YENİ ANKARA GAZETESİ: ZİRAİ DON, ŞAP HASTALIĞI, YANGIN… 2026'DA BU ÜRÜNLERİ BULMAK İMKÂNSIZ OLACAK!- 18 OCAK 2026

YENİ ANKARA GAZETESİ: ZİRAİ DON, ŞAP HASTALIĞI, YANGIN… 2026'DA BU ÜRÜNLERİ BULMAK İMKÂNSIZ OLACAK!- 18 OCAK 2026
MERKEZ
19.01.2026

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez, kemer sıkma politikalarının üreticiyi ciddi şekilde zorladığını belirterek, “Yetersiz destekler ve baskılanan alım fiyatları, üretimde düşüşü hızlandırıyor. Tarımsal üretim alanları korunmadan sürdürülebilir üretim yapılamaz.” dedi.

 
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez, 2026 yılına girilirken tarım ve üretim planlamasına dair Yeni Ankara’ya özel değerlendirmelerde bulundu.

“2025’İN ZORLUKLARI 2026’DA TEKRARLANABİLİR”

2026 yılına girerken tarım ve gıda alanındaki zorluklara dikkat çeken Suiçmez, “2025 yılı tarım açısından oldukça zorlu geçti. Don, kuraklık, şap hastalığı, yangınlar, kahverengi kokarca ve kuş gribi gibi olumsuzluklar, bitkisel ve hayvansal üretimde uzun yıllar sonra ciddi düşüşlere yol açtı. Böylesine olağanüstü koşullarda, zirai dona bağlı olarak meyve üretimlerinde yüzde 70’in üzerinde kayıplar yaşandı ve ihracat gelirimiz düştü. Gelecek yılda da üretici gelirlerinin, verim ve kalite düzeyinin düşmesi beklenmektedir. Ayrıca, çiftçi kayıt sistemine yönelik belirli ödemeler de kayıpların uzun vadeli etkilerini gidermek için yeterli değildir. Kuraklığa karşı sadece TARSİM kapsamındaki ödemeler yapılmaktadır; ancak bu, buğday, bakliyat, mercimek, ayçiçeği ve pek çok üründe yaşanan ciddi kayıplar karşısında yetersiz kalmaktadır. Tüm bu koşullar, çiftçilerin 2026 yılı için üretim yapmasını zorlaştırmaktadır.” şeklinde konuştu.

“GIDA ENFLASYONUNDA BİRİNCİYİZ”

Enflasyonun yüzde 30’a yaklaşırken gıda enflasyonunun yaklaşık yüzde 28 seviyesinde olduğunu ve Türkiye’nin bu alanda dünyada üst sıralarda yer aldığını belirten Suiçmez, “Kuraklığın olmadığı yıllarda da gıda enflasyonunda birinciysek, bunun nedeni üretim maliyetlerini düşürmeden ve üreticinin kar etmesini sağlamadan tarımı yürütmeye çalışmamızdır. 2026 için açıklanan 167 milyar TL’lik tarım destek bütçesi, geçen yılki 135 milyar TL’ye göre artış göstermesine rağmen enflasyonun altında ve yetersizdir. Üstelik ödemelerin de geç yapılması beklenmektedir. Artık üretim maliyetlerini düşüren, üreticinin kâr ettiği ve üretimde kalabildiği bir tarım ve ekonomi modeline geçmek bir zorunluluk.” ifadelerine yer verdi.

“ENFLASYON VE KEMER SIKMA POLİTİKALARI ÜRETİCİYİ ERİYOR”

Suiçmez, şunları söyledi:
“Enflasyon karşısında üretici eriyecek. Alım fiyatları belirsiz, üretici kâr edemiyor ve kemer sıkma politikaları bu durumu daha da derinleştiriyor. 2026’da da devam edecekse ki uygulanan kemer sıkma politikası bunu göstermektedir. Yetersiz destekler ve alım fiyatındaki baskı, üretimde düşüşü hızlandıracaktır. Bu durum, çiftçinin yaşlanması ve üretim alanlarının kaybının artmasıyla sonuçlanacaktır. Tarımsal üretim alanları korunmadan üretim yapılamaz. İklim Kanunu ile meraları ve ormanları korumayı gündeme getirip, daha sonra aynı alanları enerji ve maden yatırımlarına açmak büyük bir çelişkidir. Bu nedenle, ülkemizde tarım, gıda ve doğa alanlarında yaşanan sorunların temel nedenini politik tercihlerde görmekteyiz. İlk kez tarım sayımı 2021 yılından sonra 2025’te yapılmış ve 2026’da açıklanacak gerçekçi veriler olmadan tarımsal üretim planlaması şu anda başarısız konumdadır.”

“ÜRETİCİ KÂR ETMEDEN SÖZLEŞMELİ MODEL ÇIKMAZ”

Üretim maliyetlerinin düşürülmeden ve üretici kâr etmeden alanda kalınamayacağını belirten Suiçmez, “Tip sözleşmeler hazırlanmış olsa da, sanayici, tüccar veya ihracatçı sözleşmeye uymazsa üretici kaybetmektedir. Bu nedenle sözleşmeli üreticilik modeli çıkmazdadır. Sağlıklı veriler, gerçekçi tarım sayımı sonuçları ve yönlendirici destekler, su kısıntılarını da kapsamalı; sulama maliyetleri ve elektrik fiyatları düşürülmeli, kapalı sulama sistemleri kamu eliyle hızla tamamlanmalıdır. Bu ortam sağlanırsa üreticimiz üretime devam edebilir. Asgari ücretin açlık sınırında, yeni asgari ücretin ise yoksulluk sınırının altında olduğu bir ortamda denetimler yetersiz kalmakta ve tüketici geliri artırılamadığı sürece sağlıksız ürünlerin tüketimi devam edecektir.” dedi.

Şap hastalığı nedeniyle ilk kez 81 ilde hayvan pazarlarının kapatıldığını, ne kadar hasar oluştuğunun ise henüz açıklanmadığına işaret eden Suiçmez, “Buna yönelik herhangi bir ödemenin yapılmadığı bir ortamda üreticiler zor durumda bırakılmıştır. Dünya genelinde kişi başına en pahalı et Türkiye’de tüketiliyor. Ülkemiz aynı zamanda en çok et ithal eden ikinci ülke konumundadır. Bütün bunları sadece iklimsel olaylara bağlamak kolaycılıktır. Üretici uzun zamandır yeterli destek alamıyor. Destekler geç ödeniyor, girdi maliyetleri yüksek ve alım fiyatları baskılanıyor. Tedarik zincirinin kısaltılmaması ve halkın açlık sınırında yaşamaya mahkûm edilmesi, tarımın ekonomi içindeki yerini yeniden tartışmayı zorunlu kılıyor.” diye aktardı.

“SÜT VE ET ÜRETİMİNDE KRİTİK SORUNLAR”



Suiçmez, 2025 yılı tarım ve hayvancılık verilerini değerlendirerek 2026 yılı için şu uyarılarda bulundu:

“2025, Avrupa Birliği’nin erken uyarı sistemi kapsamında pestisit ve aflatoksin kontrollerinin öne çıktığı, ziraat mühendislerinin elektronik ortamda reçete yazacağı sisteme geçişin ilan edildiği bir yıl oldu. 2025, çiftçilerin gelirinin en düşük olduğu bir yıl oldu ve sorunlar devam ediyor. Çiğ süt referans fiyatı, üreticilerin kâr ederek üretime devam etmesinin ön koşuludur. Aralık 2025’te maliyeti 19,06 TL olan çiğ süt için referans fiyat 19,60 TL olarak açıklanmış, ancak Ocak ayında 22,22 TL’ye yükseltilmiştir. Maliyetlerin altında kalan üretim ve fiyat belirsizliği, süt üreticisinin alandan çekilmesine yol açmaktadır. “İthalat çözüm değildir. Geçen yıl 520 bin büyükbaş hayvan iptal edilmiş, yeni bir ithalat ihalesi açılmıştır, ancak rakam henüz belli değildir. Ot ve yem sorunları çözülmeden çiğ süt fiyatlarının maliyetin üstünde açıklanmaması üreticiyi zor durumda bırakmaktadır. Ancak umutsuz değiliz. Uygun ekonomi politikaları, tarımdaki desteklerin artırılması ve yıl içinde ödenmesi, kuraklık, dolu ve şap hastalığı gibi olağanüstü durumlara yönelik ek tarımsal paketlerin açıklanması, sağlıklı verilerle planlama yapılması ve tarımın liyakatli kadrolar ile kamu denetimiyle yürütülmesi durumunda, 2026 ve sonrası için sorunları kademeli olarak çözebiliriz.”

Haber kaynağına ulaşmak için lütfen TIKLAYINIZ. 

Haber: Büşra SAĞLAM

Büşra Sağlam

Okunma Sayısı: 59