde büyütüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

Bir kez daha vurguluyoruz ne haklarımızdan ne de yaşam güvencemiz olan laiklikten vazgeçiyoruz. Biliyoruz ki laiklik, başta kadınlar olmak üzere tüm ezilenlerin ve ötekileştirilenlerin can simididir. Cumhuriyet’in eşitlikçi ve aydınlanmacı birikimini tasfiye etmeye dönük her girişimin karşısındayız. Haklarımızı geriye götüren hiçbir düzenlemeyi kabul etmeyecek, laik ve eşit bir yaşam mücadelesinden geri adım atmayacağız.

Bu gerici politikalar yalnızca hukuki metinlerde değil, yaşamımızın dört bir yanında, çalışma yaşamında ve meslek alanlarımızda da kendini göstermekte; mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı alanlarında da yapısal bir dışlanma biçiminde karşımıza çıkmaktadır. İşe alım süreçlerinde cinsiyetçi kriterler, terfi mekanizmalarında görünmez engeller, ücret eşitsizliği ve mobbing uygulamaları sistematik bir soruna işaret etmektedir. Aynı eğitimi almış, aynı sorumluluğu üstlenmiş, aynı projelere imza atmış olmamıza rağmen daha düşük ücretle çalıştırılmayı ve karar mekanizmalarından dışlanmayı kabul etmiyoruz. Güvenli ve güvenceli çalışma ortamları temel bir haktır; taciz ve ayrımcılık karşısında sessizlik bir seçenek değildir. Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı alanları hiçbir cinsiyetin tekelinde değildir.

TMMOB’li kadınlar olarak; yaşam hakkını, laikliği, eşit yurttaşlığı ve mesleki onurumuzu savunmaya devam edeceğiz. Haklarımızı geriye götüren her girişimin karşısında duracak; bilimin, aklın ve kamusal yararın rehberliğinde eşit bir gelecek mücadelesini sürdüreceğiz.

Laik, demokratik ve eşit bir Türkiye için;
8 Mart’ta da her gün olduğu gibi buradayız.

Yaşasın kadın dayanışması.
Yaşasın 8 Mart.
Yaşasın TMMOB.

 

Okunma Sayısı: 36
Fotoğraf Galerisi